
Robert Taylor
Marcus Vinicius

Hristiyanlığın ilk zamanlarında ve imparator Neron döneminde geçer.Romalı asker Marcus Vinicius (Robert Taylor) güzel Lygia(Deborah Kerr)'ya aşık olur ancak aşkına karşılık alamaz. Bir süre sonra sevdiği kadının Hristiyan olduğunu ve Roma'nın yakıldığını öğrenince onu kurtarmak için Romaya geri döner. Neron döneminde Hristiyanların gördüğü zulmü anlatan film 8 dalda Oscara aday gösterilmiştir.

Robert Taylor
Marcus Vinicius

Deborah Kerr
Lygia

Leo Genn
Petronius

Peter Ustinov
Nero

Patricia Laffan
Poppaea

Finlay Currie
Peter

Abraham Sofaer
Paul of Tarsus

Marina Berti
Eunice

Buddy Baer
Ursus

Felix Aylmer
Plautius

Nora Swinburne
Pomponia

Ralph Truman
Tigellinus

Norman Wooland
Nerva

Peter Miles
Nazarius
Geoffrey Dunn
Terpnos

1558-1603 yılları arasında 45 yıl tahtta kalan I. Elizabeth, tarihin en ünlü kraliçelerinden biri idi. İskoçya Kraliçesi kuzeni Mary Stuart, İspanya Kralı Philip ile birlikte İngiliz tahtını eline geçirmek için gizli komplolar düzenlerken I. Elizabeth'in hayatı da büyük bir karmaşa içindedir.Bir yandan, savaşa hazırlanmakta olan imparatorluğunu koruyabilmek için sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken bir yandan da, yakışıklı denizci Raleigh'e karşı hissettiği tutkulu aşkla başa çıkmaya çalışmaktadır. Sadık ve güvenilir danışmanı Sir Francis Walsingham, her ne kadar onu bütün komplolardan korumaya çalışsa da I. Elizabeth, hayatının en zor sınavlarından birini vermek üzeredir.

Sinema tarihinin en çok ödül alan, en geniş kadrolu filmlerinin başında gelen Son İmparator destansı bir öyküdür: 2 yaşında tahta çıkan Çin'in son imparatoru Pi Yi'nin gözünden 60 yılın öyküsü. Çekimi 2,5 yıl süren, 19 binden fazla kişinin rol aldığı film çok şık ve estetik bir görkemli yapımdır. Bertolucci sinemasının izlerini de taşır: Yasak Kent'in avlusunda binlerce figuranla çekilen sahnelerden ipek çarşafların altında belli belirsiz sevişen üç bedene kadar... Son İmparator aynı zamanda Bertolucci'nin Oryantal Üçlemesi'nin ilk filmidir. Bu seri daha sonraki yıllarda çekeceği Çölde Çay ve Küçük Buda ile tamamlanır.

16 yaşındaki Jamal, okulundaki testlerde aldığı yüksek notlar nedeniyle şehrin en ünlü okullarından Mailor-Collow'dan bir burs kazanır. Kenar mahalleden gelmesi sebebiyle zengin çocuklarının arasında önceleri zorluk çekse de, spordaki başarısı ve yazdığı yazılar ile kendini sevdirmeyi başarır. Birgün Jamal iddia sonucu kendi halinde bir yazar olan William Forrester'ın evine birşey çalmak amacıyla girer. Ancak evden kaçarken sırt çantasını düşürür. Çantasını geri aldığında ise yazarın defterlerine bazı notlar bıraktığını görür. Bundan etkilenen Jamal ve Forrester arasında sıradışı bir arkadaşlık başlar. Yıllar önce çok ünlü bir roman yazan fakat sonra yazmayı bırakan Forrester, genç çocuktaki yeteneğin farkına varmıştır.

Paul Javal isimli bir senarist Fritz Langin yeni filmi için bir senaryo yazması için işe alınır. Maddi sıkıntılar nedeniyle hayatını düzene oturtmakta zorlanan Paul, genç ve güzel karısı Camilee'i çok sevmektedir. Homeros'un Odysseia eserinden uyarlanacak olan filmin senaryosu için aldığı sipariş bir süre sonra Paul'ün hayatını allak bullak eder ve karısı ile olan mutluluğu da bozulmaya başlar. Üstelik bunda en büyük sorumluluk da filmin yapımcısındadır. Filmde Alman sinemasının büyük ismi Fritz Lang kendisini canlandırmaktadır. Camille Javal, ismi ise Bardotun gerçek adıdır. Godard'ın seyircilerle en fazla yakınlık kuran filmlerinden biri de denilebilir. Filmdeki senarist, bir zaman sonra kendi yazdığı filmin başkahramanına dönüşürken Godard sinema dili üzerine yine özgün fikirler vermektedir.

Elçi Pavlus'un hikayesini anlatan filmde Pavlus'u James Faulkner ve Luka'yı Jim Caviezel canlandırmıştır. Aziz Pavlus ya da Tarsuslu Pavlus, Pavlik Kiliselerin kurucusu Hristiyan misyoner. Miladi birinci asırda yaşamış Roma vatandaşı Farisi Yahudilerindendir. Asıl adı Saul’dur. Luka'nın kaleme aldığı İncil'de önemli bir yere sahiptir. Film Hz İsa'nın elçisi olan Pavlus'un hayatını anlatıyor Film zor ve zaman zaman boğduğu anlarla dolu.Kesinlikle herkesin izleyebileceği bir film değil ama filmin konusu ilginizi çekiyorsa ve merak ediyorsanız belki izlenebilir. Birde şunu eklemek isterim o dönemleri çok iyi yansıtmışlar...

1979 yılında çekilmiş 1981 yılında vizyona giren, İkinci Dünya Savaşı'nda U-96 adlı tip 7 sınıfı Alman U bot mürettebatını konu alan film. Savaşta Alman denizcilerin hayatlarını, içinde bulundukları psikolojik durumları görsel bir anlatış biçimiyle dile getirmektedir. İkinci Dünya Savaşı'nda görev yapan U-96 tipi bir Alman denizaltısı Atlas Okyanusu'ndaki normal devriye görevine çıkar. Gemide görevli personel haricinde bir subay da denizaltında yaşananları kaydetmek için sefere katılır. Gemi normal seyrinde iken okyanusta detroyer koruması olmadan seyreden 5 gemilik bir filoyla karşılaşır. Kaptan biraz tereddütden sonra saldırı emri verir.

Vasat bir besteci olan Salieri ile rakip olan Wolfgang Amadeus Mozart, müzikal dehasıyla ölümsüzlük kazanıyor. Salieri'nin bu durumu hazmedememesi intikam isteğiyle dolmasına neden olur.

Romeo ve Juliet, birbirine düşman olan iki ailenin çocuklarıdır. Karşılaştıkları ilk anda aşık olmuşlar ve böylece kavuşamama öyküleri başlamıştır. Juliet, Romeo'ya kavuşmak için ailesini yok saymayı göze alamaz ve kendini yok saymaya karar verir. Böylece rahibin yardımını alarak bir zehir içer; herkes onu ölmüş bilecektir. Ancak Romeo döndüğünde Julıet'in öldüğünü zanneder ve kendini öldürür. Romeo ve Juliet'te basit olarak aşk anlatılıyor denemez. Bunu "aileleri düşman, engellere rağmen vazgeçmeyen imkansız aşk" diye alımladığımızda daha doğru olur. Çünkü oyunun ana konusu en yalın haliyle, aşk ölümü bile göze alır şeklinde özetlenir.

Judah Ben Hur zengin yahudi bir prenstir. Bir gün çocukluk arkadaşı Messela ile buluşup konuşurlar ve hasret giderirler. Bu konuşmaların sonunda iki taraf siyasi fikirlerini ortaya döktüklerinde tartışmaya başlarlar. Ben Hur arkadaşına hiç bir koşulda destek vermeyeceğini söyler. Bunun üzerine arkadaşı Messela onu kürek mahkumu olarak sürgüne gönderir. Zengin hayatına veda eden prens bu olay üzerine intikam yemini edecektir.

William Shakespeare'in en ünlü tiyatro oyunlarından birine konu olan siyaset tarihinin iki bin küsur yıl öncesinden gelen unutulmaz bir entrika ve ihanet hikayesi. Roma senatosu tarafından kabul edilmiş olan bir komplo ile hırsı artan imparator Jül Sezar, Brutus tarafından öldürülür. Bu cinayetin ortaya çıkardığı sonuçlar ise oldukça ciddidir. 4 dalda Oscar’a aday olan dahası 2 dalda kazanan filmin bir diğer özelliğide en fazla gişe yapan Shakespare uyarlaması olması. Yönetmenlğini Joseph L. Mankiewicz’in üstlendiği başrollerinde ise Louis Calhern, Marlon Brando, James Mason rol almıştır.

1914 yılının Amerika'sında yasadışı işler yapan bir küçük serserinin öyküsü.Sevdiği kızla evlenerek tövbekar olan ve bir zamanlar kullandığı tabancayı çete reisine veren adam, bu gangsterin, terk ettiği bir kadın tarafından aynı silahla vurulması üzerine suçlanarak hapse düşer, idam kararı alınır....16 hafta süren çekimleri ile zamanının rekor ücreti 40 bin dolara mal olan filmin babil bölümü en gösterişli ve nefes kesici bölümü olarak sinema tarihine geçmiş, bu sahnenin çekimi sinema tarihine geçen buluşlar sayesinde mümkün olmuştur.

1981 yapımı Franco Zeffirelli filmi Endless Love'ın yeniden uyarlaması olan yapıtta iki gencin sınırları zorlayan bir aşk hikayesine tanık oluyoruz. David Axelrod ve Jade Butterfield tanışır ve başta aileleri olmak üzere tüm dünyaya meydan okuyacakları bir ilişkiye başlarlar. Zira Jade'in ailesi bu ilişkiye kesinkes karşıdır ve kolay kolay pes etmeye niyetleri yoktur. Artık ilişkilerinin önünde oldukça zorlu engeller vardır, ancak bu engeller ilişkilerini sadece daha karışık, karanlık ve saptantılı bir hale getirmeye yarar. Modern bir Rome ve Juliet hikayesi niteliğinde olan filmin başrollerini Alex Pettyfer ve Gabriella Wilde paylaşıyor...

William Shakespeare'ın trajik aşk destanı Romeo ve Juliet'in, Avustralyalı dahi yönetmen Baz Luhrman tarafından sinemaya uyarlanan bu modern versiyonunda kılıçların yerini, kılıç isimleri taşıyan silahlar alıyor. Günümüz Florida'sında geçen filmde Romeo (Leonardo DiCaprio) ve Juliet (Claire Danes), kentin iki düşman ailesinin çocuklarıdır. Trajik bir rastlantı sonucu iki genç birbirlerine aşık olurlar ve ailelerin savaşının ortasında bir kaçış bulmaya çalışırlar.

Julian Felowes tarafından sinemaya uyarlanan yeni filmde Romeo rolünü, daha önce birkaç televizyon dizisinde rol alan Douglas Booth, Juliet'i ise genç yaşta Oscar adaylığı bulunan Hailee Steinfeld canlandırıyor. Juliet'in kuzeni Tybalt rolünde de Gossip Girl'den tanıdığımız Ed Westwick var. 2013 yapımı "Romeo ve Juliet", Leonardo DiCaprio ve Claire Danes'in rol aldığı ve hikayenin modern bir uyarlaması olan filmin aksine, köklerine sadık kalarak çekilmiş...

Film 1920'li yıllarda Almanların, Polonyalılar ve diğer azınlıklarla birlikte uyum içinde yaşadıkları yoksul kent Danzig'de başlar. Annesi ve hangisinin babası olduğunu bilmediği iki erkekle birlikte yaşayan Oskar'a (David Bennent) üç yaşına bastığı doğum gününde teneke bir trampet hediye edilir. Bu andan itibaren çevresinde gözlemlediği erişkinlerin mutsuz ve acınılacak dünyalarına katılmaktansa hep çocuk olarak kalmaya karar verir. Gerçekten de yıllarca fiziksel olarak bir gelişme göstermez. Çevreye karşı tek protestosu büyümeyi reddetmek değildir, aynı zamanda teneke davuluna şiddetle vururken çıkardığı cam eşyaları bile parçalayan tiz çığlığı da 2. Dünya Savaşı yaklaşırken ülkede olup bitenlere duyarsız kalan orta sınıf Alman toplumunu bir yadsıma biçimidir, gitgide çıldıran dünyaya karşı bir protestodur.

Gerçek mutluluk, başarı ve aşkın ne olduğuna dair yıllarca anlaşmazlıklar yaşayan Dave ve Clarice Johnson, sonunda evliliklerini bitirme noktasına gelirler. Clarice bir araba kazası geçirdiğindeyse içine attıkları ortaya çıkar. Aralarındaki farklılıklar, Clarice’in fiziksel terapi görmesiyle daha çok artmıştır. Dave de Julie ve oğlu Bryson ile vakit geçirmeye başlar. Dave, onlarda bulduklarıyla bir aile olmanın ve tutkulu bir eşin özlemini duymaya başlamıştır. Hayatlarında yaşanan bu değişikliklerle Dave ve Clarice, artık birbirlerine ettikleri yeminin kolayca bozulup bozulmayacağıyla yüzleşmeleri gerekmektedir.

1940 yılında Fransa’da II. Dünya Savaşı’nın ilk işgalleri yaşanmaktadır. Genç ve güzel bir kız olan Lucile Angellier, üvey annesinin evde gözetiminde, savaşta esir düşen babasından haber almak için beklemektedir. Bir yandan Paris’ten gelen savaş mültecileri küçük kasabaya yerleşmeye çalışırken, diğer yandan Alman askerleri kasabalıların evlerini bir bir işgal etmeye başlar. Lucile evlerine yerleşen Bruno von Falk adlı yakışıklı askerden, başlarda hiç hoşlanmaz ve kendisini geri çeker. Fakat günler ilerledikçe iki genç arasında aşka sürüklenen bir çekim oluşur. Ama karşılarında savaşın en trajik yüzü durmaktadır.

Maggie "Seninle beraber yaşamıyorum" diye çıkıştı Brick'e. "Aynı kafeste duruyoruz, o kadar." Tennessee Williams'ın 1955 Pulitzer ödüllü oyununun çarpıcı diyalogları ve yoğun duygusallığı oyunun bu film versiyonunda fırtına gibi gürlüyor. Kızgın Damdaki Kedi, olgun yaşlara hitabeden konuları ve ateşli performanslarıyla büyük gişe yapmış.Paul Newman, sorunlu eski spor yıldızı Brick rolündeki hassas performansıyla ilk kez Oscar Ödülü'ne aday gösterilmiş. Elizabeth Taylor ise, hayata olduğu gibi değil de birgün olmasını umduğu şekliyle sarılan kedi Maggie rolüyle ikinci kez aday olmuş. Burl Ives'in yalancılıktan nefret eden Big Daddy rolünde Broadway'deki ününü perçinlediği Kızgın Damdaki Kedi, yakıyor.

İskenderiye , M.S. 4. yüzyıl. Hipatya, ünlü bir filozof, matematikçi ve astronomdur. Babası Theon'un yönettiği İskenderiye Kütüphanesi'nde ders verir Şehirde ise Hristiyanlık hızla yayılmakta, pagan inançları ve Yahudilerle çatışmalar artmaktadırŞehirdeki dini gerilimler kontrolden çıkar. Hristiyan fanatikler (Parabolani grubu) pagan tapınaklarını yıkar, Serapeum Kütüphanesi'ni ateşe verir. Hipatya, çalışmalarına devam eder; Dünya'nın hareketi üzerine teoriler geliştirir (Eliptik yörünge fikrine yaklaşır).Sonunda, Hristiyan lider Cyril, Hipatya'yı "cadı" ilan eder. Orestes'in onu korumasına rağmen, Parabolani çetesi Hipatya'yı taşlayarak öldürür. Film, onun trajik sonuyla biter; bilim, hoşgörü ve aklın dini fanatizm karşısında yenilgisini vurgular.

Museviler İsa'yı çarmıha gerince, idamdan kurtulan hırsız Barabbas'ın destansı hikayesidir. Maneviyatıyla olan mücadelesinde, Barabbas çok çetin sınava maruz kalıyor. Sonunda kendini gladyatör arenasında, içindeki şeytanlarla yüzleşip, özgürlüğünü kazanmaya çalışırken buluyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir