
Robert De Niro
Father Des Spellacy

De Niro (Katolik bir rahip) ve Duvall (bir cinayet dedektifi), genç bir fahişenin vahşice öldürülmesinin ardından yıllar sonra yeniden bir araya gelen kardeşleri canlandırıyor.

Robert De Niro
Father Des Spellacy

Robert Duvall
Det. Tom Spellacy

Charles Durning
Jack Amsterdam

Kenneth McMillan
Frank Crotty

Ed Flanders
Dan T. Campion

Cyril Cusack
Cardinal Danaher

Burgess Meredith
Msgr. Seamus Fargo

Rose Gregorio
Brenda Samuels

Dan Hedaya
Howard Terkel

Gwen Van Dam
Mrs. Fazenda

Thomas Hill
Mr. Fazenda

Jeanette Nolan
Mrs. Spellacy

Jorge Cervera Jr.
Eduardo Duarte
Susan Myers
Bride

Louisa Moritz
Whore

Following the release of Part III in 1990, Coppola, Barry Malkin, and Walter Murch edited the three films into chronological order to create this nearly ten-hour epic, incorporating scenes not part of the theatrical releases.

Kadınlara düşkün uyuşturucu bağımlısı bir polisin sıradışı maceralarını anlatan filmde, Harvey Keithel'ın performansı gerçekten görülmeye değer. Polis örgütünde görevli bir teğmen, uyuşturucu satar, hayat kadınlarıyla ilişki kurar ve genç kızları elde etmek için mevkiinden yararlanmak ister. Harvey tecavüze uğrayan bir rahibe ile ilgili soruşturmayı yürütürken kendi yaşam biçimini de sorgulamaya başlar. Büyük oyuncu Harvey Kietel'in adeta "one-man-show"a soyunduğu, oldukça sert ve sarsıcı bir film. Rüşvet alan, ahlaksız, üçkağıtçı, esrar bağımlısı ve kumarbaz bir polisin, sona doğru hızla yuvarlanışını anlatan film, epey tepki toplayan görüntüleri televizyonlarda epey makaslanmıştı. Tecavüze uğrayan bir rahibenin davasını araştıran polis kahramanımızın iç dünyasında yaptığı yolculuk gerçekten etkileyici...

2 Mart 1963. İki çavuş, Campbell ve Hettinger, şüpheli bir araçta rutin bir kontrol gerçekleştiriyor. Ancak iki küçük suçlu paniğe kapılıyor ve polisleri kaçırıyor. Uzak bir soğan tarlasında çıkan çatışmada Campbell acımasızca öldürülüyor. Hettinger ise daha şanslı - kaçmayı başarıyor. Onun ifadesi sayesinde iki katil de hızlı bir şekilde yakalanıyor. Uzun ve yorucu bir dava süreci başlıyor. İki sanık, hapishanede hukuk bilgisi ediniyor ve kararı yıllarca ertelemeyi başarıyorlar. Bu sırada Hettinger, giderek artan suçluluk duygularıyla boğuşarak, adeta cehennemi yaşıyor...

Genç ve başarılı bir banker olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir. İşkence, tecavüz, dayak dahil her türlü kötü koşulun hüküm sürdüğü hapishane koşullarında, Andy'nin hayata bağlı ve her daim iyi bir şeyler bulma çabası içindeki hali, çevresindeki herkesi çok etkileyecektir. Bir süre sonra parmaklıkların arkasında bile özgür bir yaşam olabileceğine bütün mahkumları inandırır. Bu mahkumlardan biri olan Ellis Boyd "Red" ve Andy, unutulmaz bir dostluk kurarak hapishaneyi bambaşka bir yer haline getirirler.

Mario Puzo'nun çok satan kitabından Puzo ve yönetmen Francis Ford Coppola tarafından sinemaya uyarlanan eser, 40'lar ve 50'lerin Amerika'sında, bir İtalyan mafya ailesinin destansı öyküsünü konu alıyor. Corleone ailesi, Don Vito Corleone'nin başında olduğu, suça dayalı bir örgüt kurmuş olan İtalyan asıllı meşhur bir ailedir. Aile, New York'taki diğer dört aileyle birlikte New York'un yeraltı işlerini yönetmektedir. Ancak Corleone ailesini diğerlerinden ayıran özelliği, Don Corleone'nin cebinde bozuk para gibi taşıdığı politikacılar ve yargıçlardır. Politikacılar ve yargıçlarla olan bu yakın ilişkileri diğer ailelerin açamadığı kapıları açabilmesini sağlamaktadır.


Kendine çok güvenen, başarılı avukat Martin Vail, bir psikoposun öldürüldüğü cinayet davasında yargılanan ve cinayet bölgesinden kaçarken yakalanan Aaron'u savunmaya karar verir. Medyanın da ilgi odağı bu davadadır. Dava aynı zamanda bir takım yolsuzlukları da ortaya çıkarabilecektir ve davanın savcılığını da Martin'in eski kız arkadaşı yapmaktadır. Martin'in bu davayı kazanması hukuk çevrelerince imkansız gibi görülmektedir. Dava görgü tanıklarının odada üçüncü bir kişi olduğu yönündeki çelişkili ifadelerinden dolayı daha da karmaşık bir hal alır. Hukuk sistemini sorgulayan "adalet," "suçlu" ve "masum" kavramlarının gerçekliğini araştıran Edward Norton'a bu filmdeki performansından dolayı birçok filmin kapısını açacak olan "İlk Korku" sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir.

Oscar'lı oyuncu Ben Affleck’in ilk yönetmenlik sınavı olan bu filmde Boston yeraltı dünyasının en çirkin, en tehlikeli/belalı kesimlerinde kaçırılan küçük bir kız çocuğunu bulmaya çalışan iki dedektifin öyküsü anlatılıyor.Film, “Mystic River”ın da yazarı olan Dennis Lehane’nin romanından uyarlanmış, senaryosunu ise Ben Affleck ile Aaron Stockard birlikte oluşturmuşlar.

Yönetmen John Hillcoat'un bu Büyük Buhran döneminde geçen suç filminde, üç isyankar içki kaçakçısı kardeş ele geçmesi zor Amerikan Rüyasına ulaşabileceklerini fark eder... Güçlü şehir gangsterleri kardeşlerin çabalarının ödüllerini toplarken, onlar hayallerini gerçekleştirmek için mücadele eder. İçki yasağının en hassas döneminde, taşralı bir genç olan Jack Bondurant "1 Numaralı Halk Düşmanı" olma hayaliyle, gangster yaşam tarzının sunduğu olanaklardan yararlanır. Ailesinin yasadışı alkol üretimini büyüterek, bir yandan güzel bir Amiş kızı olan Bertha'nın sevgisini kazanmaya çalışırken, bir yandan da büyük bir suç imparatorluğu kurmayı planlamaktadır. İnsanları korkutan bir yapıya sahip ağabeyi Howard'ın desteğini alan Jack de istediği işi yaptıracak kas gücüne sahiptir. Ancak onları yönlendirecek bir lidere ihtiyaçları vardır. Bu sorumluluk ağabeyleri Forrest'a yüklenir..

Oğlu ortadan kaybolan dul bir adam, olayla bağlantılı bir seri katili yıllar önce yakalamış olan emekli dedektif babasından yardım ister.

Finestkind, farklı dünyalarda büyüyen ve kader dolu bir yaz döneminde yetişkin olarak yeniden bir araya gelen iki kardeşin hikayesini konu ediyor.Tom ve Charlie, farklı dünyalarda büyüyen üvey kardeşlerdir. Yıllar sonra yeniden bir araya geldiklerinde çaresiz koşullar onları Boston'daki şiddet yanlısı bir suç çetesiyle anlaşma yapmaya zorlar. Mabel oraya giderken tehlikeli bir şekilde iki cephe arasında kalır. Fedakarlıklar yapılmalı ve kardeşler, arkadaşlar, sevgililer ile bir baba ve oğlu arasındaki bağlar en üst düzeyde teste tabi tutulmalıdır.

Joanna Crane (Kathleen Turner) gündüzleri işkolik bir moda tasarımcısıdır. Geceleri ise, China Blue adını alır ve Los Angeles sokaklarını arşınlayan edepsiz bir fahişe kılığına bürünür. Ancak peşinde bir özel dedektifin (John Laughlin) ve fanatik bir rahibin (Anthony Perkins’in inanılmaz oyunculuğu ile akıllara kazınıyor) olduğunu öğrendiğinde Joanna’nın, yozlaşmış ikili hayatını sürdürmesi zorlaşır. Çılgınca tutkuların ve kutsal takıntıların yönettiği bir dünyada, herhangi bir kadın en tehlikeli duygularını deneyimleyebilir mi?


Mumbai Polis Teşkilatı Organize Suçlarla Mücadele Kıdemli Müfettişi Shivani Shivaji Roy, sınırsız cesaret ve dürüstlüğe sahiptir. Çocuk kaçakçılığı mafyasının başı, Shivani ailesinin çok sevdiği bir sokakta çiçek satan genç bir kızı Pyari'yi kaçırma hatasına düşer ve burada kızları gibi muamele görür. Pyari birkaç gün ortalıkta görünmediğinde, Shivani ona bir şey olduğunu anlar. Bir kız arayan Shivani, gerileme ve ahlaksızlık, acımasız arzular ve çocukların sömürüldüğü bir dünyayla yüzleşmek zorundadır.

Polis korkunç bir şekilde öldürülmüş genç bir kız bedeni bulur. Bu cinayet soruşturmasını Joe Fairburns (Paul Bettany) ve Chrissie Fairburns ile amirleri Robert (Mark Strong) üstlenir. Ekip önce baş şüpheli olan seks suçlusu Jason Buliegh'i sorgulayacaktır. Jason'ı gözaltından çıkarmak zorunda kalan Fairburn kardeşler bir itirafta bulunmasını sağlamak için olayları kendi kendilerine halletmeye çalışırlar. Bu sırada, Joe ve Crissie'nin eski bir polis şefi olan babası Lenny Fairburns (Brian Cox) oğullarını birbirinden ayırmaya başlayan ölümcül trajedi karşısında sessiz kalır. Joe geçmişte işlenen suçlarla şimdi işlenen suçlar arasında saplantılı bir tutum geliştirirken, açıklanmamış sırlar ve dillendirilmeyen şüpheler belirsizliği arttırır...

Brian De Palma 1980’li yıllarda üç saatlik bir şölene dönüştürdüğü Tony Montanalı SCARFACE hikâyesini yakın tarihe kadar bir gizem olan 1931 yapımı SCARFACE filminden aktarmıştır. Hayatı sinema filmine konu olan Howard Hughes, senaryo yazarı Ben Hecht ve Amerikan sinemasının efsane yönetmenlerinden Howard Hawks’ın 1931 yılında gerçekleştirdikleri bu eser “Klasik” ve “Yön verme” vasıflarını hak eden bir çalışmadır. Eserin ana fikri Tony Guarino isimli karaktere dayandırılan Armitage Trail’in aynı isimli romanına dayanmaktadır.Ufak işlerde pişen Sicilya kökenli serseri Tony Camonte, dağlı teknikleri ve megaloman seviyede ki kazanma hırsıyla Chicago Yeraltı Dünyasının en büyüğü olmaya yemin etmiştir. Bu yolda da kendi patronundan şehri yönetenler kulübünün üyelerine herkes birer araçtır. Sırası gelenler bu hırstan kendine düşen payı alacak ve hastanede ki suikast sahnesinde olduğu gibi bir buket çiçek ve kurşunla şehirden ve hayattan uğurlanacaktır.

Ormanın yakınında kardeşi ile birlikte oynayan 11 yaşındaki Mark’ın bir intihara tanık olmasıyla başlar. İntihar eden kişi mafya avukatıdır. Cesedi bulan polis ve FBI, avukatın intihar etmeden önce Mark ile konuştuğundan şüphelenir. Hükümet adına çalışan Roy Foltrigg olayı aydınlatmakta kararlıdır. Ancak mafya Mark’ı tehdit eder. Eğer konuşursa ailesi ve kendisi öldürülecektir.

Ludlow kendi dünyası ile sokaklar arasındaki uçurumu hiçbir zaman aşmamış kıdemli bir polistir. Ancak karısını kaybettikten sonra hayatı keyifsiz, karanlık ve ölümcül bir hâl alacaktır. Görev aldığı polis departmanında yozlaşmaları fark eden Ludlow, partnerinin ölümü ile ilgili dosyada araştırma yaparken, tüm hayatını adadığı ve kendisinin de içinde bulunduğu teşkilâta başkaldırmak zorunda kalır.

Dedektif Lloyd Hopkins, Los Angeles Polis Departmanında görev yapan, işine takıntılı ve sıra dışı bir polistir. Bir cinayet vakasını araştırırken, olayın yalnızca tek bir suçtan ibaret olmadığını fark eder. Araştırmaları, şehrin farklı noktalarında işlenmiş bir dizi vahşi cinayetin arkasında bir seri katilin olduğunu ortaya çıkarır. Hopkins, katilin peşine düşerken hem mesleki hem de kişisel hayatı çalkantılarla doludur. Ancak karanlık bir zihinle karşı karşıya olduğunun farkında olan Hopkins, adalet için sınırları zorlamaktan çekinmez. Bu süreçte kendi ahlaki değerlerini ve polislik yöntemlerini sorgulamaya başlar.

1949 Los Angeles kenti zalim ve doğuştan kalpazan Mickey Cohen'in kontrolü altındadır. Uyuşturucu, silah ve kadın ticaretini tek elden yürüten Cohen, güçlü mafya adamlarının yanı sıra yerel polisi ve hatta politikacıları da arkasına almıştır. Los Angeles Polis Departmanında kimse karşısına çıkmaya cesaret edemezken birimie dışardan destek vermekle görevlendirilen Teğmen John O'Mara ve Jerry Wooters, Cohen'in işlerine çomak sokmayı becerebilecek midir?
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir