
Fanny Ardant
Catherine

Catherine başarılı bir jinekoloğun karısıdır. Üst düzey insanlar kabul edilen çiftin hayatı hiçte dışardan göründüğü gibi değildir. Kocasının kendisine olan sadakatinden şüphe duyan Catherine kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir yöntemle eşinin sadakatini sınamaya karar verir. Önünden geçerken bile tedirgin olduğunu ve içine girer girmez dehşete kapıldığı bir gece kulübüne gider ve Marlene adında bir fahişeyle anlaşır. genç ve güzel bir kadın olan Marlene düzenli olarak kocasıyla beraber olacak ve yaşadığı tüm deneyimi olduğu gibi Catherine'e anlatacaktır. Marlene en başta olayı yadırgasa da üst düzey bir müşteri kaçırılmayacak bir fırsattır. İki kadın arasındaki anlaşma başlar ve zaman ilerledikçe aralarında tuhaf bir bağ oluşur. Catherine kendini Marlene'in vücudunda şekillendirmeye başlar ve bir süre sonra işler çığrığından çıkar.

Fanny Ardant
Catherine

Emmanuelle Béart
Nathalie / Marlène

Gérard Depardieu
Bernard

Wladimir Yordanoff
François

Judith Magre
Catherine's Mother

Rodolphe Pauly
The son

Évelyne Dandry
The boss of the bar

Aurore Auteuil
Catherine's patient

Idit Cebula
Ghislaine
Sasha Rucavina
Marianne

Macha Polikarpova
Ingrid
Marie Adam
The medical secretary
Sophie Séfériadès
Another patient

Serge Onteniente
The real estate agent

Marc Rioufol
The client

Henüz 22 yaşında olan Nana, aktris olma hayalleriyle evliliğini ve çocuğunu bırakır. Fakat güzel Nana için işler hiç de yolunda gitmez. Bu başladığı yeni hayatında kendini bir anda sokaklarda fahişelik yaparken bulur. Sonuç ise kamera hareketleri, kurgusu, ses ve müzik kullanımı, diyalogları ile Godard'ın eteğinde ne varsa döktüğü şiirsel bir başyapıt. Bir düş(üş)ün hikayesi...

Fransa’nın fakir banliyölerinden birinde yaşayan asi ve girişken Dounia (Oulaya Amamra), bir yandan fahişelik yapan annesini idare eder bir yandan da evi geçindirmek için çabalar. Bu kadar derdinin içinde bir tek en yakın arkadaşı Maimouna’nın (Déborah Lukumuena) yanında biraz olsun mutlu olabilmektedir. Fakir hayatlarından bıkmış bu iki genç kızın hayali çok zengin olmaktır ve bunun için uyuşturucu ticareti yaparak iyi para kazanan Rebecca (Jisca Kalvanda) ile birlikte çalışmaya karar verirler. Ancak hem Dounia hem de Maimouna kazandıkları para uğruna ağır bedeller ödeyeceklerdir.

Farklı insanların bir araya geldikleri bir striptiz kulübü. Bu klübün liseli genç kız kıyafeti ile sahne alan dansçısı, o dansçıya tutulmuş olan DJ, DJ'in hamile karısı, kaybettiği kızını bu striptizci kızda arayan bir mali denetçi, bu denetçinin uğradığı pet-shop'un bastırılmış eşcinsel sahibi... Bütün bu farklı insanların striptiz kulübüne gelmesi ve bastırdıkları tutkularının gün yüzüne çıkması.

Rahatsız edilen genç bir kadın(Kristen Stewart), Doug Riley (James Gandolfini) ve karısının (Melissa Leo) kızları ölmüştür ve kader bu acı çeken kişileri hiç ummadıkları bi anda birleştirecektir.

The dawn of the 20th century: L’Apollonide, a luxurious and traditional brothel in Paris, is living its last days. In this closed world, where some men fall in love and others become viciously harmful, the women share their secrets, their fears, their joys and their pains.

Hoover ailesinin her bireyi denemekten yılmayan sıcak insanlardır. Bir Volswagen minübüse doluşup ailelerinin en küçük bireyinin hayalini gerçekleştirmek için California’ya doğru yola çıkarlar. Bu üç günlük traji komik yolculuk sürprizlerle ve aile fertlerin hayal bile edemeyeceği bir sonla tamamlanacaktır. Küçük Gün Işığım bilinen kalıpları kıran bir Amerikan yol komedisi.

New York moda dünyasının göz alıcı karmaşasında, sıfır bedenli muhteşem kadınlar içindeyken saçınızın kötü olduğu bir gün iş hayatınızın sonu olabilir. İşte Runway Dergisi bu inanılmaz cehennemin tam ortasıdır. Miranda Priestly ise moda dünyasının en güçlü kadını Runway'in korku salan kraliçesi kendisine bir asistan alacaktır. Milyonlarca kızın hayatını verebileceği bir iş ise sıradan bir New York'ta yaşayan Andy Sachs için göz kırpmaktadır. Yapacağı iş kesinlikle kendisine saygısı olmayan insanların yapabileceği türden, yaşamı bırakıp çalışmaya dayalı bir tür Miranda köleliğidir.

İngiltere'den mektup yoluyla bulduğu bir erkek ile evlenmeye karar veren, konuşma problemleri olan bir kadın, küçük kızı ve de çok değer verdikleri piyanosunu da yanına alarak evleneceği kişi ile tanışmak için Yeni Zelanda'ya doğru yola çıkarlar. Evlendikten bir süre sonra yanlış bir seçim yaptığını kavrayan genç kadın, yerli halk ile kaynaşmayı başarmış bir beyaz ile piyanonun etrafında başlayan yakınlaşması tutkulu bir aşka dönüşecektir.

Séverine Serizy Paris'te yaşayan ve görünürde mutlu bir evliliği olan her şeye sahip güzel bir kadındır. Séverine doktor olan kocası Pierre'e karşı soğuktur, hatta aralarında fiziksel bir ilişki olmadığı da sezilmektedir. Ancak bu "soğuk sarışın"ın ruhunda fırtınalar kopmaktadır. Günün birinde kendisinde gözü de olan aile dostları Henri Husson'dan özel bir randevu evinin adresini alır ve öğleden sonraları bu lüks genelevde çalışmaya başlar. Buradaki yeni adı "Gündüz Güzeli"dir artık. Şehvet düşkünü Séverine, randevu evine gittikçe kocasına daha çok bağlanır, aynı zamanda buradaki tiksindirici hayatını da garip bir şekilde kabullenir, zira burada mazoşist cinsel fantezilerini keşfedip yaşamaktadır.

Polis’in ana hatlarını sosyal duyarlılık, mizah ve aksiyon çiziyor. Paris Çocuk Koruma Birimi’nde çalışan Chrys, Nadine, Iris ve Fred, bir yandan kendi kişisel meseleleriyle boğuşurken bir yandan da pedofili gibi suçları araştırmaktadır. Çekingen fotoğrafçı Melissa, İçişleri Bakanlığı tarafından birimin faaliyetlerini belgelemesi görevi verildiğinde ekibe katılır ve onun sayesinde toplumun kâbuslarını birinci elden gözlemleriz: Çocuklarına kötü davranan ebeveynler, yabancılaşmıştır.

Bir adam, kıyamet sonrası dünyanın sorunlarına çözüm bulmak için bir deney yaparken geçmişiyle yüzleşir.

Gelmiş geçmiş en kışkırtıcı filmlerden biri olarak görülen acımasız Dönüş Yok!'un ardından çektiği bu ilk uzun metrajlı filmi, Gaspar Noé'nin tabiriyle "psikedelik bir melodram". İlk gösterimi 2009 yılında Cannes'da yapılan Boşluk, transa benzer görsel üslubu ve birinci şahıs gözünden öznel anlatımıyla epey tartışma yarattı.Filmi, Tokyo'da küçük çaplı işler çeviren uyuşturucu satıcısı Oscar'ın gözünden izliyoruz. Oscar bir gece bir polis baskınında yakalanır ve vurulur. Ölüm döşeğinde, ruhu dünyadan ayrılmaya direnir ve kız kardeşi Linda'yı korumak üzere kızın peşine düşer.

Michel Marsilya'da bir otomobil çalar ve yolda bir polis öldürür. Paris'te Champ Elysees'te New York Harold Tribune gazetesi için stajyerlik yapan Patricia'yı bulur. Daha önce birkaç kez birlikte olmuşlardır. Michel polis tarafından aranırken eski arkadaşlarıyla buluşup Roma'ya gitmek için gerekli parayı elde etmeye çabalar. Ancak ikisi de duygularından bir türlü emin olamaz. Başının polisle belaya girmesini istmeyen Patricia büyük bir ikilemde kalır. Onun bu kararsızlığına aldırış etmeyen Michel ise tam bir güven içinde son hazırlıkları yapmaktadır.

Fargo', 'O Brother, Where Art Thou?' ve 'Intolerable'’ın yaratıcılarından Amerika’lı gangsterlerin hayatına karmaşık ve görsel bir bakış geliyor. MILLER’S CROSSING’de rakip çeteler, katil galerileri ve tetikçiler yeralıyor. Leo İrlanda’lı bir gangster ve politik patrondur, güvendiği teğmeni ve danışmanı anti-kahraman Tom’un yardımıyla bir Doğu şehrini yönetmektedir. Ama şehir üzerindeki kontrolleri, Johnny Casper (adında bir İtalyan patron ve acımasız yardımcısı Eddie Dane tarafından zorlanır.

Henri, the Man from Nantes, comes back to his country after a successful stay in the United States, where he was working for Liski, the drug dealer. With the fame of being a tough guy preceding him, he sets himself to the task of knowing why the French operations were not so profitable - and soon he is master of all links of the organization. He can now get it honed to perfection - or destroy it. Only... the Police are following his every step.

Yakın gelecekte, özellikle annesine karşı sonsuz bir sevgi besleyen ve hakiki insani duyguları olan robot David, gerçek oğlu şifasız bir hastalık yüzünden "kriyo-staz" konumuna giren Monica tarafından evlatlık edinilir. Monica ve kocasıyla mutlu bir şekilde yaşayan David'in hayatı, çiftin gerçek oğlunun iyileşerek eve dönmesiyle dramatik bir şekilde değişir. Brian Aldiss'in "Super-Toys Last All Summer Long" adlı kısa hikayesinden esinlenen bu filmin yönetmeni Steven Spielberg.

Pizza dağıtıcısı Victor, birkaç gün önce tanıştığı Elena'yla ateşli bir tartışma yapıyor. Çünkü Elena, Victor'la tanıştığında sarhoştur ve ayıldıktan sonra Victor'u istemediğini söylemiştir. Bu tartışma sırasında çıkan seslerden dolayı iki polis memuru sahneye giriyor ve kazara bir silah patlıyor… 4 yıl sonra genç olan polis David (Javier Bardem) tekerlekli sandalyede basketbol yıldızı oluyor ve Elena'yla evleniyor. "Nasıl oluyor da oluyor?" diye merak ediyorsanız "Çıplak Ten" tam size göre… Çılgın İspanyol yönetmen Pedro Almodovar'ın 1997 tarihli filmi…

Simon Killer iyi eğitimli, yakışıklı ve sempatik üniversite mezunu Simon’ın psikolojik ve erotik hikayesidir. Ancak kalbi kırılan Simon kafasını boşaltmak için Paris’e gider. Amaçsızca geçen günlerin ardından, Simon kendisini bir seks evinde bulur ve egzotik bir hayat kadını olan Victoria ile ilişki yaşar. Aralarındaki kimya ikilinin ciddi bir ilişki yaşamaya başlamasına neden olur. Ama ilişki nedeniyle durum şantaja, ihanete ve Simon’ın gerçek doğasının ortaya çıkmasına dönüşür...

Cennet; 1990’ların başında Paris’te DJ’lik yapan bir gencin yükseliş ve düşüş hikayesini ekranlara getiriyor. Daft Punk’ın da prodüktörlüğünü yapan Fransız DJ Paul’ün hayatını merkeze alarak Fransa’da elektronik müziğin son yirmi yılını anlattığı bir yolculuğa çıkarıyor.

Yönetmen Stanley Kubrick, Full Metal Jacket filminde savaşın ve askerliğin, insanların duygularını nasıl yok ettiğini gün yüzüne çıkarıyor. 18 yaşındaki acemi bir askerin gözünden, acemi askerlerin Deniz Kuvvetleri'ndeki ilk günlerinden başlayarak nasıl insani duygularının yok edildiğini ve bireysellikten çıkarılıp Deniz Piyadesi olarak nasıl tekrardan yaratıldıklarını anlatıyor. Film, 1968 yılında Vietnam harekatı için yetiştirilen askerlerin ruhlarında bıraktığı zarar ve savaşın nasıl insanlık dışı bir şey olduğunu açığa çıkartıyor. Gustav Hasford'un "The Short-Timers" isimli romanından uyarlanmıştır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir