
Poppy Montgomery
Joanne Rowling

A look at J.K. Rowling from her humble beginnings as an imaginative young girl and awkward teenager, to the loss of her mother and the genesis of the Harry Potter book series.

Poppy Montgomery
Joanne Rowling
Emily Holmes
Diane Rowling

Antonio Cupo
Jorge Arantes

Janet Kidder
Anne Rowling

Madison Desjarlais
Seventeen-Year-Old Joanne
Andy Maton
Christopher Little

Aislyn Watson
Eight-Year-Old Joanne
Marie West
Aine

Lisa Norton
Jill

Sarah Desjardins
Thirteen-Year-Old Diane

Patti Allan
Mrs. Morgan

Wesley MacInnes
Sean Harris

Paul McGillion
Pete Rowling

Glynis Davies
Case Worker

Kirsten Slenning
Young Mother

Nick parçalanmış bir ailenin çocuğudur. Annesi Vicki ile babası David boşanmıştı ve mahkeme onun velayetini annesine vermiştir. İyi bir baba olan David boşanmanın ardından oğlundan uzak kalsa da onunla ilgilenmeyi ihmal etmez. İyi bir çocuk ve başarılı bir öğrenci olan Nick’in hayatındaki değişim kısa sürede ailesinin de dikkatini çeker. Oğlundaki değişimlerin nedenini anlamaya çalışan David acı bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Nick, kristal meth bağımlısıdır. David, oğlunu iyileştirmeye kararlıdır ve her ne olursa olsun onu içine düştüğü bataklıktan kurtaracaktır.

Ramon Sampedro’nun yaşamı, 30 yıldır bir yatakta geçmektedir. Gençliğinde geçirdiği bir kazadan sonra hayatla tek ilişkisi deniz manzaralı penceresidir. Hayatına iki kadın girer: avukat Julia ve köylü kızı Rosa. Bu iki kadından biri, boynundan aşağısı felçli adama hayatın anlamını tattırır ve onun kurtuluşunu sağlar. Alejandro Amenabar’ın bu çalışması Venedik’te ikinciliği, başrol oyuncusu Javier Bardem’e de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı.

Film, siyahi eylemci Stephen Biko ve onun mesajını tüm dünyaya duyurmak uğruna hayatını tehlikeye atan beyaz liberal bir gazetecinin gerilim dolu hikayesini anlatıyor. Biko'nun gözünden Güney Afrika gerçeğini öğrenen editör, arkadaşının polis baskısıyla susturulduğunu öğrenir. Biko'nun mesajına karşı sessiz kalmak istemeyen editör tehlikeli bir görev üstlenir ve dünyaya cesaret vermek adına Biko'nun unutulmaz hikayesini anlatmaya karar verir.

Bir zamanlar iyi şeyler yazan fakat sonra kişiliğiyle birlikte ilhamını da kaybeden roman yazarı Ted Cole ( Jeff Bridges ), artık dağınık görünüşlü, çapkın ve alkolik bir adama dönüşmüştür. Ted, alkollüyken yakalanarak ehliyetini kaptırmıştır ve bu arada da, bir ayrılık denemesi için sahil evinde kaldığı zaman, onu istediği yere götürecek bir şoföre ihtiyacı vardır. Ted'in asıl amacı ise çok sonra ortaya çıkar. Adam, karısıyla genç delikanlıyı sık sık evde yalnız bırakır. Eddie, kısa sürede Marion'a aşık olur ve oğullarının kaybını hala kabullenememiş olan Marion ise genç adama karşılık verince, evin dengesi iyice bozulur.

15 yaşındaki Tyson ilk kez devlet okuluna gittiğinde hayatı sonsuza dek değişir. Tyson, şampiyon maraton koşucusu Aklilu ile arkadaş olur. Otizminin kendisini engellemesine asla izin vermeyen Tyson, babasının onayını kazanma umuduyla ilk maratonunu koşmaya kararlıdır. Beklenmedik bir arkadaşının ve ebeveynlerinin yardımıyla; kendine olan inancı ve ilk adımı atma cesareti ile her şeyin mümkün olduğunu öğrenir.

Parlak bir geleceği olan genç bir adam, neredeyse ölümcül bir kaza geçirir ve beklenmedik bir hayvan arkadaşının yardımıyla yeni hayatını yeniden yaratır.

Alice Howland, Columbia Üniversitesi'nde ünlü bir dilbilim profesörüdür. Bir gün doktor muayenesinde kendisine Alzheimer'ın başlangıç evresinde olduğu teşhisi konur. Alice'in hayatı artık eskisi gibi olmayacaktır. Geçirdiği hastalık, eşi ve üç çocuğuyla birlikte sürdüğü hayata yeni bir gözle bakmasını sağlayacaktır. İnsan ilişkilerini sorgularken öte yandan da en genç kızıyla olan ilişkisiyle de onu yeniden kazanmak için mücadele verir. Alice, uzmanlaştığı bölüm gereği hayatı boyunca yeni şeyler öğrenmektedir ve bu yüzden hastalığını başta kabullenmek istemez. Manhattan sokaklarında kayboluşuyla durumu kavramaya başlayan Alice, zamanla Alzheimer'la mücadele etmenin yollarını arayacaktır.

Richard Jewell, 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda Centennial Olympic Parkı’nda yaşananlara odaklanıyor. 1996 yılında düzenlenen Yaz Olimpiyatları sırasında Centennial Olympic Parkı’nda bombalı saldırı düzenlenmiştir. Yaşanan olayların suçlusu ise Richard Jewell görülür. Güvenlik görevlisi olarak çalışan Richard Jewell, saldırı sırasında onlarca insanın hayatını kurtarsa da basında çıkan haberler onun terörist olduğunu söylemektedir. Olayın ardından hayatı tepetaklak olan Jewell’in suçsuz olduğu ise birkaç ay sonra ortaya çıkar. Gerçek suçlunun ortaya çıkması ile aklanan Richard Jewell’in hayatı ise asla eskisi gibi olmaz.

Başarılı bir yazar olan Kate (Hilary Swank) kendisine konan ALS teşhisi sonrası bir yardımcıya ihtiyaç duyar, bu iş için de delifişek, sorumsuz bir üniversite öğrencisi olan Bec (Emmy Rossum) bulunur. Kate'in eşi Evan'la sorunları vardır, Bec ise ilişkilerinde istikrarı bulamamıştır. Bu iki farklı kadın tuhaf ama fazlasıyla dürüst bir bağla birbirine bağlanırlar.

Çok geniş bir hayal gücüne sahip olan Phoebe, bazen rüyalar ile gerçek hayat arasında kalır. Okulda sergilemek için çalıştıkları “Alice Harikalar Diyarında” piyesine kendisini çok kaptıran Phoebe kendisini birden bu dünyanın içinde buluverir.

Amerikalı yazar Jeannette Walls’un 2005 yılında yayımladığı aynı adlı romanından uyarlanan filmde, Jeannette Walls çok başarılı bir gazetecidir, elit ve zengin kesimden bir nişanlısı bile vardır. Ancak bu elit çevreye karşı ailesi hakkında gizli tuttuğu bir geçmişe sahiptir, aslında üç kardeşi ile birlikte yoksulluk içinde, psikolojik şiddetin hat safhada olduğu göçebe bir hayat sürdürmüştür. Babası Rex son derecede karizmatik ve eğlenceli bir adam olsa da aynı zamanda alkoliktir ve alkol alınca ne yapacağı tahmin edilemez, tehlikeli birine dönüşür. Annesi Rose Mary ise özgür ruhlu bir kadındır ve yaptığı resimleri dört çocuğundan daha fazla önemsiyor gibi görünmektedir. Böylesine işlevsiz bir ailede yetişen çocuklar hayatla tek başlarına mücadele etmek zorunda kalacaklardır.

Kaliforniya’da zengin bir ev kadını olan Carol White’ın (Julianna Moore) bu hayatta hiç bir eksiği yoktur. Parası da vardır, onu seven bir kocası da, güzel bir evi de… Son derece “güvenli” bir hayat yaşamaktadır kendisi. Bir gün, Carol’un burnuna, nerden geldiğini çözemediği kokular gelmeye başlar. Ardından, Carol’un bu güvenli hayatının surları, başağrıları ile tehtid edilmeye başlar. Bu başağrıları gittikçe kriz nöbetlerine dönüşür. Carol durup durduk yerde ağlamaya başlar, histeri nöbetlerine girer ve bayılmalar başlar.. Doktorlar Carol’un bu duruma bir çare veya sebep bulamaz…

Oskar (Thomas Horn) dokuz yaşlarında, zeki, meraklı ve keşfetme düşkünü bir çocuktur. Babası,11 Eylül saldırısında hayatını kaybedince, Oskar depresyonun eşiğindeki annesi gibi mutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmaktansa, babasının New York şehrinde kendisi için bıraktığı bir iz, gizemli bir ip ucu aramaya başlar. Elinde sadece dolaptan çıkan bir anahtar ve keşfetme azmi vardır. Babasını kaybetmiş olmasının acısını, hiç bilmediği hayatları yeniden öğrenerek başka bir boyuta taşır...

Çok uzun yıllar kaldığı hapishaneden çıktıktan sonra bulaşıkçı olarak çalışmaya başlayan, çalıştığı yerin arkasındaki bir çöp tenekesinde terk edilmiş bir bebek bulan Russ Millings’in hikâyesini anlatıyor. Bebek için ne yapacağından pek emin olamayan Russ, bir süre sonra bu bebeğin hayatını düzene sokmak konusunda önemli bir fırsat olduğunu fark eder.

İki kararlı anne, bir tanesi bir öğretmen çocuklarının şehir okulunda çöken iç dünyalarını dönüştürmeye çalışmak için çaba harcamaktadırlar. Güçlü ve engelleyici bir bürokrasiyle başa çıkmak zorundadırlar fakat eğitim sisteminde ve çocuklarının gelecekleri için gerekli değişimi yaratmak amacıyla herşeylerini riske atarlar.

Ülkesinde genellikle yetişkinlere hitap eden kitaplarıyla dikkat çeken genç bir kadın yazar, son zamanlarda hayatında değişikliklerle karşı karşıya kalacaktır. Ek iş olarak yerel bir gazetede editörlük göreviyle parasını kazanmaya çalışan genç kız, zamanla hayatına erkeklerin girmesiyle çok zor bir hal alacaktır. Genç bir kadının etrafında gelişen olayları dramatik bir yönle bizlere aktaran The Girl in the Book filmi kısıtlı kadrosuyla iyi işler başaran filmlerden birisi olarak dikkat çekiyor.

P.T. Barnum'ın hayatından esinlenen film, bir vizyonerin 1800’lü yıllarda yoktan başlayarak hırsı ve hayal gücüyle nasıl dünya çapında harika bir şov ve sirk konsepti yaratmasını anlatıyor.

Umudunu Kaybetme’de, Chris Gardner iki yakasını bir araya getirmeye çalışan bir aile babasıdır. Ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen beş yaşındaki oğlu Christopher’ın annesi, maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybetmek üzeredir. Artık dayanamayacağını anlayınca istemeye istemeye evi terk eder. Artık bekar bir baba olan Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almasa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra oturdukları daireden çıkartılırlar ve düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet; geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalırlar.

2003 yılının Ekim ayında alkollü bir gecede kız arkadaşından yeni ayrılmış olan Mark, üniversitenin bilgisayarlarına sızarak kampüsteki tüm kadınlarla ilgili bilgilerden oluşan bir veri tabanını içeren bir site yaratır, ardından yan yana iki fotoğraf koyarak kullanıcılardan hangisinin “daha ateşli” olduğunu seçmesini ister. Sitenin adını Facemash koyar; site bir anda virüs gibi etrafa yayılarak tüm Harvard sistemini çökertir ve görünürdeki kadın düşmanlığıyla kampüste tartışma yaratır; Mark, Facemash'ı yaratarak kasıtlı olarak güvenliği, telif hakları yasasını ve özel hayatı ihlal etmekle suçlanır. Tam o anda, Facebook'un altyapısını oluşturan iskelet ortaya çıkmıştır. Kısa süre sonra, Mark Harvard'da bir ekrandan diğerine , Ivy League üzerinden Silikon Vadisi'ne ve tüm dünyaya bir yangın misali sıçrayacak olan thefacebook.com sitesini oluşturur...

Gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanan filmde Henry Hill adında bir gangster, Jimmy Conway ve Tommy De Vito adlı iki arkadaşıyla birlikte bir soyguna kalkışır. Gözleri daha yukarda olan iki arkadaşı soyguna katılan diğerlerini öldürür ve mafya içinde yükselmeye başlarlar. Bu durum Henry'i olumsuz etkilemiştir ve bu konuda birşeyler yapması gerekmektedir. Büyük usta Martin Scorsese'nin başyapıtlarından biri olan Goodfellas, 1991 yılında 6 dalda Oscar'a aday gösterilmiş, en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Joe Pesci'ye ödül kazandırmıştı.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir