
Spencer Tracy
Col. James B. Brewton


Spencer Tracy
Col. James B. Brewton

Katharine Hepburn
Lutie Cameron Brewton

Robert Walker
Brock Brewton

Melvyn Douglas
Brice Chamberlain

Phyllis Thaxter
Sara Beth Brewton

Edgar Buchanan
Jeff

Harry Carey
Doc J. Reid

Ruth Nelson
Selina Hall
William Phillips
Banty

Robert Armstrong
Floyd McCurtin

James Bell
Sam Hall

Robert Barrat
Judge Seth White

Charles Trowbridge
George Cameron

Trevor Bardette
Andy Boggs

Morris Ankrum
A.J. Crane

This film chronicles the life of Lane Frost, 1987 PRCA Bull Riding World Champion, his marriage and his friendships with Tuff Hedeman (three-time World Champion) and Cody Lambert.

Çiftlik sahibi Ryker, Joe Starret’in arazisini istemektedir. Shane, Starret’in arazisinin korunmasına yardımcı olmak için onların yanına yerleşir. Evde kaldığı sürece onun karısını ve çocuğunu etkisi altında bırakır. Halkı topraklarından çıkarmak için gelen Chirs ile efsane silahşör Shane karşı karşıya gelirler. Shane, Chris'i yenince Ryke onu satın almak ister. Shane teslim olmz bu sefer de başlarına Wilson belası açılır. Efsane silahşör tüm vadiyi bu silahlı adamlardan temizlemeye çalışırken, ailenin küçük oğlu Joey ile arasında kuvvetli bir bağ gelişir... Yönetmenliğini George Stevens’ın üstlendiği yapımın başrollerinde Alan Ladd, Jean Arthur, Van Heflin, Brandon de Wilde, Jack Palance yer almaktadır.

Sinemada gösterildiği yıllarda , tartışmalı biçimde, tamamen yanlış anlaşılmalarla dolu ve utanç verici biçimde eleştirilen, ama uzun yıllar sonra şimdi ,sadece Rossellini'nin en iyi filmlerinden biri olarak anılmakla kalmayıp, aynı zamanda modern sinemanın temel elementlerinden biri olarak hak ettiği yeri bulmuştur. Küçük bir ipucu verelim : Bir evlilik, İtalya'ya yapılan bir seyahat esnasında kötüye gider, biz de izleriz.

Günümüz Londra'sında birbirine yabancı iki çiftten birindeki adamın, diğer çiftteki kadınla tanışmasıyla tesadüfler arka arkaya gelmeye başlar. Birbirlerine duydukları anlık hislerse aldatmaları beraberinde getirir.İngiliz bir gazeteci olan Dan, mesleğini çok ciddiye alan ve kariyer yapmak isteyen biridir. Ancak, onun görevi gazetedeki ölüm ilanları yazmaktır. Dan, genç bir striptizci olan Alice'ten etkilenir. Ancak, fotoğrafçı Anna'yla tanışınca, duygularına ve ihtirasına hakim olamaz.

Ağır sanayi işçileri Bill ve Abby güneye doğru daha iyi bir iş bulmak için yola çıkarlar. Yanlarında manevi kardeşleri saydıkları Linda da bulunmaktadır. İki kardeş olduklarını söyleyen Bill ve Abby büyük bir çiftlikte mevsimlik işçi olarak çalışmaya başlarlar. Toprak sahibinin Abby’ye olan duygularının farkında olan ve onun ölümcül bir hastalığa sahip olduğunu şans eseri öğrenen Bill, zengin olmanın yolunu bulduğunu düşünür. Gerçekten de kardeş gibi davranarak çiftlikte kalan ve ardından toprak sahibi ile evlenen Abby, bir süre sonra Bill ve eşi arasında kalmaya başlar. Abby’ye aşık olan Bill ise gün geçtikçe bu evlilikten rahatsızlık duyacak ve olmadık işlere başvuracaktır.

Orson Welles‘in başyapıtlarından “Muhteşem Ambersonlar“, aynı zamanda yönetmenin en talihsiz filmlerinden birisi. Yapımcı firmanın marifetiyle yarısından çoğu kurguda yok edilerek (148 dakikadan 88 dakikaya indirildi) gösterime sokulan “Muhteşem Ambersonlar“, aristokrat bir ailenin çöküşünü ve güç dengelerinin bozulması yüzünden bir anda sınıf düşmesini anlatıyor. George Amberson Minafer (Tim Holt) aristokrat bir ailenin, güç-budalası haline gelmiş oğlu. Bir mucit olan Eugene Morgan (Joseph Cotten) George’un annesine aşık oluyor, ancak kadın çok daha zengin bir adam olan Wilbur Minafer’ın (Donald Dillaway) büyüsüne kapılıyor. Yıllar sonra Eugene şehre geri dönüyor, üstelik yeni bir icadın, otomobilin yaratıcısı olarak... Welles’in ölümünden sonra bilgisayarla renklendirilen filmin kurgusunu ileride birçok başarılı filme imza atacak olan Robert Wise yapmıştı.

20. yüzyılın başlarında Amerika'da yaşanan büyük değişim dönemi sırasında, sessiz ve naif bir hayat yaşayan bir oduncu, aşkı ve kaybı bir arada deneyimler.

Çevresindeki hiç kimseyi umursamayan, kuralları kendisine göre yorumlayarak istediğini yapan Hud, herkesin saygı duyduğu bir çiftçi olan yaşlı babasıyla da sürekli tartışmaktadır. Film, Hud’a büyük hayranlık besleyen ölen ağabeyini oğlu Lon’da çok geçmeden onun entrikalarının farkına varacaktır. Bir dönemi ve o dönemin hızla değişen değerlerini genç jenerasyon üzerinden usta bir dille anlatıyor.

There's a deficit of good, honest women in the West, and Roy Whitman wants to change that. His solution is to bring a caravan of over 100 mail-order brides from Chicago to California. It will be a long, difficult and dangerous journey for the women. So Whitman hires hardened, cynical Buck Wyatt to be their guide across the inhospitable frontier. But as disaster strikes on the trail, Buck just might discover that these women are stronger than he thinks.

Norman Maine,artık yıldızı sönmek üzere olan bir film yıldızıdır.Genelde sarhoş gezen aktör,yine davetli olduğu bir programda,sahnede şovunu sergileyerek,şarkı söyleyen Esther Blodgett`i çok beğenir.Şovdan sonra şarkıcının arkadaşlarıyla kendi aralarında eğlenip,stres atmak için gittikleri kafede Esther`i çok beğendiğini,onda geleceğin yıldızını gördüğünü,ve kendisini yıldız yapmak için yardımcı olacağını söyler.Başta bu söylenenlere inanmakta güçlük çekse de kendisi de günün birinde herkesin seveceği ünlü bir sanatçı olmayı isteyen Esther, aktöre yardımını kabul edeceğini söyler.

Arizonalı emektar bir şerifin karısının öldürüldüğü sırada, olay yerinde bulunan bir meksika göçmeninin üzerinden, hem bireysel silahlanma, hem son yılların en önemli problemlerinden biri olan göçmenlik müessesesine değinen film; bireysel sorularını cevaplandırmak için bu çorak coğrafyayı altını üstüne getiren şerifin mücadelesini anlatıyor!

Nişanlısının öldürülmesinden sonra Wyoming'li bir çiftlik işçisi, onun katilini bulmak için yola çıkar.

Flor Meksika'dan Los Angeles'a daha iyi şartlar için göç etmiştir bir kız çocuk annesidir. Burada John ve Deborah Clansky çifti tarafından evlerine bakıcı olarak işe alındıktan sonra Flor kendisini hem koca bir yabancı dil engelinin, hem kalbinde yeşermeye başlayan bir aşkın, hem gelişme çağındaki kızı Christina'nın sorunlarının hem de Claskylerin ilginç yaşam biçimlerinin ortasında bulur.

Jim Craig has lived his first 18 years in the mountains of Australia on his father's farm. The death of his father forces him to go to the lowlands to earn enough money to get the farm back on its feet.

In the 1800s frontier, Missie Davis is a bright and beautiful schoolteacher whose love for the prairie is matched only by her passion for books. When Missie encounters Grant, a handsome New England railroad executive, she feels as though she's met a hero from one of her novels.

Lt. John Dunbar, İç Savaş boyunca Birlik ordularını tesadüfen zafere götüren bir kahramandır. Doğu sınırında bir görev ister ancak oranın terk edilmiş olduğunu görür. Orada yalnız olmadığını hemen fark eder, "Two Socks" adını verdiği bir kurt ve meraklı bir yerli kabilesi ile karşılaşır. Dunbar, kabiledekilerle hemen arkadaş olur ve yerliler tarafından yetiştirilen beyaz bir kadını keşfeder. Yavaş yavaş bu yerli insanların saygısını kazanır ve beyazlara özgü eski alışkanlıklarını bırakır.

Frank ile April, kendilerini her zaman çok özel, farklı görmüşler; hayatı yüksek ideallerine uygun şekilde yaşamaya hazır ve istekli olmuşlardır. Bu nedenle lüks evlerin sıralandığı bir cadde olan Revolutionary Road'daki yeni evlerine taşındıklarında kendilerini çevreleyen durağan ortamdan bağımsızlıklarını gururla ilan ederler. O dönemin toplumsal sınırlarını belirleyen tuzaklara asla düşmemeye kararlıdırlar. Ancak Wheeler çifti kendilerini hiç beklemedikleri bir durumun tam içinde bulur: Frank Wheeler rutin bir işi olduğu için sinirleri günden güne bozulan yetişkin bir erkeğe dönüşürken April de istek ve tutkularını bastırmaya çalışan mutsuz bir ev kadını olup çıkar. Sonuç ise tıpkı diğerleri gibi hayallerini kaybetmiş tipik bir Amerikan ailesidir.

Yaşadığı sakatlığın sonrasında tenisi bırakmak zorunda kalan Tashi, kendisini bir aşk üçgeninin içerisinde bulur.

Paulette Jiles’in aynı isimli romanından uyarlanan filmde, Amerikan İç Savaşı’ndan 5 yıl sonra, kimi kimsesi olmayan savaş gazisi Yüzbaşı Jefferson Kyle Kidd, kasaba kasaba gezerek okuma yazması olmayan insanlara haberleri okumaktadır. Bir gün Kidd’in yolu, 6 yıl önce Kiowa kabilesi tarafından ebeveynlerinin öldürüldüğü ve onlar tarafından büyütülen 10 yaşındaki Johanna Leonberger ile kesişir. Daha önce hiç deneyimlemediği bu dünyaya düşman olarak büyüyen Johanna’nın hayatta kalan son akrabalarına verilmesi gerekmektedir. Kidd, çocuğu kanunun belirlediği vasilerine teslim etmeyi kabul eder. Acımasız vahşi doğada ikisi de ev diyebilecekleri bir yer bulmak için yüzlerce kilometre yol kat ederken, hem zorlu doğa şartları hem de peşlerine düşen haydutlara karşı mücadele edeceklerdir.

14 yaşındaki kızı Grace'in, çok sevdiği atının sırtındayken kaza geçirmesi üzerine, bir dergi editörü olan annesi Annie, kızının kaderinin atıyla ayrılamaz biçimde bağlantılı olduğunu fark eder ve Atlara Fısıldayan Adamlar olarak bilinen sorunlu atları tedavi etmeleriyle tanınan at uzmanı seyislerden birini bulabilmek amacıyla bir kampanya düzenler. Sonunda Tom Booker (Robert Redford) adlı bir seyisin Montana'da bu işi yaptığını ve çalışmalarıyla adeta efsaneleştiğini öğrenir. Bunun üzerine kızı Grace ile Pilgrim adlı atını yanına aldığı gibi karavanıyla Montana'ya doğru yola çıkar.Tom Booker, bu kaza sonucunda darmadağın olan hayatları kurtarmak için çaba gösterirken şefkatli at bakıcısıyla kızın annesi arasında sevgi çiçekleri filizlenmeye başlayacak ve bunun sonucunda hem harika hem de trajik sonuçlara yol açacak bir aşk doğacaktır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir