
Richard Dix
Ralph Harrison


Richard Dix
Ralph Harrison

Leslie Brooks
Kay Morrell

Michael Duane
Jim Calhoun

Mary Currier
Edith Marie Harrison

Mona Barrie
Linda Vail

Ray Walker
Joseph Aloysius 'Joe' Conroy

Claire Du Brey
Laura - Harrison's Servant

John Hamilton
McLaren aka Mac (uncredited)

Byron Foulger
Jorgensen (uncredited)

Ernie Adams

Arthur Space

Fred 'Snowflake' Toones

Charles Trowbridge
Barbara Wooddell

Hapisten yeni salıverilmiş ünlü soyguncu, Alman asıllı suç üstadı Doc Erwin Riedenschneider (Sam Jaffe) Cincinnati'ye gelerek vakit kaybetmeden yeni bir soygunun hazırlıklarına başlar. 'İçerde'yken bir mücevher şirketini soymak için kusursuz bir plan yapmıştır, ama bunun için bir ekip toplaması ve para kaynağı bulması gerekir. Para kaynağı için düzenbaz avukat Alonzo D. Emmerich'e (Louis Calhern) başvurur. Ekibin diğer elemanları ise at çiftliği alma hayalleri kuran İrlanda asıllı meteliksiz kabadayı Dix (Sterling Hayden), soygunda şoförlük yapacak olan kafe sahibi kambur Gus (James Whitmore) ve kasa açma uzmanı Louis'dir (Anthony Caruso). Bir de bu kişiler arasında ara buluculuk yapan at yarışı oynatan kumarhane sahibi Cobby (Marc Lawrence) vardır....

Eddie Kenner is given a special assignment by the Army to get the inside story on Sandy Dawson, a former GI who has formed a gang of fellow servicemen and Japanese locals.

Luther Whitney işinde uzman ve mükkemmeliyetçi biridir. Sessizliğe çok önem verir çünkü yaptıklarıyla böbürlenmek onu hapse düşürecek kadar tehlikelidir: o bir hırsızdır... Yıllarca hapis yatıp çıktıktan sonra, son bir işle jübilesini yapmaya karar verir. Amerika'nın en zenginlerinden Walter Sullivan'ın malikanesine girer. Ama Luther gibi usta bir hırsızı bile şaşırtacak bir şey bu dünyada her zaman bulunur! Ucu beyaz saraya kadar uzanan, çok ama çok önemli bir sır...


A duel between a suspected murderer and a detective pressed by people who want results. But whose skin is really wanted?

Vasat bir beyzbolcu olan Roy Hobbs, kariyerinin sonlarına dogru büyük bir değişim geçiririr. Takımını şampiyonluğa taşırken aynı zamanda geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

A woman fights to convince the police that she witnessed a murder while looking out her bedroom window.

Aynı zamanda başarılı bir ressam ve heykeltraş olan ve 1996 yılında çektiği ilk filmi "Basquiat"la pek çok festivalde ödül kazanan Julian Schnabel'ın Kübalı şair ve yazar Reinaldo Arenas'ın otobiyografik romanına dayanarak çektiği "Karanlıktan Önce", yazarın yaşamını Küba'daki çocukluk yıllarından New York City'deki ölümüne dek geniş bir perspektiften ele alıyor. Arenas babasının annesini terk etmesinden dolayı Küba'da çiftçilik yapan büyükannesi ve büyükbabası tarafından baskı altında yetiştirilir. Küba'da devrim sırasında hem yazar olması hem de eşcinselliği nedeniyle isyancı olarak mimlenir, basit bir sebepten dolayı hapse atılır ve işkence görür. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen yazmaya devam eder. Hapishanede diğer mahkumların mektuplarını yazarken gizlice kendi romanını da yazar ve el altından ülke dışına kaçırtarak bastırır. 1980'de ise sınır dışı edilerek Amerika'ya gider.

Annelerinin alkolikliğinden ve onun kötü erkek arkadaşlarından bıkan iki kız kardeş, annelerini öldürmenin planı yapmaya başlarlar.


Meksikalı iki kardeş olan Paco ve Cruz ile kuzenleri Miklo’nun 70’lerde Los Angeles’ta katıldıkları sokak çetesinin hayatlarında yarattığı büyük değişimler konu ediliyor. Bu üç adamın 80’lerin ortasına kadarki yaşamları gözler önüne seriliyor. Çetenin şiddet uygulamayı zorunlu kılan birtakım işlerine bulaştıktan ve bu vesileyle hapishaneyle tanıştıktan sonra, tepeden tırnağa değişen karakterlerin her biri farklı yollara sapıyor. Böylece birbirlerine olan bağlılıkları da geçmişteki bir anı olarak kalıyor sadece.

’Sonun Başlangıcı’ ve ’Çizgi Ötesi’ filmleriyle yeteneğini kanıtlayan Joel Schumacher’ın yönetmenliğini üstlendiği ’Öldürme Zamanı’, Güney Amerika’da hala süren ırk ayrımı üzerine bir film gibi gözükse de, işin haraketli yönüne ağırlık veren ve dolayısıyla bir macera filmi olarak tanımlanması daha uygun bir yapım. Mississippi’li bir fabrika işçisi olan Carl Lee Hailey, on yaşındaki kızı Tonya’nın gözü dönmüş iki beyaz ırkçı tarafından saldırıya uğraması sonucunda haklı olarak çok sinirleniyor ve bu iki adamı gördüğü ilk yerde öldürmeye teşebbbüs ediyor. Böylece bir anda ’suçlu’ durumuna düşen Carl Lee, Jake Brigance isimli bir avukatı savunma için tutuyor. Jake’e dava sırasında Ellen Roark isimli genç bir hukuk öğrencisi destek oluyor. Birlikte Klan’ın kirli yüzünü, ve 1860’larda çözülmüş olduğu iddia edilen siyah-beyaz ayrımının hala varolduğunu gören Jake ve Ellen, dava sırasında önemli kanıtlara rastlıyorlar..

Mick Haller karizmatik ve yakışıklı bir ceza avukatıdır. Los Angeles’ta Lincoln marka arabasını ofisi olarak kullanmasıyla ünlüdür. Kariyeri boyunca genellikle önemsiz suçlar işlemiş suçluları savunmuştur. Ancak birden bire önüne hayatının fırsatı çıkar; Beverly Hills’in yakışıklı bir zengini cinayetle suçlanmaktadır ve kendisini savunması için Mick’i tutmak istemektedir. Bu kadar basit ve kendisine kolayca para kazandıracak gibi gözüken bu dava bir anda bir ölüm kalım savaşına dönüşür.

Wall Street devi Steven Taylor, sadık bir eş gibi gözükmekteydi. Halbuki değildi.Güzel karısı Emily Bradford Taylor da sadık ve sevgi dolu bir eş gibi gözükmekteydi. Oysa gerçekler çok farklıdır. Steven, Emily'nin aşığını onu öldürmesi için kiraladığında bu kusursuz bir cinayet gibi görünür.Gerçekte öyle değildir. Aslında bu kıvrak gerilim filminde, neredeyse hiçbirşey göründüğü gibi değil. 1954 yılında Alfred Hitchcock'un filme aldığı "Dial M for Murder"dan yola çıkılarak gerçekleştirilen filmde Michael Douglas, Gwyneth Paltrow ve Viggo Mortensen başrolleri paylaşıyor. Klasik yapımı beğenenleri bu filmde birçok sürpriz bekliyor. Steven'ı da. "Kusursuz" planı her sekteye uğradığında işin içinden sıyrılmayı başarır. Peki her olayda bir adım önde olmayı becerebilecek midir?

Allen Interiors’dan sonra yine birbirinden farklı üç kızkardeşin hikayesini anlatıyor. Merkezde Hannah olmak üzere kızkardeşleri Holly ve Lee’nin birbirleriyle ve erkeklerle olan ilişkileri üzerinden giden filmde Allen komediyle dramayı harmanlıyor. Ailenin en mükemmeli ve kızkardeşlerinin kıskandığı Hannah; iyi bir eş, iyi bir kardeş, iyi bir anne ve başarılı bir aktristtir. Lee kendisinden yaşça büyük bir adamla bir ilişki yaşamaktadır. Holly ise hiçbir işinde ve ilişkisinde dikiş tutturamayan en küçük kardeştir. Ancak Hannah’nın hayatı aslında o kadar da mükemmel değildir çünkü kocası uzun zamandır kızkardeşi Lee’ye aşıktır. Bir yandan da Hannah’nın eski kocası Mickey hayatın anlamını aramaktadır. Film; aile, ilişkiler, fedakarlıklar ve en önemlisi de hayatın anlamı üzerine mizahla kavrulmuş derin felsefeler barındırıyor. Ayrıca Woody Allen’a en iyi senaryo dalında oscar kazandırmıştır..

Fransız Devrimi'nin 200. yıl kutlamaları için restore edilmeye başlanan Paris'in en eski köprüsü olan Pont-Neuf, sokağa düşmüş alkolik bir sirk cambazı olan genç Alex'e ev sahipliği yapmaktadır. Başarısız bir ilişkinin ardından çektiği üzüntünün giderek körleştirdiği güzel ressam Michèle sokaklarda Alex'le karşılaşır. Michèle, Alex, diğer bir evsiz olan Hans ile birlikte Pont-Neuf'te umarsız bir hayata başlar. Michèle'in görme duyusu giderek azalırken Alex'e olan bağı da artar. Alex de genç kıza fena halde tutulmuştur ve hastalığının tedavisi mümkün olduğu halde, bencilce de olsa kızın sokaktaki yaşamdan kopmasını istemez.

Film Avustralyalı bir adamın, aynı anda bir kadına ve eroine olan bağımlılığını anlatıyor. Dan ve Candy sanat ile uğraşan insanlardır ve birbirlerine tutku ile bağlıdırlar. Aynı şekilde eroine de. Para bittiğinde eroine kavuşabilmelerinin tek yolu ise Dan'in mentor saydığı hedonist Casper'a başvurmaktır. Aşkı ve yaşamı dibine kadar iliklerinde hissetmek arzusundaki bu ikilinin hayatları giderek karanlık bir tabloya dönüşür. Candy adlı romandan uyarlanan filmin oyuncu kadrosu iddialı. Avusturalya sineması açısından uslubu, görselliği ve uyarlandığı romanın edebi değeri ile harmanlanmış olan film, Requiem for a Dream ile kıyaslanıyor * Bir insanı sevmenin bedeli ne kadar olabilir? Anlatımın ve oyunculuğun da filmin içindeki şiir kadar güzel olduğu film

Amerikalı Vicky ve Cristina İspanya’da bir yaz geçirirler ve gösterişli sanatçı (Javier Bardem) ve onun güzel fakat dengesiz eski eşi (Penélope Cruz) ile tanışırlar. Vicky (Rebecca Hall) evlenmek üzere olan muhafazakar bir kadındır. Cristina (Scarlett Johansson) ise cinsel serüvenlere açık özgür ruhlu bir kadındır. Kaderleri kesişen üç insan arasında doğan aşk ilişkisi kaotik sonuçlar doğuracaktır. Vicky Cristina Barcelona, öyküsünün geçtiği kent olmaksızın düşünülemeyecek bir film olarak karşımıza çıkıyor. Woody Allen aşk ve sanatın sınır tanımazlığını unutulmaz bir hikaye ile hatırlatıyor.

Fakir bir çevrede büyüyen Angel’ın en büyük hayali ünlü bir yazar olmaktır. Ancak kimse, hatta annesi bile onun bu hayaline inanmamaktadır.

Sene 1814, yer Edo, şimdiki adıyla Tokyo... Zamanının eline su dökülemeyecek sanatkarı Tetsuzo, köhne atölyesinde yorulmak nedir bilmez durumda çalışır durur... Kabiliyetini ve inatçılığını babasından alan 23 yaşındaki Oei, sık sık babasının yerine resimleri yapsa da, adını bilen bir elin parmağını geçmez. Mahareti, zaman zaman sorun çıkaracak kadar kuvvetlidir. Yıllar sonra, Avrupa, Tetsuzo'nun engin yeteneğini fark edecek, Renoir'i, van Gogh'u, Monet'i, Klimt'i ve nicelerini mest edecekti. Lakin, bugün bile ona hayatı boyunca destek çıkan, sanatına yadsınamayacak derecede katkı sağlayan kadını kimseler bilmez. Bu, Üstat Hokusai'ın kızının, efsanelere konu olmuş babasının gölgesinde kalan özgür ruhlu kadının, Oei'nin içinize işleyecek hikayesi...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir