
Sandra Drzymalska
Monika

It's the last week of school in a small polish town's junior high school. Waiting for the final party, several students pass the time at a city pool, as if anticipating the emotional whirlwind they are about to experience. The action takes place somewhere in Poland, where ‘LGBT free zones’ are a reality in 2020. It’s a story about young people, their problems and romantic endeavours in the era of the Internet and social apps, when creating genuine relationships is unnaturally difficult.

Sandra Drzymalska
Monika

Mikołaj Matczak
Tomek
Michał Sitnicki
Kuba 'Łysy'

Agnieszka Żulewska
Gośka 'Savage'

Nel Kaczmarek
Oliwia
Jakub Wróblewski
Dawid 'Chomik'

Zofia Świątkiewicz
Julia

Dobromir Dymecki
ojciec Oliwii

Jan Dravnel
priest

Paweł Smagała
kurator

Julian Świeżewski
policjant

Anita Szepelska
Aśka

Oliwia Bosowska
Iza

Adam Zdrójkowski
Kowal
Mateusz Gąsiewski
'Żółty'

Luis Molina ve Valentin Arregui, Güney Amerika'daki bir hapishanede hücre arkadaşıdırlar. Trans bir birey olan Luis, ahlaksız davranışlardan suçlu bulunmuş, Valentin ise siyasi bir mahkûmdur. Luis gerçeklikten kaçmak için romantik filmler icat ederken, Valentin içinde bulunduğu durumu aklından çıkarmamaya çalışır. Birlikte geçirdikleri zaman boyunca iki adam birbirlerini anlamaya ve saygı duymaya başlarlar.

Mektuplar aracılığıyla kimliği gizli bir şekilde anlatılan The Perks of Being a Wallflower, 90'lı yıllarda lise birinci sınıf öğrencisi olan Charlie'nin hikayesini anlatmaktadır. Duygusal ve utangaç olan Charlie, bir yandan değişen çevresini gözlemlerken bir yandan da en iyi arkadaşı Michael'ın yakın zamandaki intiharıyla uğraşmaktadır. İngilizce öğretmeni Bill, ona okuması için fazladan kitaplar vererek hayata katılmayı öğretmeye çalışır ve Bill'in çabaları Charlie'nin deneyimleriyle açığa çıkacaktır. Hikaye boyunca Charlie; kendisini unutmasına sebep olan kötü bir çocuklukla, kürtaj, uyuşturucu ve seksle uğraşarak, eşcinsellik ve etrafındakilerin yargılarına maruz kalarak yaşama katılmaya çalışır. Charlie çocukluğun basitliği ve yaklaşmakta olan gelecek fikri arasında sıkışıp kalmıştır, etrafındaki dünyayı izlemek ve ona katılmak arasında sıkışıp kalmıştır, arkadaşları ve ailesinin sorunlarının ortasında sıkışıp kalmıştır…

İnsan ilişkileri ve insanın kendini keşfetmesi hakkında bir film olan Ay Işığı, genç siyahi bir adamın çocukluğundan yetişkinliğe kadar Miami'nin zor bir mahallesinde, hayatta kendine yer edinme savaşını ve büyüme hikayesini anlatıyor. Chiron'un hayatının 3 ayrı dönemini anlatan film kahramanın annesi ile ilişkisine, okul hayatına, romantik ilişkisine, iş hayatına ve uyuşturucu satıcılığı yapan Juan ile olan ilişkisine değiniyor.

Franky Winter (Josh Wiggins) ve Ballas Kohl (Darren Mann) çocukluklarından beri en iyi arkadaştırlar ve birbirlerinden hiç ayrılmazlar. Lise yüzme takımının yıldızları, yakışıklı ve kızlar arasında oldukça popülerdirler. Franky'nin destansı 17. doğum günü partisinin gecesine kadar. Alkolün de etkisiyle yaşadıkları beklenmedik olay bütün hayatlarını değiştirecektir. Arkadaşlık, kendini keşfetme, sevginin gücü ile ilgili yürekten ve samimi bir büyüme hikayesi.

Harold is celebrating a birthday, and his friend Michael has drafted some other friends to help commemorate the event. As the evening progresses, an unexpected guest shows up, the alcohol flows, the knives come out, and dormant and unspoken emotions are unleashed.

Garrard Conley’in aynı adlı otobiyografik kitabından uyarlanan film, ABD’nin Arkansas kasabasında görevli bir papazın oğlu olan ve tıpkı babası gibi dindar olarak yetiştirilen Jared Eamons’ın (Lucas Hedges) 19 yaşında gay olduğunu itiraf etmesi üzerine ailesinin yoğun baskıları sonucunda zorla bir “eşcinsel dönüşüm terapisi”ne gönderilmesini ve orada yaşadığı dramatik olayları konu alıyor.

İki lise öğrencisi, en gerçek benliklerini keşfetmenin ve ifade etmenin zorluklarını aşarken yoğun bir bağ kurarlar.

Gençlik bunalımında olan Alike, gerek yaşadığı yer, gerek çevre baskısı, gerekse cinsel tercihleri yüzünden kendini dışlanmış hissetmekte ve içinden çıkılmaz bir batağa saplanmaktadır.

John F. Donovan (Kit Harington) 20'li yaşlarının sonundaki bir televizyon yıldızıdır. Bu Amerikalı yıldızın gizli bir mektup arkadaşı vardır. Donovan oyuncu olmak isteyen ancak hala İngiltere'de annesiyle birlikte yaşamakta olan 11 yaşındaki Rupert Turner (Jacob Tremblay) ile hararetli bir mektup arkadaşlığı içindedir. Ancak günün birinde ikilinin yazışmaları ortaya çıkar ve Donovan hiçbir temeli olmayan iftiralarla suçlanır. Bir anda kariyeri çöküşe geçen Donovan ile genç hayranının ilişkisi de kopar. 10 yıl sonra istediği gibi bir oyuncu olan Rupert, bir röportaj aracılığıyla gençlik idolüyle olan ilişkisini anımsamaya başlar.

1968'de New York'taki bir yaş günü partisinde sürpriz bir konuk ve bol alkollü bir oyun, yedi eşcinsel arkadaşın gizlenen duygular ve gerçeklerle hesaplaşmasına yol açar.

Tess ve ailesi hayal edilemez bir kayba uğradığında, beklenmedik bir kaynaktan destek bulur: biyolojik babası - yanlış tarafta olan sevimli bir tembel - ve yan apartmandaki çekici fakat tehlikeli suçlu genç.


Amerikalı yazar Lois Lowry'nin romanından beyazperdeye uyarlanan film, ütopik bir dünya düzeninde geçiyor ve bu dünyada insanların zihinlerinde bulunan geçmişe dair anılar ve bilgiler tamamen siliniyor. Dolayısıyla artık insanların hafızalarında ne suç, ne yoksulluk ne de hastalıklar kalır. Bu geçmişi ayrıntılarıyla bilen tek kişi ise 'The Giver' isimli yaşlı bir adamdır. 12 yaşındaki Jonas, yaşlı adamın yanında çalışmaya başlayınca insanlığın hafızalarından silinen geçmişini öğrenmeye başlar. Zamanla bu sırların acımasızlığıyla yüzleşen Jonas'ın hayatı tam bir kaosa dönüşecektir...

Agnes ve Elin, İsveç'te Åmål isimli küçük kasabada yaşayan iki genç kızdır. Rahat, sempatik ve popüler bir kız olan Elin'in aksine depresif Agnes'in pek arkadaşı yoktur. Gizliden gizliye Elin'den hoşlanan Agnes bunu ifade etmenin bir yolunu bulamadıkça daha da mutsuz olmakta ve içine kapanmaktadır. Agnes'in durumundan endişelenen ailesi 16. yaş gününü kutlamak için parti düzenlerler. Başka bir partiye gitmemek için Agnes'in partisine gelen Elin ile Agnes arasında arkadaşlıktan daha farklı bir ilişki başlayacaktır. Lezbiyenlik ve arkadaşlık üzerine naif bir film olan Sev Beni, İsveçli yönetmen Lukas Moodysson'a Berlin Film Festivali'nde de ödül getirdi.

Britanya Ordusunda görevli Jody, Onu Politik amaçları doğrultusunda kullanmak isteyen IRA tarafından kaçırılır. Jody'ye göz kulak olması için başına Fergus adlı bir militan verilir. Bu iki sözde düşman kısa süre içinde kendilerine özgü bir arkadaşlık geliştirirler. Öldürülme ihtimali yüksek olduğu için Jody, Fergus'tan eğer ölürse sevgilisine göz kulak olması konusunda söz alır. Güvenlik güçlerinin bir müdahalesi sırasında Jody gerçekten de bir askeri arabanın altında kalarak ölür. Kaçıp saklanan Fergus ise Londra'da bir hayat kurmaya başlar; ama Jody'yi bir türlü aklından çıkaramaz. Sonunda Jody'ye verdiği sözü tutmak ve sevgilisi Dil'i bulmak ister.

1983 yılı yazı sırasında 17 yaşındaki Amerikalı-İtalyan Elio Perlman günlerini ailesinin İtalya'nın kuzeyindeki 17. yüzyıldan kalma villasında klasik müzik yaparak, okuyarak ve arkadaşı Marzia ile flört ederek geçirmektedir. Elio, Greko-Roma kültüründe uzmanlaşmış seçkin bir profesör olan babası ve onu elit kesim meyveleriyle, doğal lezzetlerle şımartan, çevirmen olan annesi Annella ile bir arada olmaktan ziyadesiyle memnundur. Elio'nun olgunluğu ve entelektüel birikimi, onu tam teşekküllü bir yetişkin gibi gösteriyor olsa da özellikle kalpteki konularda onun hakkında hala masum ve biçimlenmemiş olan çok şey vardır. Bir gün, doktorasını sürdüren büyüleyici bir Amerikalı bilim adamı olan Oliver Elio'nun babasına yardım etmek göreviyle yıllık yaz stajyeri olarak villaya gelir. Güneşin ışıltılarının arasında Elio ve Oliver hayatlarını sonsuza dek değiştirecek bir yaz boyunca yeşermekte olan arzunun güzelliğini keşfedeceklerdir.

Louisa May Alcott’ın aynı adlı klasik romanından beyazperdeye uyarlanan film, İç Savaş sonrası Amerika'da yaşamlarını sürdürmeye çalışan dört kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Meg (Emma Watson), Jo (Saoirse Ronan), Beth (Eliza Scanlen) ve Amy March (Florence Pugh) birbirinden tamamen farklı karaktere sahip dört kız kardeştir. Çocukluk dönemlerini geride bırakıp kadınlığa geçiş süreçlerinde kardeşler türlü dertlerle boğuşur. Babaları Amerikan İç Savaşı'na katılan dört genç kız, anneleri ile birlikte yaşam mücadelesi vermeye başlar. Bu zorlu süreçte en büyük kazançları birbirlerinin yanında olmalarıdır.

Zoolog olan ailesi tarafından Afrika'da büyüyen, okula gitmeyen, sadece evde özel eğitim alan Cady, en güçlünün hayatta kaldığı ilkesini yaşayarak öğrenmiştir. Ancak 15 yaşına gelip liseye başladığında orman kanunlarının yepyeni bir boyut kazandığını farkeder. Okulun en popüler kızının eski sevgilisine aşık olunca işler Cady için epey karışacaktır.

Berlin Film Festivali son bulurken, Pamaroma kategorisinde yarışan ‘İntihar Odası’ adlı yapım dillerden düşmüyor. Polonyalı yönetmen Jan Komasa’nın ilk filmi ‘İntihar Odası’ günümüz internet dünyasının gençler üzerindeki etkilerini anlatıyor.

Dolaptaki Canavar, bizleri genç bir eşcinsel erkeğin hayal dünyasına davet ediyor. Çocuk yaşta anne ve babasının ayrılmasıyla içine kapanan Oscar, kendisini fantastik kıyafetler ve maketler tasarlamaya verir. Yıllar sonra, sinema okuma hayaliyle üniversiteye girmeye hazırlanırken, en yakın arkadaşı ve tek sırdaşı çocukluğundan beri yanında olan hemstırı Buffy´dir. Bir gün işte tanıştığı Wilder dengeleri değiştirir; Oscar ilk kez âşık olur. Stilize bir görselliğe ve dinamik bir soundtrack´e sahip olan bu gençlik filmi, umut vaat eden bir yönetmeni müjdeliyor. Hamster Buffy´yi ünlü oyuncu Isabella Rossellini seslendiriyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir