
Amanda Rawles
Edelényi Laura Anna


Amanda Rawles
Edelényi Laura Anna

Kevin Ardilova
Jonathan "Jojo" Gunandi

Carissa Perusset
Edelényi Greta Irene

Fadi Alaydrus
Riko

Jinan Safa
Amy

Kaneishia
Shasa

Fachrul Hadid
Sony

Rafly Altama
Rafly

Muhammad Fauzan
Janos
Niloufer Bahalwan
Petra

Unique Priscilla
Laura's Mother

Willem Bevers
Edelényi Gabor - Laura's Father

Ony Seroja-Hafiedz
Jojo's Mother

Pascal Azhar
Jojo's Father

Gilang Dirga
Podcaster

Parlak bir geleceği olan genç bir adam, neredeyse ölümcül bir kaza geçirir ve beklenmedik bir hayvan arkadaşının yardımıyla yeni hayatını yeniden yaratır.

Nijerya'dan Yunanistan'a göç ettikten sonra, Charles ve Vera, her gün sınır dışı edilme tehdidi altında yaşarken hayatta kalmak ve beş çocuğuna bakmak için mücadele eder. En büyük oğulları Nijerya’da akrabalarıyla yaşarken çift Yunan vatandalığı almak için çabalar ancak kendilerini her fırsatta engelleyen bir sistem tarafından baltalanmış halde bulurlar. Kardeşler Giannis ve Thanasis, aileleriyle birlikte Atina sokaklarında turistlere eşya satmadıkları zamanlarda yerel bir genç takımla basketbol oynar. basketbol sahasında büyük yetenekleri keşfedildiğinde kardeşleri Kostas ile birlikte dünya çapında sporcular olmak için çabalarlar.

Richard Jewell, 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda Centennial Olympic Parkı’nda yaşananlara odaklanıyor. 1996 yılında düzenlenen Yaz Olimpiyatları sırasında Centennial Olympic Parkı’nda bombalı saldırı düzenlenmiştir. Yaşanan olayların suçlusu ise Richard Jewell görülür. Güvenlik görevlisi olarak çalışan Richard Jewell, saldırı sırasında onlarca insanın hayatını kurtarsa da basında çıkan haberler onun terörist olduğunu söylemektedir. Olayın ardından hayatı tepetaklak olan Jewell’in suçsuz olduğu ise birkaç ay sonra ortaya çıkar. Gerçek suçlunun ortaya çıkması ile aklanan Richard Jewell’in hayatı ise asla eskisi gibi olmaz.

Uganda'nın başkenti Kampala'nın Katwe bölgesinde yaşayan 10 yaşındaki Phiona Mutesi (Madina Nalwanga), büyük zorluklar arasında yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Günün birinde Katwe'ye gelen Robert Katende (David Oyelowo), Phiona'nın hayatını değiştirecektir. Çocuklara satranç öğreten Katende'nin yardımıyla satranç oynamaya ve giderek kendini geliştirmeye başlayan Phiona, Uganda'nın en önemli satranç ustalarından bir tanesi olurken, ailesinin daha iyi bir hayat umutlarını sırtında taşımaya ve birçok önyargıyı yıkmaya çalışacaktır. Queen of Katwe filmi, 1996 doğumlu şampiyon satranç oyuncusu Phiona Mutesi'nin gerçek hayat hikayesinden uyarlanarak çekildi.

Yaşadığı sarsıcı olayın ardından sessizliğe bürünmüş olan Melinda (Kristen Stewart), lise hayatını dışlanmış bir genç olarak sürdürmektedir. Peki, Melinda annesinin ilgisizliğine ve arkadaşlarının alaycı tavırlarına rağmen iç dünyasında yaşadıklarını kelimelere dökecek cesareti bulabilecek midir?Aslında onun kimsenin bilmediği bir sırrı vardır ve bu sır açığa çıktığında her şey değişecektir.

Gerçek bir hikayeden uyarlanan Netflix yapımı film; Amberley Snyder, çocukluğundan beri atlara tutkusu olan genç bir kızdır. Bu tutkusunu profesyonelleştiren Amberley, rodeo kariyerinde hızla ilerler. Şimdi önünde kazanması gereken önemli bir yarış vardır. Varil yarışlarına hazırlanan genç kızın hayatı, geçirdiği trafik kazasının ardından altüst olur. Kaza sonucu bacaklarını kaybeden genç kız, büyük bir yıkıma uğrar. Bacaklarını kaybetmesi demek, rodeo kariyerinden, hayallerinden vazgeçmesi demektir. Ancak Amberley’nin pes etmeye niyeti yoktur. Eski gücünü kazanmak için elinden geleni yapan Amberley, başta zorlansa da hayallerinin peşinden gitmeye devam eder. Onun bu süreçteki en büyük destekçisi ise annesi olur. Yavaş yavaş verdiği çabanın karşılığını almaya başlayan Amberley, bir süre sonra kendisini hep olmak istediği yerde, atının üzerinde bulur. Sırada, eski formuna kavuşup, varil yarışını kazanmak vardır.

The true story of immigration attorney Judy Wood and how she singlehandedly changed the U.S. law of asylum to save women's lives.

A look at J.K. Rowling from her humble beginnings as an imaginative young girl and awkward teenager, to the loss of her mother and the genesis of the Harry Potter book series.

Alexis Winston şampiyon bir patenci olmayı düşleyen genç bir kızdır. Pratik yaparken Alexis bir kaza geçirir ve görme gücünü kaybeder. Bu onun hayallerini alt üst etmiştir. Kendisi için üzülürken birden karşısına genç ve yakışıklı Nick çıkar ve Alexis’e hayallerini gerçekleştirmesi için yardım eder.

A woman embarks on a journey alone across the United States after fleeing from her violent husband.

İki kararlı anne, bir tanesi bir öğretmen çocuklarının şehir okulunda çöken iç dünyalarını dönüştürmeye çalışmak için çaba harcamaktadırlar. Güçlü ve engelleyici bir bürokrasiyle başa çıkmak zorundadırlar fakat eğitim sisteminde ve çocuklarının gelecekleri için gerekli değişimi yaratmak amacıyla herşeylerini riske atarlar.

Ülkesinde genellikle yetişkinlere hitap eden kitaplarıyla dikkat çeken genç bir kadın yazar, son zamanlarda hayatında değişikliklerle karşı karşıya kalacaktır. Ek iş olarak yerel bir gazetede editörlük göreviyle parasını kazanmaya çalışan genç kız, zamanla hayatına erkeklerin girmesiyle çok zor bir hal alacaktır. Genç bir kadının etrafında gelişen olayları dramatik bir yönle bizlere aktaran The Girl in the Book filmi kısıtlı kadrosuyla iyi işler başaran filmlerden birisi olarak dikkat çekiyor.

Chance, kendisini bildi bileli yanında yaşadığı yaşlı adamın evinde bahçıvanlık yaparak büyümüş ve hayatında bir kez olsun sokağa çıkmamıştır. Bütün hayatı bahçede bakımını yapıp büyüttüğü çiçeklerden ve televizyondan ibaret olan Chance, yaşlı adam bir gün ölünce ortada kalır. Çünkü ev artık satılacaktır. Kendi varlığının haricinde yaşadığına dair hiçbir kanıt olmayan Chance, avukatlara yıllardır yaşlı adamın yanında kaldığını kabul ettiremez. Nüfus kağıdı bile yoktur. Kendini birden sokaklarda bulunca yıllardır görüp bilmediği hayatın rutinleri ile tanışır. İlk defa sokaklarda yürür, arabaya biner... Ve birden şansı hiç tahmin etmediği bir yerde dönüverir.

Ömür boyu hapse mahkûm olan Frank Morris, Alcatraz'dan kaçışını planlar. Bu gerilim filmi, Alcatraz cezaevinin tarihindeki tek başarılı firardan uyarlandı.

Emekli bir Michigan çifti olan Jerry ve Marge, Massachusetts piyangosunda bir boşluk bulur. Jerry ve Marge keşifleri sayesinde piyangodan 27 milyon dolar kazanır. Çift, bu parayı küçük kasabalarını canlandırmak için kullanmaya karar verir.

Sinemanın en aşağılayıcı tecavüz sahnelerinden birini içeren mahkeme draması. Erkeklerin tahrik sınırının tecavüz için hoşgörülür olabilme ölçüsünü ve tecavüzün boyutlarını sorgulayan bir davayı, bir gerçek yaşam öyküsünü Jodie Foster'in muhteşem oyunculuğu ile birleştirip Jodie'ye ilk oscarını kazandırmıştı. Erkek arkadaşı ile kavga ettikten ve biraz da içtikten sonra flörtiz bir havaya giren Sarah Tobias'ın bir barda, oyun masası üzerinde üç erkeğin tecavüzüne uğraması ve bardaki bütün erkeklerin olayı seyretmesi, tezahürat etmesi ve alkışlaması ertesinde yaşadıklarını Amerikan hukuk sistemine kabul ettirme uğraşını anlatır film. Çevresinde her zaman fazla dağınık olarak bilinen Sarah'nın hali, tavrı, davranışları, o akşam ne kadar irade sahibi olduğu mahkemede tartışılır; Sarah'nın gerçekten tecavüze uğrayıp uğramadığı, tahrik edici davranışları sorgulanır.

İşsiz futbol koçu Tom, intiharın eşiğindeki ikiz kızkardeşine yardım etmesi için Dr. Susan Lowenstein'in çağrısıyla New York'a gelir. Dr. Lowstein ailenin geçmişini aydınlatmaya çalışırken kendisi de evde oğlu ve snop kocasıyla uğraşmaktadır. Zamanla mutsuz evlilikler sürdüren doktorla Tom arasında duygusal bir yakınlık doğar.

Detroit Tigers’ın efsane oyuncusu Billy Chapel, beyzbolda başarılı ama aşk hayatında başarısızdır. Sevgilisi Jane’le sık sık ayrılıp barışırlar. Hayal kırıklıklarıyla dolu bir sezonun sonunda Jane, Billy’den ayrılacağını söyler. Duygusal karmaşanın yaşandığı kritik bir günde maça çıkan Billy, hayatının en iyi performansını sergiler. Attığı her sayı, onun hayatındaki en önemli karara yaklaşmasını sağlar. Sevgi, yaşam ve tutkunun iç içe geçtiği bu filmde heyecan, son sayı atılana dek sürer.

Serebral palsi hastası altıncı sınıf öğrencisi son derece akıllı ve keskin zekâlı Melody Brooks, konuşamadığı ve tekerlekli sandalye kullandığı için sınıf arkadaşlarıyla aynı olanaklara sahip değildir. Genç bir eğitimci, öğrencisinin potansiyelini fark eder ve yaygın eğitime katılmaya karar veren Melody, ne söylediğinin nasıl söylediğinden daha önemli olduğunu gösterir.

1987 yılında California’daki Compton sokaklarından NWA (Niggaz Wit Attitudes) adında 5 genç adamdan oluşan bir grup çıkar ve hayat hakkındaki isyankar görüşleri ile kendi müziklerini kullanarak Hip Hop kültüründe bir devrim yaparlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir