
Mariam Buturishvili
Girl

Bir çiftçi ve torunu sakin ve tekdüze bir hayat sürmektedir. Bir tarım sezonu boyunca anlatılan hikayede bu dede ve torunun yaptığı şey, her yıl olduğu gibi toprağı belleyip mısır ekmektir. Gürcistan ile Abhazya arasındaki adada çalışan ikili, gün boyunca kıyıdan geçen askerler dışında kimseyi görmezler. Fazlasıyla sessiz ve sakin bu hayatı yeni bir gelişme biraz karıştıracaktır: Yaralı askerlerden biri, yetiştirdikleri mısırların arasına gizlenir ve bu durum bir taraf tutmaları ihtimalini yaratır.

Takvimler 1981 yılını gösterirken Afganistan kumlu ve tozlu toprakları rusların işgali altında inlemektedir. Baskınlar giderek vahşileşip , sadece kent merkezlerinde değil küçük kasabalardada acımasızlığını göstermektedir. Hikayemiz de ise küçük bir köyde bu vahşete maruz kalan masum ve çaresiz insanlar bir tank dolusu asker tarafından acımasızca talan edilmiştir. O sırada köyün dışında olan afgan mücahitler geri döndüklerinde karşılaştıkları manzara karşısında intikam yemini ederek çölde yolun kaybetmiş olan rus askerlerinin peşine düşeceklerdir. Savaşın zorlu şartları insanları tamamen çaresiz bırakmıştır. Kalanlar da ise tek bir duygu kalmıştır oda "intikam.!". Kötüler kazansa bile insanlık her zaman kalplerde hükmünü korumaya devam edecektir.

Marie Brenner’ın 2012 yılında yazdığı makaleyi temel alan “A Private War”, Amerikalı efsanevi savaş muhabiri Marie Colvin’in hayatını anlatıyor. 1985'ten 2012'deki ölümüne kadar The Sunday Times gazetesinde savaşlar ve çatışmaları haber yapan gazeteci Marie Colvin, 2001 yılında Sri Lanka'da yaptığı bir haber sırasında sol gözündeki görme yetisini kaybetmişti. Suriye'de Homs bölgesinde gerçekleşen kuşatmayı haber yapmak isterken roket atağı sebebiyle hayatını kaybeden idealist gazeteci, birçok gazetecilik ödülüne layık görülmüş bir isimdi.

On beş yıl önce üç arkadaş Vietnam savaşında görev almak üzere askere çağrılmıştı. Ancak iki tanesi geri dönebilmişti. Yaşadıkları o korkunç savaşın onça inanılmaz acılarını hala içlerinde taşıyan ve geceleri kabuslarla uyanan bu iki arkadaş artık birbirlerinden ayrı yaşamaktadır. Çektikleri acılar o kadar çoğalır ki artık tekrar bir araya gelip o günleri yeniden yaşayacaklar ve hem kendilerini hem de arkadaşlıklarını bir tür sınavdan geçirerek yarınlara daha sağlıklı ulaşmanın yollarını arayacaklardır.

In 1918, a young, disillusioned Adolf Hitler strikes up a friendship with a Jewish art dealer while weighing a life of passion for art vs. talent at politics

1943'te Burma'da bir Japon esir kampının komutanı olan Saito, kampa yeni gelen İngiliz Albay Nicholson'dan adamlarına Kwai nehri üzerine bir köprü kurmalarını emretmesini istemektedir. Saito'nun amacı bu köprüyü kullanarak Japon birliklerine cephane taşıma konusunda avantaj sağlamaktır. Saito'nun işkencesine dayanamayan Albay bir süre sonra köprünün emri altındaki mühendisler için de bir moral kaynağı olacağını düşünerek onun isteğini kabul eder. Nicholson düşmanının esiri konumunda da olsa, onun ve adamlarının yapabileceğinden daha iyi bir köprü yaparak onu psikolojik seviyede altetmiş olacağını düşünür. İnşaat ilerledikçe Nicholson köprünün düşmanına avantaj sağlayacağını tamamen unutur ve onu mükemmelleştirmek için elinden geleni yapar.

Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte Alman ordusu Kongo'yu işgal eder. İşgal sırasında ağabeyi ölünce Rose Mayer, alkolik bir maceraperestin teknesiyle güvenli bir ülkeye kaçmayı dener. Nehir boyunca onları sadece tropikal tehlikeler ve düşman askerleri değil, sürpriz bir aşk da beklemektedir. Afrika Kraliçesi, Katharine Hepburn ve Humphrey Bogart gibi iki efsanevi oyuncu, nefes kesici bir öykü, başarılı bir yönetmen ve Afrika'da gerçekleştirilen çekimler sayesinde, sinema tarihinin en sevilen macera filmlerinden biri olmuştur. Filmdeki unutulmaz rolü, Humphrey Bogart'a En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar kazandırmıştır.

Afganistan'da görev yapan genç bir Amerikan askeri, komutanının bazı davranışlarından rahatsızlık duyar. Bu durum, onu ahlaki bir ikilimenin içine sürükler

Vietnam Savaşı sırasında Albay Hambleton'ın uçağı düşman toprakları üzerinde düşürülür ve ardından çılgın bir kurtarma operasyonu başlar.

Saklanmakta olan bir savaş suçlusu, dışarısıyla tek bağlantısı olan hizmetçicisi Tanja ile özel bir ilişki geliştirir. Ancak onun kendisini korumak için görevlendirilmiş bir ajan olduğunu öğrenince ikisinin de hayatını değiştirecek bir karar alır.

Eski ABD denizcisi Gabriel Drummer, en yakın arkadaşı ve aynı zamanda hayatını kurtaran kişi ile birlikte çaresizce oğlunun olabileceği yerleri aramaktadır. Senaryosunu Adam G. Simon’un yazdığı, yönetmenliğini Dito Montiel'in üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Shia LaBeouf, Kate Mara, Gary Oldman, Jai Courtney, Clifton Collins Jr., Charlie Shotwell ve Wolé Parks gibi oyuncular yer alıyor.

Shields, annesinin anlattığı hikayelere göre soylu bir kandan gelen ve aslında kral olması gereken, lakabı İmparator olan bir köledir ancak talihsizlikler sonucu kendisini bir anda kaçak, katil ve banka soyguncusu olarak ülkenin kuzeyinde yollarda bulur. Film, Shields Green’in gerçek hayatından esinlenmiştir.

Sürekli Özgürlük Harekatı sırasında Afganistan’da aslen yerel halk ile toplumsal kalkınma projeleri gerçekleştirmesi gereken Keating Muharebe Karakolu sürekli Taliban tarafından organize olmayan küçük çaplı saldırılara uğramaktadır. Ancak Taliban güçleri üstte ilk defa koordineli bir saldırı düzenlediklerinde yardım gelene kadar üstteki 53 Amerikan askeri yaklaşık 400 direnişçiye karşı ölüm kalım savaşı vermeye başlar. Film, CNN muhabiri Jake Tapper’ın gerçek olayların anlatıldığı aynı isimli kitabından uyarlanmıştır.

Efsanevi boksör Roberto Duran, 1968’de profesyonel olarak ringe ilk çıktığında henüz 16 yaşındaydı. 1980’de Sugar Ray’i yenerek bir rekora doğru ilerleyen Duran, rövanşta bir daha dövüşmeyeceğini söyleyerek spor camiasını şoka uğratmıştı… 2002’de emekli olan Roberto Duran ve onun efsane antrenörü Ray Archel arasındaki birbirlerinin hayatlarını değiştirecekleri ilişkiyi beyazperdeye taşıyan filmin senaristliği ve yönetmenliğini Jonathan Jakobowicz üstleniyor. Filmin başrolünde Édgar Ramírez rol alırken bu biyografik dramda kendisine Robert De Niro, John Turturro, Jurnee Smollet Bell ve Ellen Barkin eşlik ediyor.

Şarlo, 19. yüzyılın sonunda Klondike’de maceraperestlerle birlikte karlı dağlarda altın bulma umuduyla yola çıkar. Şiddetli bir fırtınada terk edilmiş bir kulübeye sığınır ve burada iki altın avcısıyla daha karşılaşır. Şehre eli boş döndüğünde Georgia adında bir kadınla tanışacak, aşık olacaktır.

Bir trende karşılaşıp birbirlerinin babası ile karısını öldürmeyi düşünen iki kişinin hikâyesi, on yıldır ABD'de olan İngiliz Alfred Hitchcock'un ilgisini çekti. Yönetmen, her zamanki gibi, fiyatı düşürmek için adını vermeden kitabın film haklarını 7 bin 500 dolara aldı. Hikâye malum: Zengin psikopat Bruno (Robert Walker), tenis yıldızı Guy'a (Farley Granger), onun karısı ile kendisinin babasını öldürme işini değiş-tokuş etmelerini teklif eder. Derken fikrini uygulamaya koyar ve Guy'dan karşılığını bekler...

Seul’un iki yakasını birbirinden ayıran eşsiz güzellikteki Han Nehri, derinlerinde insanların farkında olmadıkları çok tehlikeli bir kötülüğü büyütmektedir. Amerikan savaş gemilerinin birkaç sene önce nehre gizlice boşalttığı kimyasal atıklar, korkunç bir yaratığın oluşmasına neden olmuştur.Bir gün hiç beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan yaratık, nehir kenarında piknik yapan insanlara saldırır. Olay, hükümetin ciddi şekilde ele almasını gerektiren dehşet verici bir boyuta varır. Yaratığı ortadan kaldırmak da çözüm olmayacaktır çünkü yaratığın, insanlara korkunç bir virüs bulaştırdığından şüphelenilmektedir.


Babasının ölümüyle sarsılan, evin bakıcısı tarafından sevilen ama aynı zamanda bu süre zarfında cinsel istismara uğrayan, bir leydi ile dost olan ve sonuç olarak onunla Chelsea´de yaşamaya başlayan Turner, tüm bu hayatında olup biten karmaşanın yanında aslında çok büyük bir yeteneğe sahiptir. Resim yapmak, gezi keşiflerine çıkmak, hatta genelevleri ziyaret etmek, gemilerle denizlere açılmak, üst sınıfın arasına girmek gibi birçok değişik aktivitede bulunması onu diğer ressamlardan farklı kılmış, ve hem kraliyetin hem de halkın eserlerini takdir etmesini sağlamıştır.

Serseri ruhlu Joe, 1950'lerin İskoçya'sında, Glaskow ile Edinburgh arasında çalışan mavnalardan birinde iş bulur. Mavnanın sahibi Les ile arkadaş olur ve birlikte vakit geçirmeye başlarlar. Bu arada Les'in karısı Ella'yı baştan çıkarmaktan da kendini alamaz.Joe ve Les'in, bir akşam üzeri suda rastladıkları genç bir kadın cesedi üzerine polis soruşturma açar. Joe'nun Cathie isimli bu kadınla bir geçmişi olduğu anlaşıldığında, Ella ile ilişkisi de tutkulu bir hal almaya başlamıştır.İskoçya'nın Beat edebiyatının en kayda değer ismi, şüphesiz, Alexander Trocchidir. Ödüllü yönetmen David McKenzie'nin, yazarın kültleşmiş romanından yaptığı bu uyarlama, David Byrne'ın müzikleriyle süslenmiş. Ewan McGregor ile Tilda Swinton başrollerde.

Nazi işgali altındaki Fransa üzerindeki bir keşif görevinde, pilot David Holden bir B-17 bombacısı ile birlikte vurulur. Bunun ardından Holden bir havaalanının yakınına inmek zorunda kalır ve burada Almanların ABD işaretli uçağa, Mihver Devletlerin savaşı kazanmasına yardımcı olabilecek, şehri yok edebilecek bir süper bomba yüklediğini öğrenir. Holden, yakalanan mürettebatı kurtarmak ve kıyamet planını durdurmak için arama devriyelerinden ve intikamcı bir Nazi askerinden kaçmalıdır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.





0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir