
Gojko Mitić
Osceola

Florida, 1830 - Of all eastern Native American tribes, only the Seminoles have resisted being moved to reservations. Having retreated to Florida, they live a simple horticultural life. But white plantation owners, angry at the increasing numbers of black slaves fleeing to Seminole protection, want to take their land. Plantation owner Raynes, in particular, has convinced the military to wipe out the Seminoles. His rival Moore, a sawmill owner from the North who has a Seminole wife, is against slavery and considers it unprofitable. Chief Osceola sees the coming danger; he tries to avoid provoking the whites, but cannot prevent the war that breaks out in 1835.

Gojko Mitić
Osceola

Horst Schulze
William Raynes

Iurie Darie
Richard Moore

Karin Ugowski
Gladis Raynes
Kati Bus
Rhea

Pepa Nikolova
Rhea
Audrey Pankey
Benjamin
William Aniche
Robin
Boubacar Touré
Black Panther
Josef Quartey
Tom
Almamy Soumaré
Joshua

Gerry Wolff
Gouverneur

Monika Woytowicz
Peggy Kerry
Kurt Kachlicki
Captain Stock

Gerhard Rachold
Joe Hammer

Amerikan İç Savaşı’ndan iki yıl önce geçen hikâye, eski bir köle olan Django’nun Alman ödül avcısı Dr. King Schultz ile yollarının kesişmesini konu alıyor. Schultz, Django’nun yardımı karşılığında ona özgürlüğünü kazandırır ve zorlu bir görevde iş birliği yaparlar. Django’nun üstün avcılık yetenekleri, onları son hedeflerine götürür: Django’nun karısı Broomhilda’yı köle tüccarlarının elinden kurtarmak.

Eski Batı'nın nasıl kazanıldığını ve kaybedildiğini, birçok insanın kanı, teri ve gözyaşları aracılığıyla takip edin. 1859'dan 1874'e kadar olan dönemde, İç Savaş öncesinde, sırasında ve sonrasında 15 yılı kapsayan bu hikâye, kendisiyle savaş halindeki bir ülke boyunca duygusal bir yolculuğa çıkmanızı sağlıyor. Ailelerin, arkadaşların ve düşmanların bakış açısıyla, Amerika Birleşik Devletleri olmanın ne anlama geldiğini keşfetmeye çalışan herkesin deneyimlediği bir süreç.

Yönetmen John Hillcoat'un bu Büyük Buhran döneminde geçen suç filminde, üç isyankar içki kaçakçısı kardeş ele geçmesi zor Amerikan Rüyasına ulaşabileceklerini fark eder... Güçlü şehir gangsterleri kardeşlerin çabalarının ödüllerini toplarken, onlar hayallerini gerçekleştirmek için mücadele eder. İçki yasağının en hassas döneminde, taşralı bir genç olan Jack Bondurant "1 Numaralı Halk Düşmanı" olma hayaliyle, gangster yaşam tarzının sunduğu olanaklardan yararlanır. Ailesinin yasadışı alkol üretimini büyüterek, bir yandan güzel bir Amiş kızı olan Bertha'nın sevgisini kazanmaya çalışırken, bir yandan da büyük bir suç imparatorluğu kurmayı planlamaktadır. İnsanları korkutan bir yapıya sahip ağabeyi Howard'ın desteğini alan Jack de istediği işi yaptıracak kas gücüne sahiptir. Ancak onları yönlendirecek bir lidere ihtiyaçları vardır. Bu sorumluluk ağabeyleri Forrest'a yüklenir..

1900'lerin Amerikasında orduda görevli albay William Ludlow görevinden ayrılarak, Montana'da kaya dağlarında bir evde 3 oğlu ile yaşamaya başlar. Bu arada 1. Dünya Savaşı başlar. Albayın tüm karşı çıkmalarına rağmen 3 kardeş savaşa katılır. En küçük oğlan Samuel'in öldüğü savaşın ardından diğer oğlu Tristan Samuel'in nişanlısı Susannah'la yakınlaşmaya başlar ve aralarında bir aşk başlar. En büyük kardeş Alfred'inde Susannah'tan hoşlanmaya başlamasıyla olaylar değişir ve gelişir. Bu arada kardeşinin ölümünden kendini sorumlu tutan Tristan bir çıkmazın içine girmiş bulunmaktadır.

1933 yılında, genç bir kadın ve babası, sakinlerinin kölelik hiç kaldırılmamış gibi yaşadığı bir Alabama çiftliği keşfeder. Ağır kapıların ardındaki insanlara karşı bir sorumluluk hisseden genç kadın; onları özgürleştirmek ve ilk hasatlarını alana kadar yanlarında olmak için orada kalır. Babasının dört çalışma arkadaşı ve bir avukatla birlikte, Manderlay olarak bilinen bu yeri yeniden ayağa kaldırmanın zorlu göreviyle yüzleşir.

1797 yılında, İngiltere’de köleliğin yasaklanması için büyük mücadele veren William Wilberforce, kötü giden sağlığının düzelmesi için tatile çıkar. Fakat köleliğin yasaklanmasi için verdiği mücadeleden vazgeçmek niyetinde değildir. Barbara Spooner ile tanışınca, Wilberforce ruh eşini bulduğuna ve mücadelesini onunla paylaşabileceğine inanır. Wilberforce’un yanında çok az destekçisi vardır. Daha önce birçok yolla bu mücadeleyi sürdürdüyse de, Wilberforce, yeni aşkı Barbara Spooner’in kendisine verdiği destekle yepyeni fikirler üretmeye hazırdır. Böylece sosyal adaletin sağlanması uğruna verdiği savaşı büyük bir zaferle sonuçlandıracağına inanır. Irkçılıkla savaşan William Wilberforce’un biyografisini anlatan Şaşırtıcı Merhamet / Amazing Grace, aynı zamanda seyredilmeye değer bir hukuk mücadelesinin de altını çiziyor.

Posta arabası pusuya düşürüldükten sonra, tehlikeli bir kanun kaçağını esir tutmakla görevlendirilen bir kadın, haydut çetesinin onu serbest bırakmaya çalıştığı gün hayatta kalmak zorundadır.

Yarı Kızılderili yarı Kafkasyalı genç bir adam, ebeveynlerini öldüren adamları takip ederken sertleşmiş bir katile dönüşür.

Bir adam, Komançiler tarafından kaçırılan bir kadını kurtarır, ardından ikisini de eve canlı götürmek için mücadele eder.

Paul adında bir serserinin arkadaşını öldüren canilerden intikam almak için küçük bir kasabaya gelmesini ve buradaki hotel çalışanlarından yardım almasını konu alan filmin yönetmenliğini ve senaristliğini korku filmleriyle tanınan Ti West üstleniyor...

Orta yaşlı Aborijin bir adam olan Sam, Avustralya'nın Kuzey Bölgesi'ndeki bir vaiz için çalışıyordur. Huysuz bir savaş gazisi olan Harry komşu bir karakola geçtiğinde vaiz, Sam ve ailesini Harry'ye yardım etmek ve sığır alanlarını tazelemeleri için gönderir. Ancak Sam'in acımasız ve hırçın Harry'le olan ilişkisi çabucak bozulur ve Sam'in Harry'yi kendini savunurken öldürdüğü şiddetli bir çatışmada sonuçlanır. Sonuç olarak Sam beyaz bir adamı öldürmekten aranan bir suçlu olur ve eşi ile beraber kaçmak zorunda kalır. Yerel kanun adamı Fletcher'ın önderliğinde bir grup Sam'i aramaya başlar. Fakat olay hakkında gerçekler ortaya çıktıkça, halk gerçekten adil olunup olunmadığını sorgulamaya başlar.

Jane Hammond, 8 kurşun yemiş olan ve ölümle pençeleşen kanun kaçağı kocası Bill'i kurtarmak amacıyla, 10 yıldan fazladır görüşmediği eski sevgilisi Dan Frost'tan yardım ister. Zira peşinde azılı bir mafya vardır ve yarım kalan işlerini bitirmek için Bill'in izini saklandığı çiftlik evine kadar sürerler. Dan, Jane'e yardım edecektir ama hiçbir şey karşılıksız değildir...


Lt. John Dunbar, İç Savaş boyunca Birlik ordularını tesadüfen zafere götüren bir kahramandır. Doğu sınırında bir görev ister ancak oranın terk edilmiş olduğunu görür. Orada yalnız olmadığını hemen fark eder, "Two Socks" adını verdiği bir kurt ve meraklı bir yerli kabilesi ile karşılaşır. Dunbar, kabiledekilerle hemen arkadaş olur ve yerliler tarafından yetiştirilen beyaz bir kadını keşfeder. Yavaş yavaş bu yerli insanların saygısını kazanır ve beyazlara özgü eski alışkanlıklarını bırakır.

Hugh Glass kürkleri için hayvanları avlayan bir kuruluş için çalışan deneyimli bir tuzakçıdır. Fakat avlandıkları bölgelerde kendilerinden başka hem yerli Kızılderililer hem de Fransız birlikleri kol gezmektedir. Bir av ertesinde bir boz ayı tarafından ölümcül bir biçimde yaralanan Glass'ı, yavaşlamamak adına ekibi ölüme terk eder. Fakat bölgeyi herkesten iyi bilen avcı Glass hayata tutunur ve yavaş da olsa yaraları iyileşir. Zira yaşama tutunması için oldukça geçerli bir sebebi vardır.

Savaş ve şiddetin etkisiyle karakteri sertleşmiş olan yüzbaşı Joseph J. Blocker'a (Christian Bale), bir Cheyenne savaş şefi ve ailesinin Montana'daki kabile topraklarına geri dönüş yolculuğunda eşlik etme görevi verilir. Blocker hayatı boyunca içinde yaşadığı şiddet dolu hayattan yorgun düşmüş olsa da bu görev onun için oldukça zor olacaktır; zira eşlik ettiği şef yıllar boyunca en büyük düşmanlarından biri olmuş ve birçok arkadaşının hayatını ellerinden almıştır. Ancak kayıplar konusunda şef de en az Blocker kadar payına düşeni almıştır. Tehlikeli topraklardan yola çıkarak, vahşi ancak etkileyici batıya doğru ilerleyen kafile bu yolda birçok zorlukla karşılaşacaktır. Zorluklar arttıkça, Blocker emirleri yerine getirirken kendi bağnazlığıyla yüzleşmeye mecbur kalacak, bir yandan da bu yolculuğa ailesinin bir baskında katledildiğine tanıklık eden intihara meyilli bir dul kadın da (Rosamund Pike) dahil olacaktır.

1831’de, köleliğin en ağır işlediği Virginia’da kölelerin isyanının başını çeken Nat Turner hakkındaki bu sert film, ilk gösterimini Sundance Film Festivali’nde yaptı. Film, sahibinin zoruyla, ülkeyi gezmek zorunda bırakılan köle Nat’in bu süreçte düzene karşı hınçlanarak silahlı bir isyana önayak olmasını anlatıyor. Oyunculuktan gelen yönetmen Nate Parker, hem İzleyici Ödülü hem de Büyük Jüri Ödülü kazandığı Sundance'te gösterildiği anda yılın sinema olaylarından birine dönüşen bu ilk filminde ülkesini tarihle yüzleştiriyor. Görsel tercihleriyle de dikkate şayan filmin adı DW Griffith’in 1915 yapımı aynı adlı filminin ırkçı yaklaşımına bir gönderme sayılıyor. Yönetmen, senarist ve yapımcı Nate Parker, filmde başrolü de üstleniyor. Uluslararası prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapacak olan The Birth of a Nation, daha şimdiden Oscar için konuşulan filmler arasına girdi.


Yozlaşmış bir mareşal, ordudaki arkadaşı tarafından Komançilerin beyaz esirlerinin serbest bırakılması için pazarlık yapmaya zorlanır, ancak onların topluma yeniden kazandırılmasının sonuçları olduğunu görür.

Vahşi Batı'da bir kurtarma ekibi, gizemli koşullar altında evlerinden kaybolan bir yerleşimci ailesini bulmak için yola çıkar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir