
Isabelle Huppert
Anne Laurent
"Bu Michael Haneke filminin başlığına inanmayın."
Fransa'nın kuzeyindeki Calais'de görünüşte oldukça rahat ve zengin bir şekilde yaşayan Laurent ailesinin hayatı, beklenmedik olaylar sonucu hayatlarına giren Eve'in gelmesi ile rayından çıkar. Bitmek bilmeyen aile sorunları ve yıllarca özenle sakladıkları sırları artık başa çıkılabilecek gibi değildir.

Isabelle Huppert
Anne Laurent

Jean-Louis Trintignant
Georges Laurent

Mathieu Kassovitz
Thomas Laurent

Fantine Harduin
Éve Laurent

Franz Rogowski
Pierre Laurent

Laura Verlinden
Anaïs Laurent

Toby Jones
Lawrence Bradshaw

Aurélia Petit
Nathalie
Hille Perl
The Gambist

Hassam Ghancy
Rachid

Nebihe Akkari
Jamila
Joud Geistlich
Selin

Philippe du Janerand
Maître Barin

Dominique Besnehard
Marcel the Hairdresser

Bruno Tuchszer
Inspector

San Fernando Valley'de sıradan bir günde ölmek üzere olan bir baba, genç karısı, bir erkek bakıcı, kaybolmuş ünlü bir oğul, aşık bir polis, dahi bir çocuk, eskiden dahi bir çocuk olan bir adam, bir şov programı sunucusu ve yabancılaşmış bir kız bir hikayenin farklı parçalarında yerlerini alacaklardır. Bu insanlar, unutulmaz bir heyecanla sonlanacak bu gün içinde, şans, hareket, geride bırakılan zaman ve rastlantılar yumağında adeta birbirlerinin hayatlarının içinden zikzaklar çizerek geçecek ve birbirlerini çözümleyeceklerdir.

1980 yılında açlık ve sefalet içindeki Habeşistan'da yaşayan siyahi Falaşalar özgün bir Yahudi topluluk olarak kabul edildiler ve gizlice İsrail'e taşındılar. Taşınmadan bir gün önce Yahudi bir annenin oğlu ölür ve o da oğlu Schlomo'nun yerine onun ismini kullanarak 9 yaşında Hristiyan bir çocuğu beraberinde götürür.

Alejandro González Inarritu'nun Babel'inde, Fas'ta turistik geziye çıkan Amerikalı evli çiftin başına gelen trajik bir olay, dünyanın farklı ülkelerindeki dört ailenin yaşamında olaylar zincirini harekete geçirir. Koşullar açısından birbirine bağlı olan ama kıtalar, kültür ve dil açısından birbirinden ayrışan karakterlerin her biri, gerçek huzur ve teselliyi sadece aile kavramının sağlayabileceğini keşfeder.

Kuş, babası Bug ve erkek kardeşi Hunter ile bir gecekondu mahallesinde yaşayan 12 yaşındaki Bailey’i izliyor. Baba Bug’ın çocuklarına ayıracak pek vakti olmayınca ergenliğe yaklaşan Bailey de sanki dünyanın tüm yükünü omuzlarında taşıyormuşçasına ilgi ve macerayı başka yerlerde arar. Trajediyle komedi arasında gidip gelen Kuş ergenlik enerjisi, şiddet, hayal gücü, kaos, acımasızlık, halüsinojenik kurbağalar ve özgür ruhlu bireylerle dolup taşarken insanın yüreğini ısıtıyor.

Afrika'dan yalnız seyahat eden genç bir erkek ve genç bir kız, yenilmez dostluklarını Belçika'daki sürgünlerinin acımasız koşullarına karşı korumaya çalışır.

Charles drifts through politics, religion and psychoanalysis, rejecting them all. Once he realises the depth of his disgust with the moral and physical decline of the society he lives in, he decides that suicide is the only option...

Michael Haneke, 1997 yılında çevirdiği 'Funny Games'den sonraki bu son filminde, Paris'te yaşayan bir gurup 'sıradan' insanın hayatından bölümler yansıtıyor. Kalabalık bir bulvarda, adamın biri garip bir dilencinin eline buruşturulmuş bir kağıt parçası atar. Bu kağıtta yazılanlar, kendi hayatlarını yaşamakta olan öğretmen Amadou (Ona Lu Yenke), sinema oyuncusu Anne (Juliette Binoche) ve dilenci Maria'yı (Luminita Gheorghiu) bir şekilde birbirine bağlar.

Sean Durkin'in yazıp yönettiği The Nest, bir girişimci olan Rory'nin, Amerikalı eşi ve çocuklarını kendi anavatanı İngilitere'ye dönmeye ikna etmesini ve ailenin burada yeni bir başlangıç yapmaya çalıştığı sırada yaşananları anlatıyor. Rory, son derece hırslı bir girişimcidir. Amerikalı eşini ve çocuklarını banliyödeki rahat yaşamlarından ayrılarak kendi anavatanı İngiltere’ye taşınmaya ikna eder. Burada bir fırsat yakalayan Rory, eski firmasına katılır ve muhteşem bir malikane kiralar. Kısa bir süre sonra bu çekici yeni başlangıcın ve evliliklerinin altında yatan nahoş sırlar ortaya çıkacaktır.

A down-on-his-luck American Indian recently released from jail is offered the chance to "star" as the victim of a snuff film, the resulting pay of which could greatly help his poverty stricken family.

Anthony 80 yaşında, biraz huysuz, ısrarla yalnız yaşamak isteyen ve kızının kendisine önerdiği tüm yardımcıları geri çeviren bir adamdır. Ancak kızı artık günlük ziyaretlerini yapamayacağı ve Anthony’nin gerçeklik algısı sarsılmaya başladığı için, bir yardımcı bulmak zorunlu hale gelir. Hafızasının gelgitlerini yaşarken, Anthony kendi kimliğinin ve geçmişinin ne kadarına tutunabilecektir?

Frankie Dunn ringlerde yaşadığı yıllar boyunca müthiş dövüşçüler yetiştirmiştir. Öğrencisi olan boksörlere öğrettiği en önemli ders ise kendi hayatı için de temel kabul ettiği, her şeyden önce kendini korumaktır. Onu kızından soğutan ve uzak tutan acı deneyimi yüzünden uzun zamandır hiç kimse ile yakın olmamaya çalışmaktadır. Tek arkadaşı Scrap, onun spor salonuna göz kulak olmakta ve kaba dış görünümünün altında, 23 yıldır yakasını bırakmayan bir affedilme beklentisi olduğunu bilmektedir ve bir gün Maggie Fitzgerald, spor salonuna gelir.

Borderline kişilik bozukluğu tanısıyla ailesinden koparılarak “Claymoore” adlı psikiyatri kliniğine yatırılan yazar adayı genç Susanna Kaysen’in (Winona Ryder) buradaki personel ve hastalarla yaşadığı hüzünlü, heyecan verici, iç burkucu ilişkinin hikayesini anlatan film yazar Susanna Kaysen’in aynı adı taşıyan romanından uyarlanmıştır.

1968 Mayısında gerçekleşen Paris öğrenci olaylarının amacına ulaşamamasının ardından, hayal kırıklığı içindeki bir kuşağın umutsuzluğunu ve yeniden şekillenen cinsiyetler arası ilişkileri, ağırlıklı olarak ana karakterin monologları ve çevresindekilerle girdiği diyaloglar üzerinden anlatır. Baş karakter Alexandre, son derece egoist, pozcu ve soğuk, yirmili yaşlarının sonlarında bir gençtir. Kendisinden yaşça büyük, butik sahibi Marie ile yaşar. İşsiz ve parasızdır. Zamanının çoğunu elinde bir kitap , Paris sokak ve kafelerinde kız peşinde dolaşarak geçirir. Aşık olduğunu ve evlenmek istediğini açıkladığı eski sevgilisi Gilberte’in başkasıyla evleneceğini öğrenen Alexandre, aynı gün, bir kafede gördüğü genç Polonyalı hemşire Veronika ile bir ilişkiye başlar.

Harley, Ilya’ya delice aşıktır. Onun da, pek ifade edemese de, kendisini aynı şekilde sevdiğinden emindir. İkisi de uyuşturucu bağımlısıdır ve New York’ta Heavy Metal’cilerin arasında takılırlar. Vakitlerini birbirleriyle didişerek, tartışarak ve bir yandan etrafı talan ederken bir yandan da ihtiyaçlarını karşılayacak parayı bulmaya çalışarak geçirirler. Holmes’un kendi hayat hikayesinden yola çıkan senaryo, Safdie Kardeşler ve Ronald Bronstein tarafından yazılmış. Sean Price Williams’ın grenli görüntüleri bizi New York’a başka bir açıdan bakmaya, çocukların bulanık ve belirsiz bakış açısını edinmeye çağırıyor. Safdie Kardeşler’in belki de en zorlayıcı ama en yoğun filmi olan Yalnız Cennet Bilir çoğunlukla profesyonel olmayan oyuncuların canlandırdığı karakterler aracılığıyla bizi rollerin karmaşıklığıyla baş başa bırakıyor. Film çılgın aşkın, bir Cassavetes filmi gerçekliğinin ve Garrel melankolisinin sarmaladığı tuhaf bir dünyaya açılıyor.

Hayatı pek yolunda gitmeyen bir kasap, hapisten yeni çıkmıştır ve yeni bir başlangıç yapmak istemektedir. Zihinsel engelli kızını bir akıl hastanesine yerleştirdikten sonra, hamile sevgilisi ve onun annesi ile Lille’e yerleşir. Sevgilisini sevmemektedir; fakat sevgilisi ona yeni bir kasap dükkânı açmayı vaat etmiştir. Kısa zaman sonra kadının ona yalan söylediğini anlar, onu terk eder. Tekrar Paris’e dönmeye ve kızını bulmaya karar verir. Yanındaki tek şey tabancasıdır ve yollara düşer… Artık kendi kendiyle baş başadır, hayatın amacını ve anlamını bulma çabaları arasında gelgitler yaşar. 1998'de aralarında Cannes Eleştirmenler Haftası Ödülü, Sarajevo Film Eleştirmenleri Ödülü, Stockholm En İyi İlk Film ve En İyi Görüntü olmak sayısız ödülün sahibi oldu...

İlk kez 2005 Berlin Film Festivali’nde gösterilen bu gerçekçi büyüme öyküsü, klasik müzik ve bir suç imparatorluğu arasında kalan genç bir adamın hayatına mercek tutan nitelikli bir karakter incelemesi. Yirmi sekiz yaşındaki Thomas Seyr, Paris’te bir emlak mafyasının gelecek vaat eden üyelerindendir. Thomas’ın, bu “erkek” mesleğinin gölgesinde kalan bir özelliği ise, bir konser piyanisti olan annesinden miras kalan, piyano çalma yeteneğidir. Annesinin ölümünden sonra tuşlara hiç dokunmamış olan Thomas, emlakçılık uğruna yüz çevirdiği bu yeteneğinin asıl önceliği olduğunu fark eder. Ortağının karısıyla ilişkiye girmesi ve piyanoya verdiği ağırlık yüzünden işini ihmal etmeye başlaması Thomas’ın hayatını çelişkilerle dolu bir çalkantıya sürükler...

Orta yaşlarını yaşayan Michèle Leblanc görünüşte yıkılmaz bir kadındır. Başarılı bir şekilde yönettiği bir video oyunu şirketinin başındadır. Acımasız kurallarını iş hayatına olduğu gibi aşk hayatına da yansıttığı için kocasından ayrılmıştır ve bekar bir hayat sürmektedir. Ancak günün birinde Michèle'in hayatı kökünden değişir. Tanımadığı bir saldırgan tarafından evinde cinsel saldırıya uğraması Michèle'in hayatında yeni bir evreyi tetikler. Michèle'in yeni amacı bu kimliğini bilmediği adamı bulmaktır. Bu arayış zamanla hem kurban hem de saldırgan için her an kontrolden çıkabilecek bir kedi-fare oyununa dönüşür.

Çok farklı sosyal çevre, gelir düzeyi ve ırklara mensup bir grup genç, içindeki bulundukları topluma duydukları, farklı nedenlerden kaynaklanan tepkiden ötürü Paris'in farklı noktalarında eş zamanlı olarak bombalar patlatmaya karar verecektir. Eylemlerden sonra ise lüks bir alışveriş merkezinde saklanacaklardır.

Emilie is a bright young workaholic manager in Human Resources, working for a huge French agro-food company. But, one day, one of the employees commits suicide at the company in front of her. While an investigation is underway, stuck between her traumatized colleagues and under pressure of a powerful hierarchy, she will have to get by on her own.

Paris’te geçen bu hareketli polisiye filmin kahramanları, şehrin uyuşturucu ticaretiyle bilinen kenar mahallelerinde doğup büyüyen iki yakın arkadaş. Birbirlerini kardeş sayan Manuel ve Driss, büyüyünce hayatta birbirlerinin tam tersi tercihler yapar. Manuel çetelere katılırken Driss ise polis olmaya karar verir. Yıllar sonra Manuel’in başı belaya girdiğinde iki arkadaş aslında birbirlerine ne kadar bağımlı ve muhtaç olduklarını fark ederler.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir