
Najarra Townsend
Claire

The Stylist, sıradan bir kuaför salonunu tüyler ürperten bir atmosfere dönüştüren bir film. Yalnız ve içine kapanık Claire, müşterileriyle kurduğu yüzeysel ilişkilerin ardında karanlık bir sır taşır; saçlarını kesmekle kalmaz, hayatlarını da ellerinden alır. Bir gelinin düğün hazırlığı, Claire’in takıntısını tetikler ve sıradan görünen günler, giderek daha rahatsız edici bir saplantıya dönüşür. Psikolojik gerilim ve korku unsurlarını birleştiren bu yapım, izleyiciyi Claire’in bozulmuş zihninde sürükleyici bir yolculuğa çıkarıyor. Kendinizi, güzellik salonlarının alışılmış güvenli havasından uzak, kanlı bir kabusun ortasında bulmaya hazır olun.

14 yaşındaki Milo yalnız bir çocuk, Queens'teki yıkık dökük toplu konutlardan birinde ağabeyiyle yaşıyor. Mahallenin delikanlıları tarafından devamlı kötü muamele görüyor; o sekiz yaşındayken evde intihar eden annesinin ölümü yakasını bırakmıyor. Sessiz biri Milo ve insan kanı içmeden edemiyor. Gündüzleri odasında cinayet notları tutarak, geceleriyse sokaklarda av arayarak geçiriyor. Duygulu bir karakter analizi, hüzünlü bir aşk hikâyesi ya da dramı bol bir korku olarak adlandırılabilecek Dönüşüm, Michael O'Shea'yı henüz ilk filmiyle Cannes'a katılma onuruna eriştirdi. Birçok sahnesi New York sokaklarında dolaşan oyuncularının uzaktan çekimleriyle tamamlanan Dönüşüm, kendini yabancı hissederek büyüyen birinin kentin merhametsiz enerjisine hassas ama nihilist bir müdahalesi gibi.

A fraught mother-daughter relationship is put to a terrifying test when the family patriarch dies, and the grieving mother hires a mysterious stranger to bring her husband back from the dead.

Kadınsı duyguların çemberinde gittikçe daralan bir dünyanın, küçücük bir evde yalnız başına yaşamak zorunda kalma kavramıyla özdeşleştiği filmde Carole'u bitmek tükenmek bilmeyen tiksintisini bir an olsun bastırabilmek için öldürmek zorunda kalan bir tür seri katile dönüştürmüştür. Filmde bir güzellik salonunda çalışan Carole, oldukça içine kapanık genç bir kadındır. Bastırılmış cinselliği yüzünden hem özel yaşamında hem de işte dışlanan Belçikalı Carol, Londra'da beraber oturduğu kız kardeşinin evli sevgilisiyle tatile çıkmasının ardından evde tek başına kalır. Carol, korkularına teslim olur ve hayalle gerçekleri ayıramadığı dünyasında tamamen çözülür.

An African American male is imprisoned and placed in solitary confinement after being found guilty of murdering his wife, as he's haunted by internal demons and his dead wife, and pushed to the breaking point by an abusive female guard.

Seri katil bir çift, 17 yaşındaki Vicki’yi kaçırır. Vicki yaşadığı dehşetin içinde kurban pozisyonunu kabullenmez ve çift arasındaki dinamikleri onlara karşı kullanmaya başlar. Ben Young’ın Venedik Film Festivali’nde müthiş bir ilgiyle karşılanan bu ilk filmi 1980’lerde, Avustralya’da geçiyor. Şiddetin ağırlıklı olarak kadraj dışında yaşandığı filmde, psikolojik gerilim janrının kuralları ustaca kullanılırken, tekinsiz atmosfer, ağırlığını hissettiriyor. Güneş ışığının eksik olmadığı coğrafyada yönetmen Young’ın yakaladığı ve izleyiciyi etkisi altına alan karanlık takdire değer.

İki kız kardeş ve anneleri kendilerine büyük teyzelerinden miras kalan evde yaşamaya başlamak için yola çıkarlar. Evde geçirdikleri ilk gece korkunç bir saldırıyla karşı karşıya kalan anne ve kızları, yaşadıkları travma yüzünden kişiliklerini kaybeder. On altı yıl sonra tekrar aynı evde bir araya gelen, Colleen, Beth ve Vera yeniden garip olaylar yaşamaya başlar.

After thugs brutalize a deaf-mute woman, the spirit of an Apache warrior takes over her lifeless body and sets out on a bloodthirsty quest for revenge.

Collingwood ailesi tatil için bir dağ evine giderler. Ailenin kızı Mari, orada Paige ile arkadaş olur. Fakat bir çete tarafından iki arkadaş kaçırılır ve Mari ellerinden kurtulmaya çalışırken vurulur. Çete üyeleri kendilerine sığınacak bir ev ararken tesadüfen Mari'nin ailesinin evini bulur. Herşey ortaya çıktığında failler kurban durumuna düşecektir. The Last House On The Left, 1972 tarihli, Wes Craven imzalı kült korku filminin yeniden yapımı.

A woman wakes up injured in a basement surrounded by corpses. To survive, she pretends to be dead while a grotesque ritual unfolds in the house above.

John Reilly discovers that his family's newly inherited castle in Italy is haunted by a relentless, bloodthirsty creature.

On the surface it's believed to be another urban legend - a supernatural being from the afterlife is violently killing anyone who cheats on their significant other in the small college town of Silvercreek, Pennsylvania. But the town's unusually high suicide rate is finally convincing both locals and college students that everything is not as it seems. When Maeve - a female college student - sleeps with Charlie, the married man of the host family she is staying with, both sense the deadly curse is closing in on them. Unable to get anyone to believe them, Maeve and Charlie seek out a local history student to help find answers and figure out a way to defend themselves. It all comes undone, however, as several people are horrifically killed by the savage being - one-by-one at a rapid pace. Eventually, Maeve, Charlie and the few survivors band together in an attempt to defeat the monster once and for all.

A tale of love and violence when a man on his emotional last legs finds a savior seductively dancing in a run-down strip club. And a life most certainly headed off a cliff suddenly becomes redirected - as everything is now worth dying for.

Cinnet, Alfred Hitchcock'un yıllar sonra sevgili kentine, yani Londra'ya dönüşünü simgeler. Bu dönüş ustaya ilham vermiş gibidir: Kentin son derece başarılı bir fon olarak kullanıldığı, herşeyiyle tipik İngiliz bir seri cinayetler öyküsü izleriz. Film, aynı zamanda Hitchcock filmlerinde görülegelmiş en kanlı cinayet sahnelerinden bazılarını da içerir. Ve bu nedenle kimi eleştirmenlerden "zevksiz" damgasını yer. Sanki biraz da bunu dengelemek için, katilin peşindeki polis komiseriyle eşinin evlerindeki yemek tartışmaları, ustanın mutfak kültürüne olan büyük ilgisinin bir yansıması ve ayrıca başlıbaşına bir mizah unsurudur. Ve film star oyuncuya sahip değilse de tipik İngiliz, birinci sınıf bir takım oyunculuğu içerir.

Senaryosunu Robert Rodriguez ve Quentin Tarantino'nun birlikte yazıp yönettikleri ve yapımcılığını üstlendikleri bu film aslında birbiri ile bağlantısı olmayan iki uzun metrajlı filmin bir arada sunulmasından oluşmuştur. Bunlar Quentin Tarantino'nun yönettiği Ölüm Geçirmez (Death Proof) ile Robert Rodriguez'in yönettiği Dehşet Gezegeni (Planet Terror) filmleridir. Tarantino ve Rodriguez ayrıca filmlerin görüntü yönetmenliğini üstlenmiş ve kurgularını da yapmışlardır. İki film arka arkaya sunulurken araya 4 adet de "sahte film fragmanı"konmuştur. 6 Nisan 2007'de bu şekli ile ABD ve Kanada'da gösterime verildiğinde filmler beklenen gişeyi yapmayınca diğer ülkelerde ayrı ayrı iki film halinde gösterilmelerine karar verilmiştir.

Bir iş görüşmesi için Detroit'e gelen genç bir kadın kiralık bir ev tutar. Ama gece geç saatte geldiğinde eve çifte rezervasyon yapıldığını, yabancı bir adamın zaten evde kaldığını görür. Doğru olmadığını bilse de geceyi orada geçirmeye karar verir ama korkacağı şeyin beklenmedik bir misafirden çok daha fazlası olduğunu kısa sürede anlar.

Birbirinden uzak iki hayatın kesişmesiyle sapkın bir tek gecelik ilişkinin, bir seri katilin kanlı cinayetler zincirine dönüşmesiyle her şey beklenmedik bir biçimde şekilleniyor.

Set in the dark and old Parramatta prison built by the original convicts our lead character Ray a war veteran finds himself serving 18 months for manslaughter after defending his fiance. He soon realizes that the prison boss has it in for him and does everything possible to break Ray even going after his fiance.

Şehir, birbiri ardına ortaya çıkmaya başlayan cesetlerle sarsılmaktadır. Şehrin farklı noktalarında bulunan bu cesetlerin hepsi birbirinden acımasız ve incelikli yöntemlerle öldürülmüştür. Araştırma derinleştikçe bütün kanıtlar tek bir kişiyi işaret etmeye başlar: John Kramer. Ancak bu imkansızdır, zira Kramer 15 yılı aşkın süre önce ölmüştür.

Bir kadın, gecenin köründe ücra bir benzin istasyonuna girerken, gizli bir kan davası olan sosyopat bir keskin nişancının tuzağına düşer. Hayatta kalmak için, sadece onun silah ateşinden kaçıp hayatı için mücadele etmekle kalmamalı, aynı zamanda onu kimin ve neden öldürmek istediğini de bulmalıdır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.







0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir