
Beatrice Pearson
Marcia Carter

A light-skinned African-American family are "passing" in an all-white New England town. When the truth comes out, the more prejudiced neighbors demand their expulsion from the community.

Beatrice Pearson
Marcia Carter

Mel Ferrer
Dr. Scott Mason Carter

Susan Douglas
Shelly Carter
Robert A. Dunn
Rev. John Taylor

Richard Hylton
Howard 'Howie' Carter

Grace Coppin
Mrs. Mitchell

Carleton Carpenter
Andy

Canada Lee
Lt. 'Dixie' Thompson
Royal Beal
Det. Staples

William Greaves
Arthur 'Art' Cooper

Emory Richardson
Dr. Charles Frederick Howard (uncredited)

Tecavüzle suçlanan bir zenciyi savunan güneyli bir avukatın çevresindekilerin tepkilerine rağmen asılsız bir iddia ile suçlanan genci savunma hikayesini anlatıyor.

Teksas'ta, siyahi öğrencilerin çoğunlukta olduğu Wiley College'de profesör olan Melvin B. Tolson'un gerçek yaşam hikayesi. Profesör Tolson, eğitim eşitliğinden fazla yararlanamayan öğrencilerinin gelişimine katkı için bir tartışma grubu kurmaya karar verir. İlk başta ifade güçleri sınırlı olan bu öğrenci topluluğu, giderek kelimelerin gücünü öğrenmeye başlar. Kendi dönemlerindeki toplantılarda yükselmeye başlayan Wiley Koleji tartışma grubu bir süre sonra Harvard'ın en güçlü rakibi olacaktır.

İlk Afro-Amerikalı Yüce Mahkeme Yargıcı Thurgood Marshall'ın gerçek hikayesine dayanan film, 1941 yılında geçiyor. Afro-Amerikan avukat Thurgood Marshall ile genç Yahudi avukat Sam Friedman ortaklık kurar. Birçok davaya bakan ortakların eline bu sefer farklı bir dosya gelir. İki avukat bu kez, sosyetenin tanınmış bir simasının cinsel saldırı ve cinayet girişimi ile suçladığı siyahi şoförün davasını üstlenir.

Accused barn burner and conman Ben Quick arrives in a small Mississippi town and quickly ingratiates himself with its richest family, the Varners.

You Can Count On Me" ciddi olduğu kadar seyirciyi eğlendirmesini de bilen ender filmlerden. Filmin oyuncularından Laura Linney'ye "En iyi kadın oyuncu" adaylığı kazandıran film, aileleri hayatta olmayan, herşeyleriyle birbirinden çok farklı iki kardeşin ilişkilerini anlatıyor. Amerikan Yazarlar Derneği' nin "En iyi orijinal senaryo" ödülünü verdiği "You Can Count On Me" görülmeye değer, gerçekçi bir zemin üzerinde duran bağımsız bir film

11 yaşındaki Skunk, şeker hastası ve havalı bir kızdır. Yaz tatili tatlı umutlar getirir Skunk'a. Ta ki komşuları Bay Oswald, sevimli ama rahatsız Rick'i tecavüzle suçlayıp dövene kadar. İşte o an Skunk'ın masum çağları damla damla azalmaya başlar. Evi, mahallesi, okulu onun için hain alanlara dönüşür; çocukluğunun tasasız belirsizliği yerini önce korkunç şüphelere ardından ani, nedensiz, neşeli bir keşmekeşe bırakır. Tanınmış tiyatro ve opera yönetmeni Rufus Norris'in ilk sinema filmi Koşulsuz Sevgi, Cannes'da Eleştirmenler Haftası'nın açılış filmiydi. Daniel Clay'in romanından uyarlanan filmin özgün müziklerinde Damon Albarn'ın imzası var...

1973 yılında Amerika’da, ırksal gerginliği hafifletmek için mücadele eden Afro kökenli Amerikalı genç futbolcu Tony Nathan ve takım arkadaşlarının gerçek yaşam öyküsünü konu edinmektedir.

Clare, 1920’ler hayatını beyaz gibi davranarak yaşamaya karar veren açık tenli siyahi bir kadındır. Kendisi gibi olan okul arkadaşı Irene ise Afro-Amerikan toplumunun içinde yaşar. Yıllar sonra yeniden bir araya gelen Clare ve Irene, seçimleri nedeniyle çatışma yaşar. Renk çizgisinin zıt taraflarında yaşamayı seçen Clare ve Irene, zamanla birbirlerini kendi dünyalarına çeker.

1960'lı yılların Mississippi eyaletinde geçen filmde Eugenie “Skeeter” Phelan, iyi bir eğitim alarak mezun olmuş bir genç kızdır ve diğer yaşıtı kız arkadaşları gibi evlenip, çocuk yapmak yerine kendine meslek edinmek ister. Bir yazar olmak isteyen Skeeter, annesinin “evlenip yuva kurması” gibi beklentilerini de boşa çıkartarak yerel bir gazetede küçük bir köşe sahibi olur. Ev işlerinde püf noktalarını yazdığı bu minik köşe için en yakın arkadaşının siyahi hizmetçisi Aibileen Clark'tan yardım ister ve böylece kendisini sıradışı bir projeye başlarken bulur. Bu gizli projede dokunaklı hikayeler yazmaya başlayınca ona bu ilhamı veren hizmetçi Aibileen ve arkadaşı Minny'nin anlattığı gerçek hikayelerinden çok etkilenir ve bu siyahi hizmetçilerin yaşadığı insanlık dışı muameleyi ortadan kaldırmayı kafasına koyar.

1974 yapımı İtalyan Profumo di Donna filminin yeniden çevriminde, fakir bir aileden gelen ve bir kolejde okuyan Charlie Simms yılbaşında Oregon’da ki ailesinin yanına gidebilmesi için gerekli para karşılığı yeğeni ve ailesiyle birlikte yaşayan Emekli Albay Frank Slate'e Şükran Günün’de bakıcılık yapmaya karar verir.

Danny Strong & Lee Daniels'ın senaryosundan uyarlanan ve Wil Haygood'un Washington Post'ta yazdığı otuz yıl boyunca Beyaz Saray'da sekiz Başkan'a hizmet etmiş bir kahyayla ilgili makaleden ilham alınan THE BUTLER Amerikan toplumunun yaşadığı vatandaşlık hakları hareketinden Vietnam'a kadar tüm büyük değişimleri ve bu değişimlerin bu kahyanın hayatını ve ailesini nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor...

Otizmli olması onu yaşamak istediğinden alıkoymadı. Gerçek bir yaşam öyküsü olan Temple Grandin, Temple'ın azmi ve kararlılığı sayesinde başarılı bir bilim kadınına ulaşma öyküsünü anlatıyor.

Zehirli Hayat film konusu; ünlü bir oyuncu olmak isteyen dul, beyaz bir anne olan Lora, kimsesiz siyah bir kadın olan Annie ve kızı Sarah'ı sokakta bulur ve onları evine alır. Kızı Suzie'yi bakması ve yardım etmesine karşılık evi onlarla paylaşır. Yıllar geçer ve Lora kızı ile olan ilişkisine karşılık sinema ve sahbe hayatını seçer. Kızı ile ilişkileri büyük bir sarsıntı geçirir. Annie'nin açık renkli kızı Sarah'da insanlara kendisini beyaz olarak tanıtır. Genç kız hem annesi ile ilişkisini hem de kendi kökenlerini inkar etmektedir. Film hem ırkçılığı hem de sorguyan bir yapım.


Constance ailesi ve diğer aileler, tablo gibi mükemmel duran bir New Hampshire kasabasında gençleri düzende tutmak için çabalarken, çevrelerinde skandallar bitmemektedir: sarhoş bir okul hizmetlisi (Arthur Kennedy, En İyi Yardımcı Oyuncu Adayı) üvey kızını travmaya sokar, bu bir cinayete sebep olur, ardından bir duruşma ve bu fotoğraf gibi duran kasabada bir daha hiç birşeyi eskisi gibi bırakmayacak gerçekler ortaya çıkar. Bu etkileyici dramda, mükemmel performanslar var.

Russell Banks'ın romanından deneyimli senarist ve yönetmen Paul Schrader'ın beyazperdeye uyarladığı filmde, Wade Whitehouse, yaşamının dönüm noktasındadır. Herkes ona hayatıyla ilgili emirler vermektedir. Buna, kızını görmesine izin vermeyen eski karısı, patronu ve Belediye Meclisi üyesi de dahildir. En yakın arkadaşının bir geyik avı sırasında Boston'lu bir sendikacıyı yanlışlıkla vurmasıyla sessiz New Hamshire kasabasının sukuneti bir anda bozulur. Wade bunun bir kaza olmadığına inanmaktadır.


1963'te Mississippi'de sivil haklar mücadelesi veren Medgar Evers, beyaz üstünlükçü Byron De La Beckwith tarafından öldürülür. İki ayrı duruşmada, tamamı beyaz jüriler Beckwith'i beraat ettirir. 1990'larda savcı Bobby DeLaughter, Evers'in eşi Myrlie'nin ısrarlı çabaları sonucu davayı yeniden açar. Kayıp kanıtların peşine düşen DeLaughter, Mississippi'nin ırkçı geçmişi ve kurumsal engellerle mücadele eder. 1994'te toplanan yeni jüri, 30 yıl sonra Beckwith'i suçlu bulur ve ömür boyu hapis cezasına çarptırır. Whoopi Goldberg'in Myrlie Evers portresi ve James Woods'un Beckwith yorumu, filmin en çarpıcı unsurları arasında yer alır. Amerikan adalet sisteminin karanlık bir dönemine odaklanan yapım, geç de olsa adaletin sağlanabileceğini gösterirken, ırkçılıkla mücadelenin zorlu sürecini gözler önüne seriyor.


Biçerdöver sürücüsü kılığına giren bir FBI ajanı, beyazların üstünlüğünü savunan bir çifte hayat yaşayan Ortabatılı bir çiftçiyle romantik bir ilişki kurar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir