
Hera Hilmar
Lillie Rowe

"Aşkın ve savaşın ortasında."
Hemşire Lillie,Van'da tanıştığı Osmanlı subayı Jude ile tanışıp, altmış gün süren zorlu bir yolculuk ile önce İstanbul'a ardından Doğu Anadolu'ya gider. Melih Paşa onu İstanbul'dan yanında Türk Subay İsmail ile birlikte Doğu'ya yollar. Yardım götürdüğü hastanenin başhekimi Woodruff ise Lillie'ye hastanenin de bulundukları coğrafyanın da bir kadına uygun olmadığını, geri dönmesini söyler. Komutan Halil Bey'in de farklı bir gerekçeyle Lillie'nin kalmasına itirazları vardır. Ancak genç kadın tüm itirazlara rağmen savaşın eşiğindeki bölgede ve iki aşk arasında kalacaktır.

Hera Hilmar
Lillie Rowe

Michiel Huisman
Ismail Veli

Josh Hartnett
Jude Gresham

Ben Kingsley
Woodruff

Haluk Bilginer
Khalil Bey

Selçuk Yöntem
Melih Pasha

Paul Barrett
Mr. Rowe

Affif Ben Badra
Christapor

Brian Caspe
Doctor
Begum Burian
Nurse

Jessica Turner
Mrs. Rowe

Peter Hosking
Mr. Clemson
Eliska Slansky
Aghavni
Hasan Say
Ahmet
Deniz Kilic Flak
Zoya

20. yüzyılın ilk yıllarında geçen hikayede, başıboş dolaşan işsiz bir genç adam olan James Apperson'ın hayatına konuk oluyoruz. James'in vakit öldürerek geçirdiği hayatı, varlıklı bir işadamı olan babasıyla çalışmaya başladığında bambaşka bir yöne evrilir. Bir süre sonra Amerika, Birinci Dünya Savaşı'na girdiğindeyse James yeni bir dünyayı keşfetmiş olur. Genç vatansever, iki arkadaşının peşinden gidip orduya katılmaya ve ülkesi için savaşmaya karar verir. Eğitimler sırasında arkdaşları Jim ve Bull'la olan arkadaşlığı iyice ilerler ve bağlı bulundukları birlik Fransa'ya gönderildiğinde burada da yolları ayrılmaz. Fransa'da Melisande isimli son derece etkileyici bir genç kadınla tanışan üç arkadaş, Melisande'den fazlasıyla etkilenir. Ancak Melisande'nin aklı sadece Jim'dedir. Cephede başlayan bu aşk, ikisi için de durumların bir hayli zorlaşması anlamına gelmektedir.

"İngiliz Hasta", dört yabancının birbirinden farklı hayatlarının kesişerek içinden çıkılmaz bir hal aldığı; aşk, ihanet, entrika ve macera dolu destansı bir film... Hikayemizin çoğu, II. Dünya Savaşı'nın başlamasına yakın vurularak düşen bir uçaktan kurtulan, aklı hayatın sırları ve tutkularıyla dolu, bilinmeyen bir İngiliz hastanın gözlerinden anlatılmaktadır. Geçmişin ve şimdinin öyküleri gözler önüne serildikçe karakterler birbirlerine açılırlar ve iki aşk hikayesi ortaya çıkar. Mısır'dan sahra çöllerine yaptıkları tehlike dolu yolculukları, onları terkedilmiş bir İtalyan manastırında unutulmaz bir sonuca götürür...

Çavuş Tony Stone (Woody Harrelson) ve Er Will Montgomery (Ben Foster), Afganistan ve Irak savaşında ölen askerlerin vefat haberini ailelerine ulaştırmakla görevli iki askerdir. Bu askerler normalde gece hayatına düşkün ve savaşla pek ilgisi olmayan tiplerdir. Ancak bu görev sırasında askerlerden biri, şehit düşmüş bir subayın karısıyla ilişki yaşamaya başlayınca etik bir çıkmazın ortasına düşer ve hayatlar sarsılmaya başlar.

1991. Harrison Lloyd, a renowned photojournalist covering the war in Yugoslavia, is reported missing. Sarah, his wife, convinced that he is not dead, decides to go to Bosnia to find him.

Birinci Dünya Savaşı’nda bir ambulans şoförü olan Lt. Henry ve hemşire Catherine Barkley arasındaki aşk masalı. İtalya’da geçen hikayede çift savaş sırasında aşık olacak ve onları hiçbir şey ayıramayacaktır. Film ayrıca Lt. Henry’nin savaş ve savaşmanın anlamı üzerine hislerini de analiz ediyor.

Bir grup acemi genç Alman askerinin, 1.Dünya Savaşı sırasında büyük bir idealizmle başlayan hikayelerinin, hayal kırıklığıyla sonuçlanmasını anlatıyor. Başrol oyuncusu Lew Ayres’in canlandırdığı Paul Baumer’in repliği, filmin konusunu da özetliyor: “Siperlerde yaşıyor ve savaşıyoruz. Ölmemeye çalışıyoruz, tek yaptığımız bu” Modası çabuk geçen pek çok mesaj filmlerinin aksine, Erich maria Remarque’nin savaş karşıtı romanından uyarlanan filmin etkisi yıllar sonra bile hiç azalmamıştır. Lewis Milestone’nun ölçülü, sade ve insanı derinden etkileyen çalışması, yıllar sonra bile pek çok ülkede yasaklıydı.

1935 yazının en sıcak günleri... On üç yaşındaki Briony Tallis, ablası Cecilia ve hizmetçilerinin oğlu Robbie'nin gizli bir şekilde flörtleşmelerine tanık olur. Çocuk aklı ile gördüklerini yanlış yorumlaması üzerine yıllarca sürecek büyük bir trajedenin yaşanmasına neden olacaktır. O andan itibaren bir daha hiç düzelmeyecek kadar trajik bir şekilde kaderleri birbirlerine bağlanan bu üç insan, hak etmedikleri bir kefaretin farklı şekillerde kurbanı olacaklardır.

Fiona ve Grant 40 yıldır evli olan mutlu bir çifttir. Yaşamlarının ikinci baharına gelmiş çift bambaşka bir gerçekle yüz yüze kalacaktır: Fiona unutkanlık hastalığı da denilen Alzheimer'a yakalanmıştır. Günün birinde evden çıkar ve kaybolur. Tekrar bulunduğunda ikili bir karar alırlar. Fiona Alzheimer hastaları için açılmış özel bir kliniğe yatacaktır. 30 günlük zor bir oryantasyon döneminden sonra, Grant merakla eşinin yanına gider. Ancak Fiona onu unutmakla kalmadığı gibi, artık başka bir adamdan hoşlanmaktadır...

Film, bir petrol platformunda meydana gelen kazada vücudunun bir bölümü yanan bir adamla, onu tedavi için gönderilen bir hemşire arasında doğan aşkın öyküsünü anlatıyor...

Sergeant Michael Dunne fights in the 10th Battalion, AKA The "Fighting Tenth" with the 1st Canadian Division and participated in all major Canadian battles of the war, and set the record for highest number of individual bravery awards for a single battle

2005 yılında Astsubay Kıdemli Başçavuş Charles Monroe King, Irak’taki savaştan geri dönemeyebileceği için oğlu için günlük tutmaya başlar. 14 Ekim 2006’da yol kenarındaki bir bomba yüzünden hayatını kaybeder. 200 sayfayı aşan günlük yarım kaldığında King’in oğlu yedi aylıktır. A Journal for Jordan, bir annenin, oğlunun henüz konuşamadığı zaman kaybettiği babasıyla ilgili yazdığı bir mektuptur. Ayrıca bir babanın hiç tanıyamadığı oğluna verdiği öğütleri ve ettiği duaları içerir. Son olarak, birbirlerini çok sevmiş fakat çok erken ayrılmış Dana ve Charles’ın hikayesidir.

Birinci Dünya Savaşı'na katılan deneyimli bir çavuş, İkinci Dünya Savaşı'nda da bir mangaya liderlik ediyor. Ve hayatta kalan Er Griff, yazar Er Zab, Sicilyalı Er Vinci ve Er Johnson ile birlikte; sırasıyla Vichy Fransız Afrikası'na, Sicilya'ya, Belçika ve Fransa sınırlarında bulunan Omaha Sahili'ndeki D-Day alanına ve en sonunda da Çekoslovakya'daki bir toplama kampına giderek, savaşın gerçek dehşetiyle yüzleşiyorlar.

On beş yıl önce üç arkadaş Vietnam savaşında görev almak üzere askere çağrılmıştı. Ancak iki tanesi geri dönebilmişti. Yaşadıkları o korkunç savaşın onça inanılmaz acılarını hala içlerinde taşıyan ve geceleri kabuslarla uyanan bu iki arkadaş artık birbirlerinden ayrı yaşamaktadır. Çektikleri acılar o kadar çoğalır ki artık tekrar bir araya gelip o günleri yeniden yaşayacaklar ve hem kendilerini hem de arkadaşlıklarını bir tür sınavdan geçirerek yarınlara daha sağlıklı ulaşmanın yollarını arayacaklardır.

1900'lerin Amerikasında orduda görevli albay William Ludlow görevinden ayrılarak, Montana'da kaya dağlarında bir evde 3 oğlu ile yaşamaya başlar. Bu arada 1. Dünya Savaşı başlar. Albayın tüm karşı çıkmalarına rağmen 3 kardeş savaşa katılır. En küçük oğlan Samuel'in öldüğü savaşın ardından diğer oğlu Tristan Samuel'in nişanlısı Susannah'la yakınlaşmaya başlar ve aralarında bir aşk başlar. En büyük kardeş Alfred'inde Susannah'tan hoşlanmaya başlamasıyla olaylar değişir ve gelişir. Bu arada kardeşinin ölümünden kendini sorumlu tutan Tristan bir çıkmazın içine girmiş bulunmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında kendi ülkeleri hesabına tetikçilik yapan Amerikalı Max Vatan ile Fransız Marianne Beausejour'un 1942'deki bir görevleri sırasında yolları kesişir. İkisi de Casablanca'daki Nazi Alman elçiyi öldürmek üzere görevlendirilmiştir. Ancak bu görev sırasında birbirlerine aşık olurlar ve sonrasında evlenirler. Ancak evlenmiş olmalarına rağmen birbirlerinden sakladıkları birçok sır vardır ve bu aralarındaki sevgiyle birlikte hissedilir bir gerilimin de ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Birinci Dünya Savaşı esnasında bir erkek lisesinde öğretmenlik yapan Profesör Kantorek, öğrencilerini savaşa katılmanın ve bir asker olarak savaşta yer almanın son derece onurlu bir mevki olduğu gerekçesiyle doldurmaktadır. Bu etkileyici konuşmalardan etkilenen askerler gönüllü olarak askere yazılarak Alman ordusuna katılırlar. Ancak savaş ne kitaplarda yazdığı, ne de öğretmenlerinin anlattığı türden epik bir olay değildir. Genç askerler bu yanılgının farkında olsalar da artık geriye dönebilmeleri mümkün değildir; tüm toyluklarıyla olup biten tüm siyasi oyunların ve acımasız planların gölgesinde canları için mücadele edeceklerdir. 1930 yapımı All Quiet on the Western Front, (Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok) filminin uyarlaması.

Birbirlerine güçlü bir tutkuyla bağlanan Cindy ve Dean’in evlilikleri çok sevdikleri çocuklarına rağmen zaman içinde hapishanelerine dönüşür. Çift yorgun evliliklerini kurtarmaya çalışırken gençlik yıllarını, hayatlarının fırsatlar ve romantizm ile dopdolu olduğu eski altın günlerini hatırlayacaktır.

Eskiden beri aralarında derin bir dostluk bulunan iki arkadaş, savaşa gitmenin arifesindedirler. İkinci Dünya Savaşı tüm vahşetiyle sürmektedir ve savaşa dahil olan Amerika Birleşik Devletleri, kendi kaderini belirlemek üzeredir. Savaş bu iki insanı da içine katarak dev bir liman baskınıyla derin bir vahşet sunacaktır. Savaş her zamanki gibi görkemli ve kanlıdır.

Kadınlara yönelik önyargı ve ayrımcılığın güçlü olduğu bir zamanda, 1914'te Vera Brittain (Alicia Vikander) Oxford'daki Somerville Üniversitesine girmeyi başarır. Ancak o sırada patlak veren 1. Dünya Savaşı birçok İngiliz gibi Vera'nın da dünyasını alt üst eder. Erkek kardeşi Edward, nişanlısı Roland ve çok yakın arkadaşları savaşa giderler. Onların gidişinin ardından da Vera da savaşta yer almak ister ve Avrupa'nın birçok farklı ülkesinde gönüllü olarak hemşirelik yapar. Film, Vera Brittain'in 1933'te yayınlanan anılarından yola çıkarak çekildi. O günlerde hayatına hükmeden savaş, aşk ve gençlik gibi birçok durum, bu anılarda yerini bulmuştu.

I.Dünya Savaşı sıralarında, Cal Trask, babasının sevgisini kazanmak için kardeşi Aron'la yarış halinde.. Ancak Cal, karakteri açısından savaşla, işiyle ve kendisiyle iyi bir ilişkisi olmayan annesiyle devamlı kavga etmeyi yeğliyor. "Cennetin Doğusu", ünlü yazar John Steinbeck'in aynı adlı romanından Elia Kazan tarafından yapılmış bir uyarlama... Cennetin Doğusu, (East of Eden) yönetmenliğini Elia Kazan'ın yaptığı, 1955 yapımı bir ABD filmidir. John Steinbeck'in aynı adlı romanından, Paul Osborn tarafından senaryolaştırıldı. Başlıca rollerini James Dean, Julie Harris ve Raymond Massey'nin paylaştığı film, Jo Van Fleet'e En iyi yardımcı kadın oyuncu oscarını kazandırdı. Ayrıca film, en iyi aktör, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo oscarlarına da aday gösterildi. Film, Golden Globe, Cannes film festivali gibi birçok törenden ödülle dönmüştür...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir