
Bernard Campan
Louis

Two men, with vastly different life stories and personalities, embark on a hearse heading to the South of France. During their journey they realize that, however unlikely, they're not so different in the end.

Bernard Campan
Louis

Alexandre Jollien
Igor

Tiphaine Daviot
Cathy

Julie-Anne Roth
Nicole

La Castou
La mère d'Igor

Marie Benati
La prostituée

Marilyne Canto
Judith

Anne-Valérie Payet
Caroline

Sofiia Manousha
Natasha

Marie Petiot
Bérengère

Laëtitia Eïdo
Patricia

Maurice Aufair
Homme Formulaire
Roméo Henchoz
Le primeur
Joachim Chappuis
Joachim
Annie Christ
Dame chausson

Jan, Jule ve Peter, zenginlerin adaletsiz güçlerine son vermek için bir plan yaparlar. Önceden belirledikleri zenginlerin evlerine girip, onların eşyalarıyla ilginç çalışmalar yapmaktadırlar. Yine bu eylemlerinden biri sırasında, evine girdikleri Hardenberg tarafından fark edilince, yakalanmamak için zengin adamı kaçırırlar. İşler ciddileşir. Kafadarlar için durum gitgide daha da zorlaşır * Adaylıkları ve katıldığı festivallerle adından söz ettiren film, on bir yıldan sonra, Cannes Film Festivali Altın Palmiye ödülüne aday gösterilen ilk Alman filmi.

Hoover ailesinin her bireyi denemekten yılmayan sıcak insanlardır. Bir Volswagen minübüse doluşup ailelerinin en küçük bireyinin hayalini gerçekleştirmek için California’ya doğru yola çıkarlar. Bu üç günlük traji komik yolculuk sürprizlerle ve aile fertlerin hayal bile edemeyeceği bir sonla tamamlanacaktır. Küçük Gün Işığım bilinen kalıpları kıran bir Amerikan yol komedisi.

Meksika merkezli bir erkek kardeşle olan karmaşık bağlantı hakkında bir hikaye, komşu ülkeler Amerika ve Meksika arasındaki ilişkinin bir metaforu olması gerekiyordu.

43 yaşındaki kuaför Suze Trappet, ağır hasta olduğunu öğrendikten sonra henüz 15 yaşındayken bırakmak zorunda kaldığı çocuğunu aramaya karar verir. Çılgın bürokratik yolculuğu sırasında, aşırı coşkuya eğilimi olan kör bir arşivci olan Bay Blin ve tükenmişlik yaşayan elli yaşında bir adam olan JB ile tanışır. Suze’un uzun süredir kayıp olan çocuğunu arayan garip üç kişi, şehirde komik ve hareketli, karmaşık bir yolculuğa çıktı.

Bir jeolog olan Tom ve tıbbi danışmanlık yapan Gerri, hayatlarının ikinci baharına gelmiş mutlu bir çifttir. Kariyerlerinde amaçladıklarına ulaşmış, evliliklerinde huzura kavuşmuş bu yaşlı çiftin çevresi ise onların tam tersi duygusal olarak yıpranmış, mutluluğu bir türü yakalayamayan kişilerle sarılmıştır...30 yaşındaki oğulları Joe, tüm arkadaşları evlenirken kendisi henüz ciddi bir ilişki yaşayamamış bir avukattır. Mary, sürekli olarak iniş çıkışlar yaşayan, alkol sorunu olan bir depresyon hastasıdır. Tom ve Gerri yalnızlıktan bir türlü kurtulamayan Ken, Katie, Carl ve diğer kaybedenleri bir mıknatıs gibi çekmektedir...

Ezra, başarılı kariyerini ve evliliğini bir stand-up komedyeni olmak için havaya uçuran Max Brandel'in hayatına odaklanıyor. Max Brandel, başarılı bir kariyere ve mutlu bir evliliğe sahip olan bir adamdır. Ancak bir stand-up komedyeni olmanın hayalini kuran Max, bunu gerçekleştirmek için kariyerine ve evliliğine son verir. Yetenekli ama eksantrik bir şef olan ve sonradan kapıcı olan babası Stan'in yanına taşınan Max, asperger sendromlu 9 yaşındaki oğulları Ezra'yı büyütme konusunda eski karısıyla çatışmaya düşer. Max, çözümün Ezra'yı kaçırıp onu ülke çapında bir geziye çıkarmak olduğuna karar verir.

After discovering she can’t legally get an abortion in Missouri without her parents’ permission, teenager Veronica convinces her former best friend Bailey to take a road trip to Albuquerque to seek the procedure.

A.G. Sulzberger’in The New York Times için yazdığı bir makaleden yola çıkan "Kodachrome"un konusu şöyle: Matt Ryder (Jason Sudeikis), uzun yıllardır ayrı kaldığı ve ölmekte olan babası Benjamin (Ed Harris) ile birlikte ülkeyi boydan boya arabayla geçmek zorunda kalır. Dünyanın en ünlü fotoğrafçılarından biri olan Benjamin, ‘Kodachrome’ film basabilen son laboratuvar kapanmadan önce, elindeki dört eski film rulosunu laboratuvara götürmek istemektedir. Benjamin’in hemşiresi Zoey (Elizabeth Olsen) ile birlikte üçlü, geçmişlerini arkada bırakarak, analogtan dijitale geçen dünyada bir seyahate çıkarlar.

Rachel hayatını, öğrencilerini, arkadaşlarını, eski sevgilisini, gitar derslerini seviyor. Ali'ye aşık olduğunda, onun 4 yaşındaki kızı Leila'ya yakınlaşıyor. Onu yatağa yatırıyor, ona bakıyor ve bir anne gibi seviyor... ki o öyle değil. Henüz değil. Rachel 40 yaşında. Kendi ailesine sahip olma isteği giderek güçleniyor ve zaman daralıyor. Çok mu geç?

Değişken ruhlu bir kadın olan Ann Devereaux, flört peşinde koşan kocası Dan'i terk eder. Yanına iki oğlunu da alan Ann, yeni bir yaşam kurmak üzere yola çıkar. Onları yolda birbirlerini yeniden tanımalarını sağlayacak ilginç bir macera beklemektedir.

Deneuve plays sassy grandmother Bettie who takes to the road after being betrayed by her lover and learning her business is on the verge of bankruptcy on the same day. During a weeklong odyssey across France, she spends time with a grandson she hardly knows and reconnects with her past as former Miss Brittany through a reunion for former beauty queens.

Five old friends decide to move in together as an alternative to living in a retirement home. Joining them is an ethnology student whose thesis is on the aging population.

A man takes his wife and their teenage children on a road trip down memory lane while facing divorce.

Klasik bir kült olan bu filmde alışılmadık bir çifti izliyoruz. Ekranlarda görmeye alışık olduğumuz türden çiftlere ait bildiğimiz ne varsa tümüne meydan okuyan bir birliktelik. Harold olarak izlediğimiz Bud Cort, zenginliğinden sıkılmış ve tüm ilgisine ölüme vermişa. Maude ise hayat hakkında pek çok şey bilen eski bir serseridir. Senaryosu Colin Higgins'e ait olan filmi Hal Ashby yönetmiş. Sevginin sınır tanımadığına dair eğlenceli ve etkileyici bir film. Müzikler ise Cat Stevens'e ait.

Christin ve Antoine ‘nın evliliklerine Antoine’nın çiçekçi dükkanının işlerini kötü gitmesi ciddi darbe vurur. Antoine iş bulmak için bir Amerikan şirketine başvuru yapar ve ne olduysa ondan sonra olur. Christine bu duruma karşıdır ama Antoine işe başlamıştır bile. japonya’dan gelen iş kafilesindeki Kyoko ile olan samimiyeti istemese de Antoine zor duruma sokar. Evliliği bitme noktasına gelmiştir artık naptıysa kendini affettirememiştir Christine. sonunda arayı soğutup Kyoko’da kurtulmayı başarır ve ayrılığın verdiği soğuk havdan kurtulur… 400 darbenin devamı niteliğindeki Antoine Doinel serisinin evlilik, çocuk yapma ve ilk aldatmalar bölümünü oluşturan Truffaut filmi…

13 yaşındaki Vic (Sophie Marceau), çocukluk ile yetişkinlik arasındaki o garip geçiş dönemindedir. Yeni bir okul ve yeni bir arkadaş çevresi demek yeni partiler anlamına gelir. Tabii erkek arkadaşlar da bu denklemin bir parçasıdır. Ancak Vic'in tek sorunu ergenlik değildir; annesi ve babasının evliliği sallantıdadır. Vic aradığı desteği büyükannesinde bulur. Bu delidolu kadın ilk aşkını yaşayan Vic'e inanılmaz eğlenceli tavsiyelerde bulunur. 1980'lerin bu ilk gençlik filmi, masumiyetin ve içtenliğinde bir filmi. Vic'in başından geçen eğlenceli olaylar hepimizin başından geçmedi mi? Sophie Morceau'nun 13 yaşında rol aldığı bu film, uluslararası kariyerinin başlangıç noktası olma özelliğini de taşıyor.

La Boum dizisinin ilk filminde 13 yaşındaki maceralarına tanık olduğumuz Vic (Sophie Marceau) artık 15 yaşındadır. Geçen iki yılda çok şey değişmiştir. Ayrılmayı düşünen annesiyle babası yeniden bir araya gelmiştir, büyükannesi ise gençlik aşkı ile romantik bir ilişki yaşamaktadır. Ancak Vic aradığı gerçek aşkı bir türlü bulamamıştır. Tam da bu dönemde, bir tren yolculuğunda Philippe ile tanışır. Vic kendini tamamen açabileceği "büyük aşkı sonunda bulmuş olabilir mi? İlk La Boum filmi kadar büyük bir heyecanla karşılanan La Boum 2, Sophie Marceau'nun güzelliği ve yeteneğini sergilediği unutulmaz bir yapım oldu. Ve en az ilki kadar da eğlenceli ve romantik...

Paul oldukça asi ve dik başlı bir geçtir. Ufaklığından beri yetimhane de büyüyen bu genç sevgiden mahrum kalmış ve biraz içine kapanmıştır. Vahşi bir bölgede bekçilik yapan Borel’e emanet edilir. Orada ki yaşamına adapte olmakta güçlük çeker. Yetimhane de işleyen katı kuralların burada da geçerli olacağını sanır ancak böyle bir şey olmaz. Oldukça varlıklı birisinin arazisinde çalışan Borel, burada hırsızları ve kaçakçıları barındırmamaktadır. Bir gün öyle kurnaz birisi bu bölgeye dadanır ki vereceği uğraş öncekilere hiç benzemez.

Martin ve Rodie bir hastanenin kanser hastalarına ayrılan odasında ilk kez karşı karşıya gelirler. İkisi de çok ciddi kanser hastasıdır. Yaşamlarının son günlerini bir hastanede gözlem altında geçireceklerdir. Martin kabına sığmayan dinamit gibi bir gençtir. Ölümünün çok yaklaştığını bildiği için bu son günlerini çok hareketli yaşamaktadır. Kendi halinde bir tip olan Rodie'yi de bu düşüncesine ortak eder. Öbür dünyada cennete gideceklerinden kuşkuludurlar. Ama bu dünyada cenneti yaşamaya bakacaklardır. Yaşamlanının son günlerinde cennetin kapısını çallacaklardır. Serüven bir füze hızıyla başlar. Çaldıkları Mercedes Cupe otomobilin içinde bir uyuşturucu kaçakçısının 1.000.000 DM. dolu çantası vardır. 1.000.000 Markla neler yapılmaz ki...?

Sessiz sinema doneminin unutulmaz yapitlari arasinda yer alan ve kurgu ile belgesel anlayisin icice gectigi film, 1920’lerin Berlin’inde yasayan kendisini canlandiran, oyunculuk deneyimi olmayan bes genc Berlinli’nin bir Pazar gununu anlatiyor. Bir hikâye anlatmaktan ziyade o tatil gununun rahatligini pelikul uzerinde belgelemektir amaci. Kamera filmin buyuk bolumunde sokaklarda, gercek mekânlardadir. Bu baglamda hem Siirsel Gercekcilik’in hem de Italyan Yeni Gercekciligi’nin oncusu sayilir. Nazi Partisi’nin iktidara gelmesinden sadece birkac yil oncesinin Almanyasi’ni ve bambaska bir ruh halini gostermesi bir yana, yaraticilarinin tumunun III. Reich doneminde Hollywood’a kacip, orada une kavusmasiyla da ayrica sinema tarihinde onemli bir yere sahiptir…
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir