
Jennifer Lopez
Lauren Adrian

"Bordertown"
Amerika’yı etkileyen gerçek bir olaydan uyarlanan Bordertown, bir kadının adalet için verdiği hırslı mücadelesinin öyküsüdür. Lauren Frederick (Jennifer Lopez) Chicago Herald’da çalışan hırslı bir gazetecidir. Editörünü (Martin Sheen) etkilemeyi amaçlayan Lauren ona büyük bir hikaye sözü verir ve araştırma yapmak üzere Meksika sınırındaki Juarez’e gider Juarez korkuyla sarılmış bir şehirdir. Yüzlerce yerel kadın vahşi bir şekilde tecavüze uğrayıp öldürülmüşlerdir ve yetkilerden hiçimse bunu dikkate almıyormuş gibi görünmektedirler.

Jennifer Lopez
Lauren Adrian

Martin Sheen
George Morgan

Antonio Banderas
Alfonso Diaz

Maya Zapata
Eva Jimenez

Sonia Braga
Teresa Casillas

Kate del Castillo
Elena Diaz

Randall Batinkoff
Frank Kozerski

Juan Diego Botto
Marco Antonio Salamanca

Irineo Álvarez
Domingo Esparza

Julio Cesar Cedillo
Julio

Zaide Silvia Gutiérrez
Lourdes Jimenez

Rene Rivera
Aris Rodriguez
Karolinah Villarreal
Young Lauren

Debrianna Mansini
Flight Attendant

J.D. Garfield
Doctor Herrera

Steve Everett özel yaşamı son derece sorunlu olan bir araştırmacı gazetecidir. İflah olmaz bir kadın avcısı olan Everett son iki ay hariç, sürekli olarak sarhoştur. Karısı Barbara onu terk etmek üzeredir. Everett tam dibe vurmaya başladığı sıralarda, kendisini yeniden hayata bağlayacak bir olay keşfeder. Bir idam mahkumunun suçsuzluğuna dair bir kanıt bulmuştur. Kanıtın gerçekliğine dair inancı kendisini toparlayıp yeniden gösterebilmesine bir vesile olur.Clint Eastwood yönetmenliğini ve oyunculuğunu üstlendiği filmin müziklerine de katkıda bulunuyor. Büyük beklentilerle izlenmediği takdirde, Eastwood kendine hayran bıraktırıyor.

Zamanında New York Polis Departmanı'nda polis memurluğu yapan Matt Scudder artık orada olmasa da yeni bir olay yüzünden görevini sürdürmek zorunda kalır. Kenny Kristo adında bir eroin kaçakçısının karısı kaçırılarak vahşice öldürülmüştür. Olayı aydınlatmak Matt'e düşer fakat olayın içine girdikçe öldürülen kadının yalnız olmadığını fark eder. Kenny'nin karısı bir cinayet şebekesinin kurbanıdır ve şebeke kadınları akıl almaz işkenceler yaparak öldürmektedir. Araştırdığı olayın uzun bir zincirin yalnızca bir halkası olduğu fark eden Matt, New York'un arka sokaklarında dehşet saçan katilleri bulmak ve durdurmak için kolları sıvar.

Bir gün, İspanya'ya esrarengiz bir yabancı gelir. Önemli bir görevi vardır. Ancak bu görev kesinlikle yasadışı olduğundan çok dikkatli olması şarttır ve kendisi haricinde kimseye güvenemez. Bu yüzden de karşısına çıkan birbirinden tuhaf yabancılara temkinle yaklaşması şarttır. Ancak yabancının bilmediği şey, bu görevin onu İspanya'nın olduğu kadar kendi bilincinin de en ücra köşelerine kadar götüreceğidir...

Bir tekstil firmasının mirasçısı olan Wayland, Elizabeth adında bir hayat kadınının öldürmekten suçlanmaktadır. Kadının bedeni parkta ikiye ayrılmış bir biçimde bulunur. Cinayet iddialı bir dedektif olan Kennesaw ve onun daha az tecrübeli ortağı Braxton tarafından yürütülmektedir. Wayland, sağlam bir içici ve zorlayıcı bir yalancıdır. Belirli aralıklarla hafıza kaybı ya da vahşi tepkiler verme periyotları yaşama eğilimi vardır. Gerekli bilgileri temin edebilecek kadar zengindir ve sorgu yargıcının gizli sırlarını ele geçirir.

Mulwray'in karısı Evelyn, özel dedektif Jake Gittes'den kocasının diğer kadınlarla olan ilişkisini araştırmasını ister. Mulwray'i takip edip fotoğraflarını çeken Gittes, bir süre sonra kendini korkunç bir komplonun ve sıradışı bir ilişkiler ağının içerisinde bulur.

Başkan Nixon, Amerikan tarihinde istifaya zorlanmış ilk ve -şimdilik- tek başkandır. Her şey, Washington Post gazetesi muhabiri iki gözüpek gazetecinin, Carl Bernstein ve Bob Woodward'ın, bir dedektif kalitesinde yaptıkları takip sonucu tarihe Watergate Skandalı olarak geçecek vaka ortaya çıkar: 17 Haziran 1972 günü, Nixon'ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti'den bir kaç kişi, seçimi kazanması muhtemel olan Demokratların merkezine sızıp dinleme cihazı yerleştirmiştir. İki gazetecinin yakın takibi, olayın sorumlusunun, Cumhuriyetçi Parti'nin en tepesinde bulunduğunu gözler önüne serer. 4 Oscar'lı filmin merkezindeki gazetecileri Dustin Hoffman ve Robert Redford canlandırıyor.Alan J. Pakula'nın filmi aradan geçen yıllara rağmen gücünü fazlasıyla koruyor. Medyanın gücünü olumlu yönde kullandığında nelere kadir olduğunu gösteren çarpıcı bir yapım.

Son derece sakin gözüken bir Amerika kasabasında yaşayan Beaumont ailesi, babalarının geçirdiği krizle sarsılır. Oğul Jeffrey, babasını götürdüğü hastanenin dönüşünde eve doğru ilerlerken çimlerin üzerinde bir cisimle karşılaşır: Bu, bir insan kulağıdır. Kulağın kime ait olduğunu bulmaya çalışan ve bunu bir takıntı haline getiren Jeffrey'in yolu, histerik ama son derece etkileyici bir kadın olan Dorothy'ye çıkacaktır. Bir gece klubünde şarkıcılık yapan Dorothy, Jeffrey'e olayların düğümünün yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden biri olan Frank ile çözüleceğini gösterecektir. Ancak Dorothy ne kadar güvenilirdir?

1998 Cannes Film Festivali ödüllü Seul Contre Nous'un sansasyonel yönetmeni Gaspar Noé'den, gösterildiği hemen her yerde yoğun tartışmalara ve ağır tepkilere hedef olmuş, aşk, tecavüz ve intikam üzerine sarsıcı bir film. Gösterildiği bazı ülkelerde, seyircilerin bayılmaları ya da koltukları parçalamaları gibi vakalara neden olan film, sansürlenip sansürlenmeyeceği tartışmalarını geride bıraktı ve nihayet huzurlarımızda.

San Jose Mercury muhabiri Gary Webb'in gerçek hayat öyküsünden yola çıkılan öyküde, Nikarugua’daki isyancılar ve California merkezli uyuşturucu ithalatıyla ilgili olarak CIA ile kurduğu sıkı ilişki sayesinde uyuşturucu trafiğini ifşa eden gazetecinin diken üzerindeki hayatı aktarılıyor. Nick Schou'nun "Kill the Messenger: How the CIA's Crack-Cocaine Controversy Destroyed Journalist Gary Webb adlı kitabında beyazperdeye aktarılan filmin yönetmenliğiniyse, ağırlıklı olarak televizyon piyasasına yönelik işlerle adını duyuran Michael Cuesta üstleniyor!

Polis müfettişi Ramon Mike Vargas ile Susan Vargas, henüz evlenmiş ve balayı için Meksika sınırında bir kasabayı seçmiş, kendi halinde bir çifttir. Karısıyla huzurlu bir kaç gün geçirmek isteyen genç müfettiş, kasabaya adımını atar atmaz bir bomba patlar ve Vargas, kendini olayın içinde bulur. Arabaya yerleştirilmiş bir bombanın patlamasıyla şok geçiren kasaba sakinleri ve tabii ki Vargas, olayın içinde bölge polislerinden Hank Quinlan'ın parmağı olduğundan bihaber suçluyu aramaya koyulurlar.

David Gale ölüm cezası karşıtlarının en önemli isimlerinden biridir ve idam cezasısının kaldırılması için büyük çaba sarf etmektedir. Kendisi gibi idama karşı çıkan Constance Harraway adındaki bayan tecavüze uğramış ve vahşice öldürülmüştür ancak bu trajik olayın acı tarafı ise suç David`in üzerine kalmıştır. gazeteci Elizabeth Bloom ile çok özel bir röportaj yapmayı kabul eden David ona olayı açıkça anlatır. Çok iyi bir haber yakaladığının farkında olan Bloom onun anlattıklarını dinledikçe olayın başka boyutlarını da öğrenir. Bu adamın hayatı onun ellerindedir ve bu masum adamı kurtarmak için hemen harekete geçer. David Gale'in idamına çok az zaman kalmıştır ve çabaları vaktinde sonuç verip onu kurtarabilecek midir?

İlgi çekici, iyi oyunculuklarla öne çıkan, Amerikan yapımı bir Japon gangster filmi. Robert Mitchum, yakuza tarafından kaçırılan Amerikalı bir kızı kurtarmak üzere Japonya’ya giden özel dedektif rolünde, efsanevi Japon yıldız Ken Takakura ona yardım eden eski bir gangster. Kishi Keiko ise Mitchum’un İkinci Dünya Savaşı sonunda Japonya’da görevliyken bir aşk yaşadığı ve şimdi tekrar karşılaştığı kadın. Paul Schrader’in, kardeşi Leonard’ın bir hikâyesinden sinemaya uyarladığı Yakuza, Japon tür sineması geleneklerinin Amerikan seyircisine tanıtımı açısından kayda değer bir girişim. Halâ geçmişin değerleri ile yaşayan ve kapitalist Japonya’da var olmaya çalışan modası geçmis¸ bir yakuza olan Ken karakteri (kardeşi ona “yalnız kurt” diyor), eski ritüel ve geleneklerle çağdas¸ değerleri, ilgi çeken bir biçimde karşılaştırma imkanı sunuyor.

Etkileyici bir politik gerilim olan Parallax Esrarı bir adamın paranoyasının nasıl inanılmaz bir gerçeğe dönüştüğünü anlatıyor. Warren Beatty bir haber muhabiridir ve yedi meslektaşı ile aday bir politikacının öldürülüşüne tanık olur. diğer yedi kişi de kazalarla hayatını kaybedince muhabirimiz durumdan şüphelenmeye başlar. Yapılan resmi açıklamalar cinayetten akli dengesi yerinde olmayan bir adamın sorumlu olduğu yönündedir. Ancak o bunun profesyonel kalitelerce organize edilmiş bir suç olduğunu düşünmektedir.

Şiddetli bir rehine çağrısına yanıt verirken, Afro-Amerikalı şüpheliyi ancak daha sonra masumiyetini öğrenmek için öldüren bir polis memuru. Bunun bir tuzak olduğunu anlayan ve tepkilerle karşı karşıya kalan kişi, kendi sorumluluğunu ve onu bu noktaya getiren kökleşmiş ırkçılığı incelerken sorumlu kişinin izini sürmelidir

Sam Byck, beceriksiz bir adamdır. Sorunlarının mimarı genelde kendisi olsa da bütün dünyanın ona haksızlık ettiğini düşünmektedir. Tüm bu başarısızlığının faturasını da Başkan Richard Nixon'a çıkaracaktır.


Jonathan Fisher, kariyerinde düşüş yaşayan bir gazetecidir ve editörüne Times Square'deki bir pezevenk hakkında "çarpıcı" bir röportaj teklif eder. Ancak, bu dünyaya mensup birine ulaşmak kolay değildir. Sonunda fikir tükenince, hayali bir "pezevenk" yaratıp renkli bir portre uydurur. Hikâye medyada büyük yankı uyandırır ve Jonathan'a suç dünyasına dair bir röportaj serisi teklif edilir. Ancak, her başarının bir bedeli vardır: Jonathan'ın yalanı, hem gerçek suçluların hem de polisin dikkatini çeker ve kendini tehlikeli bir oyunun içinde bulur.

After two British Secret Intelligence Service agents are murdered at the hands of a cryptic neo-Nazi group known as Phoenix, the suave agent Quiller is sent to Berlin to investigate.

Michel Delassalle yatılı bir okulun müdürüdür Okulun mülkiyeti karısı Christina'ya aittir Michel'ın okuldaki öğretmenlerden Nicole ile de ilişkisi vardır Christina ve Nicole, kendilerine acı çektiren bu adamdan intikam almak için bir plan yapar; onu öldürüp okul bahçesindeki havuza atar Ancak havuzdaki su boşaltıldığında ceset orada yoktur!

Jack Lemmon, Jane Fonda ve Michael Douglas, nükleer enerji kullanımının tehlikelerine ve televizyon haberlerinin gücüne dikkat çeken bu gerilim filminin başrollerinde. Alternatif enerji kaynakları hakkında raporlar hazırlayan gazeteci Kimberly Wells (Jane Fonda), nükleer santralde bir kazaya tanık oluyor. Kazayı halka bildirmek isteyen Wells, kendini komploların içinde bulunca, kazayı istemeyerek de olsa gizli tutmak zorunda kalıyor. 1979 yılının en çok tartışılan filmlerinden biri olan The China Syndrome, ününü bir ölçüde filmin gösterime girmesinden tam on iki gün sonra gerçekleşen Three Mile Island nükleer felaketine borçlu.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir