
Malin Crépin
Annika Bengtzon

Nobel Ödül Töreni esnasında gerçekleşen bir suikast ve olaya tanık olan gazeteci Annika Bengzton'ın, aslında ne olduğunu araştırma sürecinde yaşadıklarını anlatan film, daha çok aksiyon-gerilim tarzında...

Malin Crépin
Annika Bengtzon

Richard Ulfsäter
Thomas Samuelsson

Björn Kjellman
Anders Schyman

Leif Andrée
Spiken

Kajsa Ernst
Berit Hamrin

Erik Johansson
Patrik Nilsson

Felix Engström
Q

Andreas Rothlin-Svensson
Bertil Strand

Antje Traue
Kitten

Per Graffman
Bernhard Thorell

Ia Langhammer
Birgitta Larsén
Anna von Rosen
Caroline von Behring

Björn Granath
Ernst Ericsson

Karl Linnertorp
Johan Isaksson

Pia Johansson
Kinna Widell

Walter, karısı Agatha ile sıradan bir yaşam sürerken Number 23 isimli bir kitabın eline geçmesi ile hayatını korkunç bir tekinsizliğin içine sürükler. Bu kitabı okudukça kitapta yazılanların kendi hayatı ile ilgili olduğunu düşünmeye ve hatta giderek buna saplantılı bir şekilde inanmaya başlar. Her geçen gün bu duruma kendini daha da çok kaptıran Walter, hayatının bütün dengesini kaybeder ve cinayet işlemeye kadar varacak bir gizemin girdabına kapılır. Batman Daima'dan sonra bir kez daha Jim Carrey ile biraraya gelen yönetmen Joel Schumacher, ilginç bir gerilim filmi ile karşımızda. Komedi filmleri oyuncusu olma janrını özellike 2003 tarihli Sil Baştan filmi ile yıkan Jim Carrey, dramatik bir rolde yine etkileyici bir performans sergiliyor.

Tatil için Kudüs’te bulunan Hercule Poirot, İki kişinin Petra’da işlenecek olan bir cinayet planı yaptığına kulak misafiri olur. Petra yolculuğunun konukları arasında Bayan Boynton, büyük oğlu Lennox ve karısı Nadine, kızı Carol ve diğer oğlu Raymond, genç ve büyüleyici güzellikteki kızı Ginevra ve ufak kardeşleri Jimmy bulunmaktadır. Bayan Boynton yıllar önce bir hapisanede gardiyan olarak çalışmış, çevresi özellikle kendi ailesi tarafından otoriter ve gaddar tavırlarından ötürü sevilmeyen sadist bir kadındır… Büyüleyici Petra gezisi sonrasında beklenen gerçekleşir. Kaldığı çadırda, bayan Boynton’un cesedi bulunur. Görünüşte kadın öleli 1 saati geçmiştir ve sıradan bir kalp krizi olarak görünse de de bileğindeki iğne deliği şüpheleri cinayet noktasına çekecektir. Albay Carbury’nin ricası üzerine Poirot soruşturmaya başlar…

Zamanda geriye doğru ilerleyen kara mizah yüklü suç gerilimi, biri kendi erkek kardeşi olan üç banka soyguncusunun peşine düşen yerel şerifin öyküsünü anlatıyor.

Lodge ailesi, sakin ve sıradan insanların yaşadığı, huzurlu bir banliyö mahallesi olan Suburbicon’da yaşamaktadır. Bölge aile kurmak için uygun bir yer gibi görünür. Fakat bu muhteşem görüntünün ardında rahatsızlık verici gerçekler vardır. İyi bir eş ve baba olan Gardner Lodge, mahallenin ihanet, aldatma ve şiddet dolu gizemli bölgelerini keşfe çıkar ve karanlık sokaklarda tehlikeli bir maceraya atılır.

A thief fresh out of prison, tries to work his way back into the life of his daughter and ex-fiancé. Determined, he is forced to use the skills he has as a gifted locksmith. Things take a tumultuous turn after an unexpected disappearance.

Jens Lapidus’un çok satan ‘Stockholm Noir Üçlemesi’nin ilk kitabından uyarlanan film, sınıf atlama ve uyuşturucu ticareti hakkında nefes kesici, etkileyici bir film. Yönetmen Espinosa’ya Hollywood kapılarını açan bu başarılı filmde hikaye karakterleri değil, karakterler hikayeyi sürüklüyor.


Gerçek olaylara dayanan, gözden düşmüş bir polis dedektifi, şiddet içeren bir suç örgütünü ifşa etmek için gizli göreve giderek kefaretini arıyor. Ancak mafyanın derinliklerine battıkça, affedilmenin bedeli karşılayabileceğinden daha yüksek olabilir.

1974 yılının New York'unda geçen filmde, yıllar önce ölümle sonuçlanan bir kavgaya karışmış olan Chris, iyi halden dolayı süresi azaltılan mahkumiyetini tamamlayıp hapisten çıkacağı güne ulaşmıştır. Kendisini almaya gelen erkek kardeşi Frank ile buluşması ise onun için kabustan farksızdır. Frank ve Chris doğdukları günden bu yana bir türlü anlaşamamış ve hayatlarını tamamen farklı şekillerde yaşamış olan iki kardeştir. Chris suça eğilimli bir aylak iken kardeşi Frank polis olarak çalışmayı seçmiştir. Hapiste geçirdiği süre boyunca Chris'in biraz da olsa akıllandığını uman Frank, kardeşinin yeni bir hayata başlayıp kendisine çekidüzen vermesi için elinden geleni yapacaktır. Fransız sinemasının en ünlü aktörlerinden biri olan Guillaume Canet tarafından yönetilen filmin oyuncu kadrosunda Mila Kunis, Zoe Saldana, Marion Cotillard ve Clive Owen gibi yıldız isimler bulunuyor.

After two British Secret Intelligence Service agents are murdered at the hands of a cryptic neo-Nazi group known as Phoenix, the suave agent Quiller is sent to Berlin to investigate.


Takıntılı bir interpol ajanı olan Louis Salinger ve Manhattan Bölgesi avukatı Eleanor Whitman, dünyanın en güçlü bankalarından birine adaleti getirmeyi amaçlamaktadır. Kara para aklama, silah ticareti dahil birçok yasal olmayan işlemleri su yüzüne çıkarırlar. Salinger ve Whitman'ın araştırmaları, onları Berlin'den Milano'ya oradan New York'a ve son olarak İstanbul'a götürür. Kendilerini uzun soluklu global bir kovalamanın içinde bulurlar. Salinger ve Whitman'in terörü finanse etmeye devam eden bankanın amansızca peşini bırakmamaları, hayatlarını riske sokacaktır.

Film, üst düzey suçluların tutulduğu gizli bir CIA üssüne getirilen çok aranan bir suçlunun, hücresinden kaçarak üssün kontrolünü ele geçirmesi sonrası bu sefer kendilerinin hapis kaldığı tesiste mücadele veren CIA ajanı Abby'nin hikâyesini anlatıyor.

Beklenmedik bir trafik kavgası sonucunda oğlu ağır yaralanan öfkeli bir baba, duygusal çalkantılar ve intikam hırsı nedeniyle karanlık bir yola sürüklenir.

Barkley Michaelson doktora tezini bitirmekle uğraşırken, babası Eli Michaelson kimya dalında Nobel Ödülü kazanır. Ancak bu olaydan sonra Barkley ve ünlü bir psikiyatrist olan annesi Sarah'ın hayatı tepetaklak olacaktır. Barkley 2 milyon dolarlık para ödülünü almış babasından fidye koparılmak üzere kaçırılır. Gün geçtikçe bencilleşen Eli Michaelson, bu parayı vermeyi kabul etmez. Barkley'in hayatı tehlikede olmasına rağmen, fidyeyi vermeyen Eli böylelikle ailesini dağıtacak bir düşmanlığın tohumunu atmış olur. Bundan sonrası ihanet ve intikam dolu bir öyküdür.

Her başarılı adamın arkasında ondan daha başarılı bir kadın vardır – ve onunla tanışmak üzeresiniz. Bu kadın, Joan Castleman (Glenn Close), son derece zeki ve hala çarpıcı bir güzelliğe sahip, üstüne üstlük mükemmel derecede kocasına sadık bir eş. 40 yıllık evliliği boyunca karizmatik kocası Joe’yu (Jonathan Pryce) pohpohlamak ve onun aniden yükselişe geçen edebiyat kariyerinin alevlerini körüklemek için yeteneklerini, hırslarını ve hayallerini feda etmiştir. Yaptığı “sanat” yüzünden eşinin sadakatsizliklerini ve hatalarını görmezden gelmiştir. Yaptıkları evliliğin inşası için hep eşit olmayan tavizler verilmiştir. Joe, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanır ve ödülünü alması için Stockholm’e gidecekleri zaman Joan için kırılma noktası başlar. Artık bunca zamandır yaptığı karşılıksız fedakarlıkları ve verdiği hayati kararları sorgulayacağı hem dokunaklı hem komik hem de duygusal bir sürecin içindedir.

John Forbes Nash kazandığı bir bursla Princeton Üniversitesi'nde öğrenim görmeye başlar. Bu süreçte parlak zekasını her daim hissettiren ancak çevresindekilerle uyum sorunu yaşayan dahi Nash, inanılmaz bir teoriyi ortaya sürüp kanıtlama aşamasına kadar gelir. Böylece matematik çevrelerince ününü yayan dahi adam zamanla şizofreni belirtileriyle mücadele etmeye başlar. Nash artık kendi kurgusal gerçekliklerinden oluşturduğu dünyasıyla asıl gerçekleri ayırt edemeyecek bir aşamaya gelir.

Taşralı bir genç kız olan Gabrielle, karizmatik Parisli yazar Henry Gauthier-Villars ile evlenince, sanatın kalbinin attığı Paris’e taşınır. Willy mahlasıyla tanınan kocası başarısız bir yazardır ve Gabrielle’in yeteneklerini çok geçmeden farkına varır. Willy, kariyerinin ve mali durumlarının kurtarıcısı olarak karısını görüp, kendi isminde yayınlanacak bir romanın gizli yazarı olarak Gabrielle'i kullanmaya başlar. Kocasının ısrarı üzerine Colette, ilk eseri Claudine’i yazar ve kitap tüm ülke çapında büyük başarı elde eder. Her şeyi farkında varmaya başlayan Colette, erkek egemen bir dünyada, kocasının ona dayattığı edebi ve mecazi sınırlardan kurtularak yazdıklarını sahiplenmeye karar verir. Gelecek neslin kadınlarına ışık tutan güçlü dilini kullanarak, topluma meydan okumanın zamanı gelmiştir.

Marie Curie, daha gençken 1893'de kendisi gibi bilim insanı olan Pierre Curie ile tanışır. Evlenip iki kız çocuğu büyüten çift, 1903'te radyumu keşfederek birlikte Nobel ödülü kazanır ve bilimin seyrini sonsuza dek değiştirir. Kocasının ölümünün ardından araştırmalarına devam eden Marie, bir diğer ünlü bilim insanı Paul Langevin ile ilişkisi olduğu için skandallara davetiye çıkarır. Ancak Marie'nin bilime olan bağlılığı ve dünyayı değiştiren keşiflerle birlikte gelen sorumluluk her şeyi gölgede bırakacaktır...

20. yüzyıla damgasını vuran bir kadının tutku dolu hikayesi… Nobel Ödülü sahibi ilk kadın Marie Curie’nin, erkeklerin baskın olduğu bir toplumda başarılı bir bilim insanı olmak için verdiği ilham verici mücadelesi. 2016 Hamburg Film Festivali Art Cinema Ödülü Adayı 1905’te kocası Pierre ile radyoaktif maddelerin keşfi üzerine Nobel Ödülü kazandıktan sonra Marie, hayatında yeni zorluklarla karşılaşacaktır. Fransa’da araştırmalarına devam etmeye karar veren ikili burada çocukları için de yeni bir hayat kurmak ister. Ancak büyük bir aşkla bağlı olduğu Pierre hayatını kaybedince Marie, araştırmalarına tamamen yabancı olduğu bu ortamda tek başına devam etmek zorunda kalır. Burada hem yaşadığı aşk, hem de bilimle uğraşan başarılı bir kadın olarak toplumun tabularıyla karşılaşsa da Marie asla pes etmez. İki farklı alanda Nobel ödülüne sahip ilk ve tek bilim insanı olan Marie Curie’nin ölümsüzleşen ismi ve çalışmaları günümüzde de birçok insana ilham vermeye devam ediyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir