
Angelina Jolie
Maxine Walker

Paris Moda Haftası’nın yoğun atmosferinde, farklı geçmişlere sahip üç kadının hikâyesi kesişir. Amerikalı bir yönetmen olan Maxine, kariyerinin ortasında aldığı sarsıcı bir haberle hem hayatını hem de önceliklerini sorgulamaya başlar. Öte yandan genç bir model, kendi geleceğini belirlemek için alıştığı hayatın dışına çıkarken; sahne arkasında çalışan bir makyaj sanatçısı da görünmeyen bir dünyada var olma mücadelesi verir. Bu üç karakterin yolları, moda dünyasının parıltılı ama sert gerçekliği içinde kesişirken, her biri kendi kimliği ve seçimleriyle yüzleşmek zorunda kalır.

Angelina Jolie
Maxine Walker

Anyier Anei
Ada

Ella Rumpf
Angèle

Louis Garrel
Anton

Vincent Lindon
Dr. Laurent Hansen

Garance Marillier
Christine

Grégoire Colin
Le directeur d'image

Aurore Clément
Anne
Yuliia Ratner
Julia
Mona Tougaard
Mona
Hunter David
Hunter

Joana Preiss
Joana

Finnegan Oldfield
Tim

Nicolas Avinée
Assistant Maxine
Nina Marker
Nina

Mussolini'nin faşist hükümetini sorgusuz sualsiz kabullenen Marcello gizli polise katılır ve yeni bir eşi de kapsayan yeni bir yaşama başlar. Ama çıktıkları balayının gizli bir amacı vardır. Antifaşist hareketin öncülerinden yaşlı bir profesörü öldürecektir. Ancak Marcello bastırılmış çocukluk anılarının da etkisiyle görevinin meşruluğundan kuşku duymaya başlar.

Lee ve Bessie, yıllar önce yollarını ayırmış iki kızkardeştir. Lee Ohio'da yaşamak için evi terk etmiş, Bessie ise babası Marvin ve onun egzantrik kızkardeşi Ruth'a bakmak için Florida'daki baba evine dönmüştür. Bir dizi test sonucu Bessie, sağlığının tehlikede olduğunu farkeder. Doktoru tarafından lösemi teşhisi konur. Kurtuluşu kanbağı olan birinden ilik nakli yaptırmaktır.

Bu hikaye, hasta ve ölebileceğini düşünen bir Parisliyi anlatıyor. İçinde bulunduğu durum, çevresindeki insanlara yeni ve farklı bir gözle bakmasına neden oluyor. Kendi ölümünü düşünmek, kendi hayatına, başka insanların hayatlarına ve bütün şehir hayatına birdenbire yeni bir anlam katıyor. Meyve ve sebze satıcıları, fırına koşan bir kadın, işci, dansçı, mühendis, evsiz adam, üniversite profesörü, model, Kamerunlu yasa dışı bir göçmen… Bütün bu birbirinden farklı kişiler bu şehirde ve bu filmde bir araya geldi. Bu kişileri özel kılacak bir şeyin olmadığını düşünebilirsiniz, fakat her birinin birbirinden farklı hayatları var. Onların problemleri size önemsiz gelebilir, ama onlar için bu problemler dünyanın en önemli şeyi.

Dünya prömiyerini 72. Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yapan Papicha, izleyicileri 1997 yılının Cezayir’ine götürüyor. Ülke, erkek egemen düzenin hakim olduğu bir İslam devleti kurmak isteyen teröristlerin elindedir. Bu teröristlerin zorbalıklarından en çok etkilenenlerin başında ise yaşamları, giyinme tarzları, bedenleri kontrol altında tutulan kadınlardır. Başı açık gezen kadınların bile cezalandırıldığı bu dönemde, genç bir moda tasarım öğrencisi olan Nedima, kampüsteki arkadaşlarını bir defile düzenlemeye ve tüm yasakları delmeye ikna eder. Papicha, daha önce belgesel filmlere imza atan Mounia Meddour’un ilk uzun metraj kurmaca filmi.

Yönetmenliğini ünlü oyuncu Mélanie Laurent’in yaptığı Nefes, okulda farklı nedenlerden ötürü popüler olan ve herkesin arkadaş olmak istediği iki kıza odaklanmaktadır. Çekici, kibar ve iyi huylu on yedi yaşındaki Charlie, okuldaki yeni kız olan Sarah ile çabucak arkadaş olur. Zapt edemediği sarı saçları ve fazlasıyla dışa dönük tavırlarıyla Sarah, çekici ve tehlikelidir. İkili, kısa zamanda en mahrem sırlarını paylaşan iki arkadaş haline gelir. Her şey yolundadır, ta ki ilişkilerinin değişmeye başlayacağı o güne kadar...

Brest'te yaşayan doktor Irene Frachon, yan etkileri birçok kişinin ölümüne sebep olan tartışmalı bir ilacın satışa sunulması konusunda, medya skandalını örtbas etmeye çalışan Fransız ilaç ve sağlık endüstrisine karşı durma cesaretini gösterir.

Yakışıklı ve başarılı moda fotoğrafçısı Romain ölümcül bir kansere yakalandığını öğrenir. İstemeye istemeye tedavi gören Romain hastalığını ailesinden saklar ve onları kendisinden soğutmaya çalışır. Bir sonraki adımı hastalığından habersiz olan erkek arkadaşını terk etmek olur. Durumu sadece büyükannesine anlatır;ona göre yaklaşan ölümü kabul etmenin başlangıcı budur.

Geçmişteki bir davadan dolayı psiklojisi bozulduğu için alkole sığınan ve bu sebeple eşinden boşanıp 5 yaşındaki kızının velayetini almak için uğraşan avukat Cate McCall; aynı zamanda önemli bir cinayet davasını üstlenir, haksız yere hüküm giymiş Lacey’nin davasını alır. Bütün deliller, olay yeri incelemeleri kadının suçsuz olduğunu ispatlasa da Cate McCall yargı duvarına toslar. Kendisinden başka kimse Lacey’nin masumluğuna inanmamaktadır. Önyargıları sağlam savunmayla yıkmaya niyetli olan McCall adalet sisteminin doğru şekilde işlemesi için varını yoğunu ortaya koyacaktır. Önünde iki yol vardır; ya mesleğinde ilerlemek için bu davayı kazanmaya çalışmak ya da kızının velayeti alabilmek için ona daha fazla vakit ayırmak..

Büyük bir sigorta şirketinin yöneticisi Gene, kötümserliğini bir mesai arkadaşına aktarır. Fizik profesörü olmak Walter'ı tatmin etmez, o da karısından ayrılır. Troy, mesleğinde yükselişi kösteklenmiş genç bir avukattır. Beatrice ise, geçmişteki bir mucizenin yardımıyla ayakta duran genç bir temizlikçi. Hepsi kendilerine temel bir soru sorarlar: Mutluluk nedir, nasıl mutlu oluruz?

Ünlü Fransız moda tasarımcısı Yves Saint Laurent’in kariyerinin en parlak dönemi olan 1967’den 1976’ya kadar geçen sürede yaşadıklarını izliyoruz

Oldukça güzel, alımlı ve şık bir kadın olan Ellie, kariyerinde oldukça başarılı bir müzik eleştirmenidir. Eski erkek arkadaşının ortalıktan kaybolmasıyla kendi dünyasına kapanan Ellie, bir kitap yazmaya karar verir. Daha önce böyle bir işte hiç deneyimi olmayan Ellie, gazeteye verdiği son makaleden sonra bunu aklında iyice kesinleşmiştir. Kendi hayatını yaşadığı aşkı ve olayları konu alacak olan bu kitap yayınlanmadan önce bazı engellere takılacaktır.bir beklenti içinde bulunmayın

Apayrı dünyalara sahip milyoner Edward ile araba tamircisi Carter’ın yolları, kanser hastalığı sebebiyle bir hastane odasını paylaşmalarıyla kesişir ve sadece iki ortak noktaları olduğunu keşfederler: Hayatlarının kalan kısmını yapmak istedikleri her şeyi yaparak geçirme arzusu ve kendileriyle barışma ihtiyacı. Hayatları boyunca yapmak istedikleri herşeyin bir listesini yapıp hastaneyi terkeden iki arkadaş, birlikte araba seyahatine çıkarlar ve bu süreçte dost olup hayatı dolu dolu, hoşgörü ve mizahla yaşamayı öğrenirler.

Daha iyi bir hayat umuduyla geldiği Fransa’da düşük gelirli birçok işe girerek tutunmaya çalışan Samba, belgelerindeki eksik nedeniyle göçmenlik bürosu tarafından sınır dışı edilmek üzeredir. Alice ise bir şirkette üst düzey yöneticiyken geçirdiği bunalım sonucunda psikolojik tedavisinin bir parçası olarak göçmenlik bürosunda görevlendirilmiştir. Hayatının en zor zamanlarını geçiren ikilinin yolları çakışır ve aralarındaki duygusal çekim kısa sürede gitgide artar. Samba ve Alice’in yeni hayatı için umut artık çok da uzaklarda değildir.

Chris Klein (American Pie) ve Leelee Sobieski (Never Been Kissed) bu "duygu yüklü romantizm, arkadaşlık ve gerçek aşk hakkındaki filmde başrolleri paylaşıyorlar (JUMP Magazine)". Zengin bir çocuk olan Kelley Morese (Klein) herşeyi olduğunu düşünüyordu. Para, hoş bir görünüm ve yeni bir Mercedes. Fakat dikkatsizce yapılan bir araba savaşı yol kenarındaki bir akşam yemeğinin kötü bitmesine sebep olur. Kelley, yazın küçük bir kasabada İşçilere yardım etmekle cezalandırılır. Ve böylece rayların öbür tarafından bir kız olan Samantha ile tanışır. Fakat herşey Samantha'nın uzatmalı sevgilisi Jasper (Josh Harnett, The Faculty) onların gizli aşkını ortaya çıkarınca değişir. Bu şeker ve romantik (YM Magazine) aşk hikayesi kalbinizi ısıtacak

Londra'lı bir genç olan Harry Fabian elini attığı her işte başarısız olmuş ve bir türlü dikiş tutturamamıştır. Onu çok seven kız arkadaşı Mary evlenebilmek için para biriktirmekte, o ise macera dolu işler peşinde koşmaktadır. Bir akşam efsanevi güreşçi Gregorius ile tanışan Harry şehirdeki tüm güreş maçlarını organize edebileceğini düşünür. İhtiyacı olan tek şey biraz nakittir ancak kimse ona borç vermek istememektedir. Üstelik şehrin ünlü gangsterlerinden Kristo da peşine düşmüş onun güreş organizasyonu yapmasını engellemek istemektedir. Harry'nin birkaç yalan söylemekten başka çaresi kalmamıştır. Ancak söylediği her yalan onu sona biraz daha yaklaştırır.

Arthur ve Franz her ne pahasına olursa olsun büyük bir vurgun yapıp zengin olmak isteyen iki yakın arkadaştır. Franz yeni tanıştığı genç ve güzel Odile'in büyükannesinin evinde gizlediği paralardan haberdar olduğunda hemen harekete geçerler. Sıfır hatayla planladıkları soyguna genç kızı ikna etmeleri kolay olmasa da, sonunda harekete geçerler. Ancak hayat her zaman planlananı vermez ve bazı sonuçlar beklenenden ağır olabilir * Fransız Yeni Dalgası'nın müstesna ismi Jean-Luc Godard, Serseri Aşıklar'daki üslubunu, teknik olarak daha az deneysel olsa da, tematik olarak sürdürerek, unutulmaz bir yapıma imza atıyor. Ve dikkatli sinemaseverlerin farkedeceği üzere, Quentin Tarantino'ya kuracağı yapım şirketi ismi için de ilham veriyor: 'A Band Apart'

Nick is desperate, holed up in a cheap hotel, suffering from an ulcer and convinced that a local mob boss wants him killed. Terrified, he calls Mikey, his friend since childhood and a fellow gangster. So begins a long night…

Amerikan tarihindeki önemli olaylardan birine güncel bir bakış açısı getiren Demir Çeneli Melekler, Amerikan kadınlarına oy hakkı kazandırmak için hayatlarını riske atmaktan kaçınmayan ve Hilary Swank'ın canlandırdığı cesur, başarılı ve genç eylemci Alice Paul ve Frances O'Connor tarafından canlandırılan Lucy Burns'ün gerçek yaşam hikayelerini anlatıyor.


Tüm zamanların en sıradışı aşkı... Dünya çapında 65.000 gösterim... En popüler müzik... Paris opera binasını kendisine mesken tutan Hayalet (Gerard Butler), zamanının büyük çoğunluğunu org çalarak ve opera binasını gezerek geçirir. Genç opera sanatçısı Christine’in (Emmy Rossum) açılış gecesindeki büyüleyici performansı, hem seyircileri hem de tiyatronun hayaletini derinden etkiler. Ve operanın gizemli hayaleti kendisini bu yıldızı korumaya adar. Fakat bu genç sopranoya sahip çıkmak isteyen tek güçlü erkek o değildir. Operanın sahibi Vicompte Raoul de Chagny’nin (Patrick Wilson) de gözü Chtristine’dedir. Ünlü İngiliz besteci Andrew Lloyd Webber’in “The Phantom of the Opera” adlı müzikali, ilk defa sahneye konuluşundan yaklaşık 20 yıl sonra beyaz perdeye uyarlandı. Film 77. Oscar ödüllerinde 3 dalda aday gösterildi...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir