
Christian Slater
Bob Maconel

Sıradan Bir Gündü, ofis hayatının tekdüzeliğiyle boğuşan Bob’un sıradışı bir dönüşümünü anlatıyor. Küçük ve donuk bir kabinde silik bir çalışan olarak kaybolmuşken, beklenmedik bir olayla kendini bir anda kahraman olarak buluyor. Ancak bu yeni kimlik, Bob’u alıştığı rutinlerden koparıp, gerçek ile hayal arasındaki çizgilerin bulanıklaştığı tuhaf ve duygusal bir yolculuğa sürüklüyor. Christian Slater’ın unutulmaz performansıyla, sıradanlığın ardındaki karmaşık ruh halleri ve insan ilişkilerinin kırılganlığı derinlemesine işleniyor. Sürükleyici, düşündürücü ve duygusal bir anlatı arayanlar için kaçırılmayacak bir film.

Christian Slater
Bob Maconel

Elisha Cuthbert
Venessa Parks

William H. Macy
Gene Shelby

Sascha Knopf
Paula Metzler

John Gulager
Goldie / Maurice Gregory

Jamison Jones
Scott Harper

Michael DeLuise
Detective Soreson
K.C. Ramsey
Jackson

Anzu Lawson
Nancy Felt

David Wells
Ralf Coleman

Sewell Whitney
Derrick Miles

Randolph Mantooth
Dr. Willis

Frankie Thorn
Jessica Light

Tina D'Marco
Nurse

Livia Treviño
Shelby's Secretary

Scott Hastings, Avustralya Dans Federasyonu'nun düzenlediği geleneksel balo salonu dans yarışmasını kazanmayı hedefleyen hırslı ve atletik bir dansçıdır. Partneri Liz, Scott'un başına buyrukluğuna kızıp ekibi terkeder. Bunun üzerine yeni partner arayan Scott, Fran adında acemi bir dansçıyla tanışır. Fran'a güvenmeyen Scott, onun İspanyol ailesiyle tanıştığında ve dans üzerine kurulu kültürlerini tanıdığında fikirleri değişir.

Film, annesinin cenazesi için New Jersey'de doğduğu kasabaya dönen, iş bulmakta zorlanan aktör Andrew'ün öyküsünü anlatıyor. Andrew eski arkadaşlarıyla karşılaşıyor, geçmişiyle yeniden bağlantı kuruyor, psikiyatrist babasının yazdığı ilaçları bırakıyor, sonunda onunla yüzleşiyor, biraz tuhaf ve rahatsız bir kız sayesinde yeniden hissetmeyi öğreniyor.

Gümüş boyalı sokak sanatçısı ve ona aşık olan yumuşak sesli hayvanat bahçesi görevlisi hakkında sıradışı bir romantik komedi...

Ted Morgan, intihar etmeyi aklına koymuş bir gençtir. Ted, intihar etmeden önce son bir şey yapmak ister. Bu da geçmişindeki insanlarla yüzleşmektir, bunun için komedi dolu bir maceraya atılır. Geçmişinde tanıdığı tüm insanlarla yüzleşerek onlarla olan sorunlarını gidermeye çalışır.

Donald (Josh Hartnett) ve isabelle (Radha Mitchell) ender görülen bir otizm alan Asperger Sendromlu ki gençtir. Taksi şoförlüğü yapan Donald, bir hasta buluşmasında Isabelle'le tanışır. Daha ilk buluşmalarında gerçek dünyadan ne kadar farklı dünyalarda yaşadıkları ortaya çıkacaktır. Bu romantik yapımın senaryosunu, 1988'de "Rain Man" filmiyle Oscar kazanan Ron Bass yazdı. Film, gerçek bir hikayeden yola çıkıyor. The Hollywood Reporter Josh Hartnett'ın canlandırdığı rol için Kariyerindeki en iyi rol" diyor. Hartnett'a "Pitch Black deki rolüyle tanındıktan sonra Woody Allen tarafından "Melinda & Melinda" filmine özellikle seçilen ardından da "Silent Hill"deki rolüyle geniş kitlelere ulaşan Radha Mitchell eşlik ediyor.

Ode to Joy’da katapleksi hastalığıyla yaşayan, hayattan hemen hiç zevk alamayan Charlie’nin hikâyesini izliyoruz. Otuzlarının sonuna gelen Charlie mutsuzluk ve donukluk konusunda ustalaşmıştır: kütüphanede çalışır, işe gidip gelirken cenaze marşları dinler ve romantik hislere, özellikle mutluluğa direnir. Ama muhteşem bir karmaşıklığa sahip, hayat dolu Francesca’yla tanışıp ona âşık olmaya...

Harry, a charming house thief, gets more than he bargains for during an attempted burglary when he stumbles upon Daisy and decides to save her from herself, sending both of them into a darkly comedic journey of self discovery and love.

New York sokaklarında aşkı ve kendilerini arayan iki çiftin ihanet ve dostlukla örülü öyküsünü anlatıyor.

Karısından yeni boşanmış, hayat boyu kaybetmeye mahkûm John, bir partide gayet hoş, seksi Molly’yle tanışır. İşler iyi gider, sonra Molly’nin 21 yaşındaki oğlu, filme adını veren Cyrus, sahneye çıkar. Ana-oğul arasında öyle sıkı bir ilişki vardır ki John epey rahatsız olur, ama ikisi arasında kendine bir yer açmak için mücadeleyi elden bırakmaz.

Hudson Milbank başarılı bir senaryo yazarıdır. İlginç bir şekilde aniden hiç bir duygu hissetmediğini fark eder. Doktorlara ve psikiyatristlere gider fakat kimse ona yardımcı olamaz. Golf kanalı, lezbiyenler için egzersiz sınıfları ve her çeşit ilaçla günü kurtarmayı başarır fakat tam anlamıyla sorununu çözülmez. Beraber senaryo yazdığı ortağı da ona yardımcı olmaya çalışır fakat halen bir sonuç alamamıştır. Bir gün Sara ile tanışır ve sonunda tekrar hissedebilmek için ihtiyacı olan motivasyona kavuşur.

Kevin Bacon ve Elizabeth Perkins kendi sohbet programlarının iki sunucusu olarak savaşırken aşkı ve başarıyı bulan rakip gazetecilerdir. Ne yazık ki programlarının başarısının arkasındaki bu sürtüşme, romantizmi de öldürmektedir.

Roger Greenberg, 40 yaşına gelmiş, orta yaş krizinin eşiğinde bir New Yorklu'dur. Bir süre için hiçbir şey yapmamak ve yalnızca hayatını gözden geçirmek için erkek kardeşinin yanına taşınır. Los Angeles'ta yaşamaya başlayan Roger eski dostlarını yeniden arar, grubu yeniden bir araya getirmek ister. Ama hayat herkes için değişmiştir.Kadınlarla ilişkilerinde de aradığını bulamayan Roger'ın tek dayanağı kardeşinin asistanı olan Florence'tır.

1930’ların İtalya’sında geçen filmde hayat dolu bir Yahudi muhasebeci olan Guido Orefice (Roberto Benigni), güzeller güzeli öğretmen Dora’ya (Nicoletta Braschi) vurulur ve tüm engellere rağmen evlenirler. Ardından bir de çocuk sahibi olan çiftin hayatlarındaki tüm pürüzler ortadan kalktığında İkinci Dünya Savaşı patlak verir ve Almanlar İtalya’yı esir alır. Yahudi oldukları için toplama kampına götürüldüklerinde Guido, oğlu Giosué’ye (Giorgio Cantarini) esir kampının ve savaşın bir oyun olarak söyleyecek; oğlu, oyunu başarıyla tamamlarsa ödül olarak çok istediği bir oyuncak tankı hediye edecektir.


Buster Keaton’ın, daha ünlü filmi The General (General, 1927) kadar iyi sayılabilecek, Güneylilerin töreleri üzerine yaptığı usta işi bir taşlama olan Our Hospitality (Konukseverliğimiz), iki aile arasında kökleri eskilere uzanan bir kan davasının saçma cinayetler tarihini anlatan nefis canlandırılmış dramatik bir giriş bölümüyle başlıyor. Bunu asıl öykü izliyor: Buster’ın canlandırdığı Willie McKay, 20’li yaşlarında, New York’ta büyümüş ve kasabasına dönen (ilkel bir trende geçen müthiş komik bir yolculukla) saf bir gençtir. Yolculuk sırasında tanışıp hoşlandığı genç kızla (kanını dökmeye hâlâ yeminli ailenin kızı çıkınca) yakınlaşması yüzünden canından olma tehlikesiyle karşılaşır ve içinden çıkılmaz bir duruma düşer; öte yandan düşmanlarının Güneyli konukseverliği, çatılarının altında olduğu sürece kendisine adabınca davranılmasını gerektirmektedir.

Jessica James'le tanışın! Genç, güzel, esprili ve üstelik başarılı bir yazar! New York'ta yaşayan ve takdir gören bir tiyatro oyunu yazarı olan Jessica James'in önemli bir derdi vardır. 5 yıllık ilişkisi yeni biten Jessica, kendisini bir anda yeni model sosyal medya flörtlerinin içinde bulur! Facebook, Tinder ve OkCupid gibi sosyal medya mecralarında sevgili arayanların arasında oldukça "demode" kalan Jessica James'in yeni flört çağıyla mücadelesini kahkahalarla izleyeceksiniz!

Dün Gece... Winston uyanır, ama önceki geceyi hiç hatırlayamaz, kız arkadaşı da ortalarda değildir. Hemen onu aramaya başlar, ama bu sırada yaşadığı olaylarla yaşamı altüst olur. Yer yer eski "hafıza kaybı" filmlerinden esinler taşıyan bir film

Zavallı Chuck'ın talihsizliği henüz 10 yaşındayken kendisini çok berbat bir şekilde gösterecektir... Zira küçük Chuck, bir kızı öpmediği için lanetlenmiştir. Ve adeta hayatı mundar olan Charlie Kagan’ın bu laneti tüm hayatına sirayet edecektir... Bütün yaşamı alt üst olan kahramanımızla beraber olan her kadın, bir süre sonra çekip gitmektedir. Üstelik, tesadüfün böylesi; bu gidişin ardından doğru kişiyi de bulmaktadır. Charlie ile beraber olan her kadın bir süre sonra hayatının aşkına kavuşmaktadır....

Büyüleyici ve seksi Paris, 1969.... 2001 yılı başlarında bir grup asinin sahip olduğu gizli silahı elde etmek için tehlikeli göreve gönderilen kadın süper casusun nefes kesen macerası... Bilim kurgu tarzı bu filmin setinde yönetmenin Seksi gizli ajan Dragonfly (Angela Lindvall) karakterini oynayan aktrise olan tutkusu ve ön yargısı neticesinde filmin sonu gelmez. Genç Amerikan çaylak film yönetmeni Paul (Jeremy Davies)'u filmde yaşamını belgelemek bütün dürüstlüğü ile bu düşük bütçeli filmi bitirmek için davet edilir ve ona yaşamının şansı verilir. Bütün sorunlara rağmen filmin bütün yetkilerini almayı başarır. Süper bir casus filmi yapmak için bütün inancı ile filme başladığında güzel ve seksi oyuncusunu ayartmak ve hayal gücünün ötesinde ki macerada ona katılmak için bütün riskleri alarak yeni işini tehlikeye sokar.

Stanley Ipkiss, iyi yürekli bir banka memurudur. Bir gün bulduğu antika bir maskeyi takar ve inanılmaz güçlere sahip bir yaratığa dönüşür. Halk arasında Maske diye tanınan kahramanımız, yanlışlıkla Dorian Tyrel adlı bir mafya liderinin hedefi haline gelir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir