
Al Pacino
Lt. Col. Frank Slade

"Albay Frank Slade'in haftasonu için çok özel bir planı var!"
1974 yapımı İtalyan Profumo di Donna filminin yeniden çevriminde, fakir bir aileden gelen ve bir kolejde okuyan Charlie Simms yılbaşında Oregon’da ki ailesinin yanına gidebilmesi için gerekli para karşılığı yeğeni ve ailesiyle birlikte yaşayan Emekli Albay Frank Slate'e Şükran Günün’de bakıcılık yapmaya karar verir.

Al Pacino
Lt. Col. Frank Slade

Chris O'Donnell
Charlie Simms

James Rebhorn
Mr. Trask

Gabrielle Anwar
Donna

Philip Seymour Hoffman
George Willis, Jr.

Richard Venture
W.R. Slade

Bradley Whitford
Randy

Ron Eldard
Officer Gore

Rochelle Oliver
Gretchen
Margaret Eginton
Gail

Tom Riis Farrell
Garry

Nicholas Sadler
Harry Havemeyer

Todd Louiso
Trent Potter
Matt Smith
Jimmy Jameson

Gene Canfield
Manny

12 yaşında iken Danny Balint erken gelişmiş entelektüel, Yeshiva’da hahamlarla çeşitli konularda tartışmalara katılabilen ve sokaklardaki Yahudi karşıtı saldırganlıklardan uzak duran bir gençtir. 20'li yaşlarında ise dazlak, yalnız yaşayan, web sitelerinin milis hareketleri ile ilgili sayfalarında dolaşan ve anormalden öte fevri Yahudi karşıtı fikirler geliştiren bir genç olmuştur.

Kore gazisi Walt Kowalski oğulları ile olan ilişkisi eşinin ölümünün ardından daha mesafeli bir hal alır. Huysuz bir ihtiyar görünümündeki Kowalski ne torunlarından, ne oğullarından, ne peşini günah çıkarması için bırakmayan genç rahipten, ne de Tayland asıllı komşularından memnundur. Hayatta onu tek mutlu eden olay, Gran Torino markalı emektar arabasıyla geçirdiği dakikalardır.Herşeyden üstün tuttuğu arabası yan komşusunun oğlu tarafından çalınmaya teşebbüs edildiğinde, Kowalski önyargılarını bırakacağı bir dostluğun başlayacağını henüz bilmiyordur.

Ben Thomas, geçmişindeki bazı hatalardan dolayı suçluluk duyan, intiharı düşünecek kadar depresif bir insandır. Kafasında devamlı intihar düşüncesinin dolaştığı Ben, hayatına giren tamamen yabancı 7 kişi vesilesiyle kefaretini ödeme şansını yakalayacak ve bu sırada kalp hastalığı olan Emily'de aşkı bulacaktır.

Freddie, II. Dünya savaşı sonrası eve döndükten sonra bir takım ruhsal problemler yaşamaya başlar. Her gün daha da kötüye giderken, kendilerini duygulardan temizlediklerini iddia eden bir grupla karşılaşır, ve onlara inanıp bağlanır. Ancak gerçekten hayatındaki temel prensipleri değiştirebilecek midir?

Allison'ın hayatı, ölümcül bir kazaya karışmasının ardından alt üst olur. Müstakbel kayınpederi ile kurduğu beklenmedik ilişki, yaşamaya değer bir hayat yaşamasına yardımcı olur.

Lazarus’un blues çaldığı günler geride kalmıştır. Hayatının kadınını bulduğuna inanarak evlenmiş, blues şarkıları söylemeyi bırakmıştır. Karısı tarafından aldatılıp evliliği paramparça olunca, sadece hayallerini kaybetmez, ihanetin getirdiği aşağılanmada ruhunun da kaybolduğunu hisseder. Aradığı huzuru yeniden eski dostu gitarında ve blues şarkılarında bulmaya çalışır. Ta ki karşısına Rae çıkıncaya kadar.

David Green 1950 yılında özel bir okula, futbol takımının okulun eski rakiplerini yenmesi için getirilir. Fakat David, işçi sınıfından gelmektedir ve gerçekten "onlardan biri" değildir. Ancak arkadaş edinme konusunda çok başarılıdır. David yahudidir ve bunu rededilme korkusundan dolayı arkadaşlarından bir sır olarak saklamalıdır.

Two brothers cannot overcome their opposite perceptions of life. One brother sees and feels bad in everyone and everything, subsequently he is violent, antisocial and unable to appreciate or enjoy the good things which his brother desperately tries to point out to him.

Tess ve ailesi hayal edilemez bir kayba uğradığında, beklenmedik bir kaynaktan destek bulur: biyolojik babası - yanlış tarafta olan sevimli bir tembel - ve yan apartmandaki çekici fakat tehlikeli suçlu genç.

Blake ailesi, Şükran Günü’nü Brigid ve partneri Richard’ın aşağı Manhattan’daki evinde kutlamak için bir araya gelir. Gece ilerledikçe aile üyelerinin hüsranları ve güvensizlikleri ortaya saçılır. Uzun zaman boyunca hasıraltı edilmiş hakikatler gün yüzüne çıkar.

The Brutalist filmi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra "Amerikan rüyasını" yaşamak için ABD’ye göç eden Macaristan doğumlu, Bauhaus eğitimli Holokost kurtulanı mimar Laszlo’nun yolculuğunu ve hayat hikâyesini anlatıyor. Başlangıçta yoksulluk içinde çalışmaya zorlanan Laszlo, kısa süre sonra hayatının seyrini 30 yıl boyunca değiştirecek bir kontrata imza atar. Yenilikçi kamera oyunları, dramatik yapısı, alışılmadık açı ve kadrajları, kurgusu ve sıradışı ses tasarımı, parlak oyuncu kadrosuyla hem şaşırtıcı hem de unutulmaz.

Yıllardan beri cezaevinde yatmakta olan bir suçlu, hüküm giymeden önce bir galerinin güvenlik sisteminden sorumlu olan cezaevi arkadaşından aldığı bilgiler ışığında bu galeriyi soymaya karar verir. Tahliye olduğunda da "Sicilyalılar Çetesi" adlı suç örgütünün lideri ile tanışırak birlikte çalışmaya başlarlar.

Yarbay Tom Farrel Pentagon'da Savunma Bakanı David Brice'ın emrinde görev yapmaktadır. Resmi bir yemekte Tom Farrel , Susan Atwell ile tanışır ve aralarında bir ilişki başlar. Ne yazik ki Susan, Savunma Bakanı Brice'ın metresidir. Brice metresinin ilişkisinden şüphelenir, aralarındaki tartışmada kaza sonucu Susan ölür. Brice olayı örtbas etmek için Susanın gizli sevgilisi tarafından öldürüldüğünü, bu kişinin de Pentagon'un içinde olduğu tahmin edilen ' Yuri ' kod adlı bir KGB ajanı olduğunu iddia eder. Olayın araştırılması için Yarbay Tom Farrel görevlendirilir. Yarbay Farrel olayı açığa çıkarmaya çalışırken bir yandan da kendisine karşı hazırlanan komplodan kurtulmak zorundadır.

Nickel Çocukları, bir çocuk ıslahevinde kalan iki siyahi genci konu alıyor. İkisinin derin dostluğu bir dönüşüm sunarak umut uyandırıyor.

Hem Martin Scorsese’nin hem de Robert De Niro’nun filmografilerindeki belki de bu en çarpıcı filmde, 70’lerin Manhattan gecelerinde taksicilik yapan Vietnam gazisi Travis’le birlikte sokaklardayız.Hikaye boyunca etrafındaki hayatla ve yolunun kesişeceği "toplumun pisliğiyle" (bir çocuk fahişe, güzel bir sarışın, başkan adayı bir senatör, gözü dönmüş bir kadın satıcısı) bir türlü iletişim kuramayacak olan Travis, en nihayetinde ipleri eline alacaktır. Üstelik gündüzleri izlemeye gittiği belden aşağı filmlerdeki "vahşi" bir stilde...Sadece eşsiz senaryosu ve oyunculuklarıyla değil, sıradışı sinematografisiyle de tüm zamanların en etkili filmlerinden biri...

Vietnam sonrası sendromunu en iyi anlatan filmlerden birisi Avcı. Savaş sonrası herşeyin bittiğine ve artık herşeyin iyi olacağına inanmak isteyen bir kaç arkadaşın sivil yaşama uyum sağlayamamaları öykünün odak noktasını oluşturuyor. Savaşın insanlar üzerindeki tahribatı ile bir savaş karşıtı film olmasının yanısıra, Michael Cimino'nun karakterler üczerinde yaptığı usta çalışmayla da öne çıkan bir film. Birlikte savaştığı ve aynı kasabaya döndüğü arkadaşına yardım etmek için elinden geleni yapan Robert De Niro'nun varlığını ve usta oyunculuğunu da vurgulamadan geçmemek gerek. Bu arada, filmde savaşın anlamsızlığını vurguluyan Rus ruleti sahnesi çok beğenilmiş ve konuşulmuştu...

Matthew Modine ve Nicolas Cage'in başrollerinde oynadığı bu film, 1985'te Cannes'da Jüri Özel Ödülü'ne layık görüldü. İki Vietnam gazisinin ilkgençlik yıllarında başlayan ve savaş yaralarını sarmalarını olanaklı kılan az bulunur dostluklarını anlattığı için de bütün dünyada takdirle karşılandı. Biri ruhsal, diğeri fiziksel yaralar alarak Vietnam'ı terk eden gencecik iki insanın öyküsü, izleyenleri savaş denen şey üzerine düşündürecek nitelikte. Ancak TRT'nin külyutmaz sansür kurulunun, zamanında filmdeki 'gizli eşcinsel' temaları deşifre ettiğini ve bunun bir tartışma yarattığını kimilerimiz hatırlayacaktır. Ülkemiz sinema eleştirisinin gördüğü en anlamsız tartışmalardan birine maruz kalan bu filmin, yeniden ve hakettiği gibi izlenip değerlendirilmesi gerekmekte...

İşletme master'ı öğrencisi olan gergin bir kız, sorunlu ailesini cezbeden karizmatik yeni komşusuna tutulur. Ama bir sırrı olan adam, kızdan uzak durmaya mecburdur.

40 yılı aşkın süredir Tutku Oyunu, ünlü Montreal Bazilikası’nda büyük bir başarıyla sahnelenmektedir. Ancak yıllar içinde oyun eskimiş ve çağın gerisinde kalmıştır. Bu nedenle oyundan sorumlu rahip, değişiklik yapma kararı alır. Montreal’de yaşayan genç bir aktör olan Daniel (Lothaire Bluteau), oyunu modernize etmesi için görevlendirilir. Daha genç ve yaratıcı bir oyuncu kadrosu toplayarak oyunu yeniden sahneye koyar. İşvereninin onaylamamasına rağmen, gösteri büyük bir başarı kazanır. Ancak zamanla ve kaçınılmaz bir şekilde, oyuncular, İsa’nın yaşamının kendi gerçek hayatları üzerinde olağanüstü bir etkisi olduğunu fark ederler...

Meg Altman kocasından yeni boşanmış orta yaşlı bir kadındır. 11 yaşındaki kızı ile birlikte Manhattan'daki görkemli bir eve taşınırlar. İçinde asansörü de bulunan bu üç katlı muhteşem evin en önemli özelliklerinden biri, panik odası olarak nitelendirilen bir odaya sahip olmasıdır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.




0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir