
Robert Mammone
Sam

A single day. To challenge the past. To accept the present. To decide the future. Sam arrives in his home town after 18 months away, hopeful that Meg, the girlfriend he abandoned, will go back with him to the city. His return brings the outside world into the parochial confines of the town, provoking mixed reactions which fuel conflict. Meg, heartbroken when Sam left her, has begun an affair with Sam's friend Johnny. On the eve of Sam's arrival, Johnny asks Meg to marry him. The marriage proposal, along with Sam's unexpected return, forces Meg to choose not only between the two men but also the type of life she wants. The conflicting loyalties and emotions generated by the triangle provide the focus for an array of inter-related characters enmeshed in the life of this country town. There is a feeling of impending tragedy as night falls and Johnny becomes increasingly desparate.

1983 ABD yapımı drama, müzikal ve romantik film.Tom Hedley tarafından yazılmış, Adrian Lyne tarafından yönetilmiştir. Başrollerini Jennifer Beals ve Michael Nouri paylaşmaktadır.Film Alexandra Owens'ın hikâyesini anlatmaktadır. Alex Owens geceleri Pittsburgh, Pensilvanya'da bir barda dansçı olarak, gündüzleri ise bir inşaat firmasında kaynakçı olarak çalışmaktadır. Alex Owens'in en büyük hayali önde gelen bir dans okuluna kabul edilebilmektir.

Connie Doyle is eighteen, pregnant and alone. She accidentally ends up on a train where she meets Hugh Winterbourne and his wife pregnant Patricia. The train wrecks and she wakes up in the hospital to find out that it's been assumed that she's Patricia. Hugh's mother takes her in and she falls in love with Hugh's brother Bill. Just when she thinks everything is going her way, her ex-boyfriend shows up.

Val Xavier, a drifter of obscure origins, arrives at a small town and gets a job in a store run by Lady Torrence. Her husband, Jabe M. Torrance, is dying of cancer. Val is pursued by Carol Cutere, the enigmatic local tramp-of-good-family.

Viven ve Roy, lise son sınıfta okuyan iki gençtir. Viven, fizik tutkunu olan başarılı bir öğrenciyken Roy'un oldukça sorunlu bir hayatı vardır. Beklenmedik bir olay ikisinin yollarının kesişmesine ve hayatlarının bambaşka bir hal almasına neden olur.

Laura ve Simon, üniversiteden beri çok yakın arkadaştır. Yıllar içinde, bağlarının sadece platonikten ibaret olmadığını fark ederler. Peki, her şeyi riske atarak başından beri var olan bu aşkı keşfedebilirler mi ve keşfetmeliler mi?

1950'li yılların Harlem'inde genç bir kadın, babasının dükkanında, gelecek vadeden bir saksafoncuyla tanışır. Aşkları, değişen zamanların, coğrafyaların ve profesyonel başarıların ötesine geçen nefes kesici, romantik bir hikayeye dönüşür.

Bir süre önce Diana adlı masum bir kadın, bulunduğu lokantada başlayan bir çatışmada kaza kurşunu sonucu hayatını kaybetmiştir. Diana'nın nişanlısı olan Joe bu acı olay sebebiyle Diana'nın anne babasının yanında yaşamaya başlar. Aile içinde bu trajeidiyi herkes içine atarak olmamış gibi göstermeye çalıştığı için, sorunlar başka şekilde dışarı vurulmaktadır. Yazar olan anne Jojo, artık yazamamakta, babası Ben ise herşeyi görmezden gelmeye çalışmaktadır. Bir taraftan eşinin nişanlısının katilinin ceza alması için çaba gösteren Joe da başka bir kadına ilgi duymaya başlar.

Amerika... 1963 yazı... Catskill Dağları'nda bir yaz kampında dans öğretmenliği yapmakta olan yakışıklı Johnny Castle, iş dışında kalan vakitlerinde diğer dansçılarla dans etmektedir. Kampta ablası ve ailesi ile beraber tatil yapmakta olan ve "Baby" olarak tanınan genç bir kız kendisine eğlence aramaktadır. Gerçekleşen büyük tesadüflerin de yardımıyla Baby, Johnny'e aşık olur ve zamanla onun hem sevgilisi hem de dans partneri olur.

Tek gerçek aşkı olarak gördüğü kadını kaybetmesinin ardından bir bilimkurgu yazarının hayatına birkaç yıl boyunca başka kadınlar girip çıkar.

La Boum dizisinin ilk filminde 13 yaşındaki maceralarına tanık olduğumuz Vic (Sophie Marceau) artık 15 yaşındadır. Geçen iki yılda çok şey değişmiştir. Ayrılmayı düşünen annesiyle babası yeniden bir araya gelmiştir, büyükannesi ise gençlik aşkı ile romantik bir ilişki yaşamaktadır. Ancak Vic aradığı gerçek aşkı bir türlü bulamamıştır. Tam da bu dönemde, bir tren yolculuğunda Philippe ile tanışır. Vic kendini tamamen açabileceği "büyük aşkı sonunda bulmuş olabilir mi? İlk La Boum filmi kadar büyük bir heyecanla karşılanan La Boum 2, Sophie Marceau'nun güzelliği ve yeteneğini sergilediği unutulmaz bir yapım oldu. Ve en az ilki kadar da eğlenceli ve romantik...

Witek, Varşova'ya giden trenin arkasından koşmaktadır. Film, bu koşunun 3 farklı olasılıkla sonuçlanmasının ardından Witek'in hayatının geri kalan kısmının nasıl gelişeceği üzerine varsayımları anlatır.İlki; trene yetişir ve orada dürüst bir komünist ile tanışır. Bundan sonra Parti'nin aktif bir üyesi haline gelir. İkincisi; trene yetişmek için koşarken istasyon görevlilerinden birine çarpar ve çıkan arbede sonucunda tutuklanır. Cezasını çekmek üzere çalışmak üzere gönderildiği parkta, kendisi gibi cezalandırılmış olan karşı görüşlü biriyle tanışır. Böylece karşı tarafın bir üyesi haline gelir.Üçüncüsü; treni kaçırır ve kimse ile tartışmadan yoluna gidecek iken okuldan bir kız ile tanışır. İleride bu kız ile evlenip, okulunu bitirip, bir doktor olarak huzurlu ve apolitik bir hayat sürmeye başlar.

Bayan Daisy, iyi bir yaşamı olsa da kendisini hiçbir zaman zengin görmeyen ve fakir olduğu günleri unutmayan kendi halinde, eski öğretmen olan yaşlı bir kadındır. Daisy, araba kullanma konusunda sürekli sorunlar yaşamaktadır. Bu sebeple, oğlu Boolie, ona bir şoför tutmaya karar verir ve çalıştığı yerde iyi bir iş çıkaran Hoke Colburn'ü annesinin şoförü olarak işe alır. Ancak Bayan Daisy, bir şoföre ihtiyacı olmadığını düşünmekte ve Hoke'u her seferinde azarlamaktadır. Oysa farklı kişiliklere sahip bu iki insanın aslında birçok ortak yönü vardır. Çıktıkları hayat yolculuğunda, ömür boyu sürecek bir dostluk kuracaklardır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında genç ve özgür ruhlu bir kadın olan Vera Philips, İskoç şair Dylan Thomas'a aşık olur. Thomas da Vera ile aynı duyguları paylaşmaktadır, ancak ortada bir sorun vardır. Thomas Caitlin MacNamara ile evlidir. İki kadın arasındaki rekabet birbirlerini tanımaya başladıkça dostluğa doğru evrilir. Vera artık onların evliliklerinin bir parçasıdır ve üçü de bu durumdan çok mutludur. Bu durum Vera'nın genç bir subay olan William ile evlenmesine dek sürer. William'ın aralarına katılmasını istemeyen Thomas'ın duyguları kıskançlığa doğru savrulur.

The new guy in a Los Angeles high school, Morgan, does some singing and fights hotshot Nick over disco dancer Frankie.

James ve Anne dışarıdan bakıldığında mutluymuş gibi görünen bir çifttir James'in, karısının zengin ve çekici komşuları Bill ile ilişkisi olduğundan şüphelenmesiyle evlilikleri sarsılır.

Hayatlarında yön bulmaya çalışan iki tutkulu insan Sebastian ve Mia'nın yolları, Los Angeles'ta trafiğin sıkışık olduğu bir gün kesişir. Her ikisi de sanat tutkunu olan bu iki insan, hayallerini gerçekleştirme yolunda düşe kalka ilerlemektedir. Sebastian Wilder geleneksel jazzın kolonlardan yükseldiği bir kulüp açma hayalinde, Mia Dolan ise kafesinde çalıştığı film platosunda kendine uygun tüm oyunculuk seçmelerine katılarak bir rol kapma telaşındadır. Bu iki insanın kalpleri birbiri için atmaya başladığında ortaya çıkan manzarayı hayat şartları bozacak, onları yavaş yavaş hayallerinden uzaklaştırmaya başlayacaktır.

Elphaba ile Glinda, öğrenciyken tanışırlar. Muhteşem Oz Büyücüsü ile karşılaşmalarının ardından dostlukları ve hayatları çok farklı yollara sapar. Glinda’nın popülerliğe olan arzusu onu kışkırtır ve baştan çıkarırken, Elphaba’nın kendine sadık kalma kararlılığı, geleceği üzerinde şoke edici sonuçlar doğuracaktır. Oz’da yaşadıkları olağanüstü maceraları, sonunda “İyi Glinda” ve “Batı’nın Kötü Cadısı” olarak yazgılarını tamamlamalarını sağlar.

Tek oğlu Esteban’ı yalnız başına büyüten ve ona çok bağlı olan Manuela, bir gece elim bir kazada oğlunu kaybeder. Duygusal bir çöküntü yaşayarak taşındığı Barcelona’da acısını indirmek için iş arayan Manuela, bir yandan da bir oğlu olduğundan habersiz eski kocasını aramaya başlar. Bu sırada eski dostu Agrado ve yeni tanıştığı Rosa ile sıkı bir dostluk kurup yeni bir hayata başlamaya çalışır. Ta ki trajedi kapısını yeniden çalana kadar…

Los Angeles, New York, Paris, Roma ve Helskinki... Birbirlerinden ne kadar uzak olurlarsa olsunlar, bu şehirlerin birçok ortak öğeleri vardır. Bunlardan bir tanesi de elbette ki sokakları gündüz-gece turlayan taksi şoförleridir. Beş şehirde, beş farklı taksi şoförü, müşterileriyle ilginç bir yolculuğa çıkacaklardır. Los Angeles'ta taksiyle evine giderken iş bağlamaya çalışan bir menajer, aradığı yıldızı taksi şoföründe keşfeder… New York'ta palyaçoya benzeyen ve şair gibi konuşan Alman bir taksi şoförü direksiyonu müşterisine bırakır… Paris'te yakışıklı Afrikalı bir adamın taksisine binen kör bir kadın arasında beklemediği bir etkileşim olur… Roma'da arabasına binen rahibe günah çıkarmaya çalışan şoför, müşterisinin ölmek üzere olduğunun farkında bile değildir…

Macera türünün klasikleri arasında gösterilen The Man Who Would Be King, usta sinemacı John Huston’ın yönettiği sürükleyici bir yapım. Rudyard Kipling’in bir öyküsünden esinlenilerek çekilen film, 1880’lerde Hindistan’da geçiyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.




0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir