
Paul Hörbiger
Der alte Weyring - Kammermusiker

Vienna in the beginning of the twentieth century. Cavalry Lieutenant Fritz Lobheimer is about to end his affair with Baroness Eggerdorff when he meets the young Christine, the daughter of an opera violinist. Baron Eggerdorff however soon hears of his past misfortune...

Paul Hörbiger
Der alte Weyring - Kammermusiker

Magda Schneider
Christine Weyring - seine Tochter

Luise Ullrich
Mizzi Schlager

Gustaf Gründgens
Baron v. Eggersdorff

Olga Tschechowa
Baronin v. Eggersdorff

Carl Esmond
Oberleutnant Theo Kaiser

Wolfgang Liebeneiner
Leutnant Fritz Lobheimer

Paul Otto
Major v. Eggersdorff

Werner Finck
Binder, Cellist

Ekkehard Arendt
Leutnant von Lensky

Hans Moser
Antonie Jaeckel

Werner Pledath
Else Reval

Lotte Spira

Fransız yüksek lisans öğrencisi Celine ile Amerikalı Jesse, Budapeşte-Viyana treninde bir çiftin kavgasından dolayı tesadüfen tanışırlar. Jesse, ertesi gün uçağa bineceğini ancak parası olmadığından sabaha kadar Viyana caddelerinde dolaşacağını Celine'e söyler ve Celine'in kendisine eşlik etmesini ister. Viyana'da trenden inerler ve 14 saat boyunca hayatlarını derinden etkileyecek bir beraberliğe adım atarlar.

Yirminci yüzyılın başlarında Viyana'da, bir apartman binasında yaşayan genç bir kız olan Lisa (Joan Fontaine), yeni bir kiracı olan konser piyanisti Stefan Brand'a (Louis Jourdan) hayran kalır. Stefan enerjik performanslarıyla kendine bir isim yapar. Lisa, Stefan'a takıntılı hale gelir, onu çalarken dinlemek için geç saatlere kadar ayakta kalır ve gizlice dairesine girip onu uzaktan hayranlıkla izler. Lisa'nın çabalarına rağmen, sadece bir kez karşılaşırlar ve Stefan ona pek aldırmaz.

Umut vadeden bir müzisyen yakında göreve gidecek bir askerle anlaşmalı evlilik yapmayı kabul eder. Ama sahte ilişkileri bir trajedi sonucu fazlasıyla gerçek bir hâl alır.

Romantizmin, dostluğun ve olgunlaşmanın zamanları aşan hikayesi. Zack Mayo, deniz kuvvetleri pilotu olmak için subay okuluna girer. Zorlu bir on üç haftanın sonunda aldığı eğitimin yanısıra arkadaşlığı, disiplini, birlikte hareket etmenin önemini ve kasabanın kızlarından Paula'nın hayatına girmesiyle de aşkı öğrenir. Duygusal hikayesiyle akılda kalan film, 6 dalda Oscar adayı olmuş ve Louis Gossett Jr.'a da "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü"nü kazandırmıştı..

Kralın şövalyelerinden olan Tristan ve kralla yakında evlenecek olan Isolde’nin imkansız aşkının anlatıldığı epik bir film.

Bu film 'Pire' lakaplı Henry Nash ve en yakın dostu Nicky'nin deniz kuvvetlerine katılmadan önce yaşadıkları ve delikanlılık çağlarına ait son maceralarının öyküsünü anlatıyor. Elizabeth McGovern, Nash'in gizemli sevgilisini canlandırıyor. Ay ile Yarışanlar, masumiyetin kaybı, büyüyüp yetişkin olmanın getirdiği sorumluluklar gibi birbiri ardına gelen olayların acı tatlı hikayesini anlatıyor.

19. yüzyıl Viyana'sı... çok hoş ve alımlı bir kadın olan Lou Salome, dönemin meşhur doktoru Breuer'i ziyarete gelir ve henüz iki kitabı basılmış ve pek tanınmayan filozof Nietzsche ye yardım etmesi için rica da bulunur. Ona göre, Nietzsche'nin yaşamakta olduğu duygusal çöküntü nedeniyle, Avrupanın kültürel geleceği tehlikededir... Dr.Breuer ilk etapta bu teklife sıcak bakmamasına rağmen, Salome'un çekiciliğinden etkilenir ve teklifi kabul eder. Dr.Breuer'in, Nietzsche ile tanışmasıyla hayatı değişecektir. çünkü bu adam, çok farklı fikirleri olan, sıradışı biridir. Ve bir süre sonra, hasta ile doktorun yer değiştireceği diyaloglara gebe olacak bir tanışma olacaktır bu... Irvin D. Yalom'un aynı isimli, basıldığı 1992 senesinde çok ses getiren kurgu romanından uyarlanan bu filmde, Psikanalizmin öncüsü Freud'un gençliği ile de karşılaşıyoruz.

Amerikalı bir eczacı olan Martin (Nicholas Hoult) ve İspanyol bir fizyoterapist olan Gabi (Laia Costa)'nin Los Angeles'ta gecenin geç saatlerinde buluşması popüler bir "arkadaşlık uygulaması" aracılığıyla gerçekleşir. İkisi de birbirlerinden çok etkilenir ve bir süre "takılmak" isterler ancak aralarındaki güçlü cinsel çekim bir süre sonra mutlu ve sadık bir ilişkiye dönüşür. Yine de Gabi "yeniliklere" takık olduğunu itiraf etmiştir, onun için her zaman trend, son moda olan daha cezbedicidir. Böyle bir kişi ilişkisine sadık kalabilecek midir? Film, "Bazen aşk yetersiz kalır" mesajını sosyal medyanın kaydadeğer etkileri üzerinden sunuyor.


Pregnant out of wedlock, an educated young woman is pressured by her father into an arranged marriage with a lonely farmer in this drama set during WWII.

Bu ironik ve iyimser dramın kahramanı, limon ağaçlarını korumak için İsrail devletiyle mücadeleden sakınmayan Filistinli bir dul kadın, Selma. Duvarın İsrail tarafına İsrail savunma bakanı bir villa inşa edince, Selma’nın limon bahçesi, ulusal güvenliği tehdit eden bir unsur olarak tanımlanır ve yıkılmasına karar verilir. Hakkını ve limon ağaçlarını korumak için elinden geleni esirgemeyen Selma, tuttuğu avukata âşık olup, bir de üzerine davası uluslararası bir hadiseye dönüşünce her şey karmakarışık olur.

İkinci Dünya Savaşı sırasında genç ve özgür ruhlu bir kadın olan Vera Philips, İskoç şair Dylan Thomas'a aşık olur. Thomas da Vera ile aynı duyguları paylaşmaktadır, ancak ortada bir sorun vardır. Thomas Caitlin MacNamara ile evlidir. İki kadın arasındaki rekabet birbirlerini tanımaya başladıkça dostluğa doğru evrilir. Vera artık onların evliliklerinin bir parçasıdır ve üçü de bu durumdan çok mutludur. Bu durum Vera'nın genç bir subay olan William ile evlenmesine dek sürer. William'ın aralarına katılmasını istemeyen Thomas'ın duyguları kıskançlığa doğru savrulur.

Filmin konusu Fransız ordusundaki komuta kademesinin savaşmak istemeyen askerlere gözdağı verip korkutmak amacıyla suçsuz askerleri kurşuna dizmesidir. Fransız Ordusu da savaş sırasında diğer müttefik orduları gibi korkaklık suçundan dolayı infazlar gerçekleştirmiştir. Ancak filmin merkezinde duran sorun, verilen emre karşı gelerek saldırıya geçmeyen tüm cephenin yerine rastgele seçilen askerlerin kurşuna dizilmesidir. Bu tür cezalandırma tarihte Romalılar tarafından yaygın olarak uygulanmıştır. Onuncunun cezalandırılması olarak dilimize çevrilebilecek decimation cezasında suçlular arasından her on kişiden bir tanesi öldürülerek ceza uygulanır. Bu ceza Fransız Ordusunda, Flanders yakınlarında 15 Aralık 1914 tarihinde geri çekilen Cezayir Alayı 8.Tabur 10. Bölük askerleri hücum emrine uymayınca uygulanmıştır...

Marangoz bir ailenin oğlu olan Eisenheim, aristokrat bir ailenin kızı Sophia'ya aşık olur; ancak sosyal konumları nedeniyle ilişkilerinin yasaklanması sonucu Avusturya'yı terk ederek dünyayı keşfe çıkar. Eisenheim15 yıl sonra ünlü bir illüzyonist olarak isim yapmıştır; ülkesine döndüğünde eski sevgilisi Sophie Avusturya-Macaristan veliaht prensi Leopold ile nişanlanmak üzeredir.

Jack Powell genç ve arabalara tutkun bir adamdır. Komşusu Mary Preston ise ona âşıktır, ancak Jack, zengin David Armstrong'a ilgi duyan Sylvia Lewis'a kapıldığı için Mary'ye ilgi göstermez. ABD I. Dünya Savaşı'na girince, Jack ve David hava kuvvetlerine yazılır. Tesadüfler sonucu arkadaş olan ikili, Fransa üzerinden Almanlarla savaşmak için cepheye gider. Mary de Jack'e yakın olabilmek için orduya katılır, ancak savaş acımasızdır ve trajediler kaçınılmaz bir gerçektir.

Bir grup acemi genç Alman askerinin, 1.Dünya Savaşı sırasında büyük bir idealizmle başlayan hikayelerinin, hayal kırıklığıyla sonuçlanmasını anlatıyor. Başrol oyuncusu Lew Ayres’in canlandırdığı Paul Baumer’in repliği, filmin konusunu da özetliyor: “Siperlerde yaşıyor ve savaşıyoruz. Ölmemeye çalışıyoruz, tek yaptığımız bu” Modası çabuk geçen pek çok mesaj filmlerinin aksine, Erich maria Remarque’nin savaş karşıtı romanından uyarlanan filmin etkisi yıllar sonra bile hiç azalmamıştır. Lewis Milestone’nun ölçülü, sade ve insanı derinden etkileyen çalışması, yıllar sonra bile pek çok ülkede yasaklıydı.

Macera türünün klasikleri arasında gösterilen The Man Who Would Be King, usta sinemacı John Huston’ın yönettiği sürükleyici bir yapım. Rudyard Kipling’in bir öyküsünden esinlenilerek çekilen film, 1880’lerde Hindistan’da geçiyor.

Beyaz Saray, skandallar ve savaş üzerine cesur bir film...Seçimlere iki haftadan az bir süre kala patlak veren skandal, başkanın yeni dönem için seçilmesini tehdit eder niteliktedir. Olayın boyutları genişleyip önlenemez bir hale gelmeden önce, siyaseti, basını ve en önemlisi Amerikan halkını idare etmek konusunda olağanüstü yeteneği olan Conrad Brean adlı uzman Beyaz Saray’a davet edilir. İlk strateji medyanın dikkatini savaş gibi çok daha önemli bir olaya yönlendirmektir. Stanley Motss adlı bir Hollywood yapımcısının ve ekibinin yardımıyla Brean tüm Dünya’yı ilgilendiren krizi yönetmek için bir beyin takımı kurar.

Dünyayı Sarsan On Gün, tüm yönleriyle Sovyet Devrimi'nin canlı tanıklığını yapan bir sarsıcı bir yapımdır. Gerçek tanıklar ve görüntülerle, Rus tarihinin Çarlık despotizminden Bolşevik Devrimi'ne doğru akan zaman dilimindeki tüm evreleri ve olayları anlatılmaktadır. Filmde, Çarlığın baskı ve zorbalığı, halkın durumu, saray entrikaları, Rasputin, Kanlı Pazar, sosyal-demokratların tarihsel işlevi, Menşevikler ve Kerenski, Lenin ve teorisi ve işçi sınıfı artı Bolşevik Partisi, eşittir devrim denklemi yer almaktadır.

Chris Taylor, genç ve idealist bir Amerikalı'dır, ve çok geçmeden Vietnam'da sadece Viet Cong'larda değil, aynı zamanda içinde büyüyen korku, fiziksel bitkinlik ve gitgide artan kızgınlığıyla da savaşmak zorunda olduğunu anlar. Taylor'ın iki kumanda komutanı düşman ve kendi aralarındaki iki savaş net bir çizgi çizmektedir, ama çelişkiler, kaos ve nefret Taylor'ın içine işler, inançlarını boğar ve duyularını insanın en yüksek tuttuğu değer olan hayata karşı hissizleştirir...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir