
Nikohl Boosheri
Atafeh

Rejim baskısıyla özgürlükleri kısıtlanan, kendilerini istedikleri gibi ifade edemeyenlerin farklı bir hikayesi. Atıfe ve Şirin'in bir yanda Tahran yeraltı sanat dünyasını, bir yandan da kendi cinselliklerini keşfettikleri bir süreci anlatan film, rejim baskısını kaldıramayanların, sessiz çığlık atanların bir hikayesi. Klasik bir dinin kişisel özgürlüklere müdahalesi temel konusu etrafında dikkatli kurgulanmış başarılı hikayesi ve güzel bir görsellik sunan sahneleri, Maryam Kashavarz'ın ilk filminde ona Sundance'ten ödül ile dönmesini sağladı.

Nikohl Boosheri
Atafeh

Sarah Kazemy
Shireen

Rıza Siho Sefai
Mehran

Soheil Parsa
Firouz

Nasrin Pakkho
Azar Hakimi

Sina Amedson
Hossein

Keon Alexander
Joey
Amir Barghashi
Mohammed Mehdi

Elie Njeim
Club Drug Dealer

Hadi Tabbal
Molesting Taxi Driver
Fariborz Daftari
Shireen's Uncle
Amir Hossein Soleimani
Payam
Sirvart Fazlian
Shireen's Grandmother
Joseph Fadel
Taxi Merci Driver

Milad Hadchiti
Yusef

1962 yılında hem Cannes hem de Venedik Film Festivallerinden ödülle dönen, aynı yıl George Meliee ödülünün de sahibi olan Beşten Yediye Cleo, Vardanın yönetmenlik adına ilk başarısı. Kanser olduğu gerçeğiyle yüzleşen genç ve güzel bir Fransız pop şarkıcısı Cleonun öyküsü. Kendince geri dönüşleriyle hayatını irdelediği doksan dakikayı Cleoyla birlikte yaşıyoruz. Aynı zamanda Cleonun hayata dair sorularıyla da karşı karşıya kalıyoruz: Böyle bir zamanda ne yapılabilir?, Nasıl yapılır? Cleo, bu soruların cevaplarını ve kişisel ilişkilerini sorguluyor. Bu soruların cevaplarını hem bugünde, yaşadığı hayatta hem de yeni tanıdığı insanlarda arıyor. Kanser psikozunun, korkusunun çevrelediği filmde zaman ilerledikçe değişik insan yüzlerinin geçtiği Paris sokaklarına, içeriğini kaybetmiş hareketsiz ve durgun bir zamana dönüyoruz...

Elma ve pirinci ile ün salmış küçük bir köy ve bu köyde kesişecek olan 3 farklı hayat. Mi-sung-Li köyü elmacılık ve pirinç ile geçinen ve oldukça sıradan olan bir köydür. Bu köyde hayat çiftçilik ile geçmekte ve olağan dışı hiç bir şey olmamaktadır. Bu kadar sıradan görünen bir köye dönmek herkesin isteyeceği bir şey değildir. Ancak bir zamanlar bu köyde yaşayan ama uzun zaman önce köyü terk etmiş olan genç bir kadın olan Hye-won bu köye geri döner ve bu yüzden de sorunları ve geçmişi ile yüzleşmekten kaçamaz. Hye-won köye yeniden ayak durmaya çalışmakta ve her fırsatta Seul'a dönmeyi ertelemektedir. Fakat Hye-won'un bu kaçışlarının ardında farklı korkuların gizlenmiş olduğu eski arkadaşları Jae-ha ve Eun-sook ile yeniden karşılaştığında anlaşılır bir hal alır. Hye her ne kadar her şey yolunda gibi davransa da arkadaşları ile olan yeniden canlanan ilişkileri Hye için hayatında tam bir dönüm noktası olacaktır.

Sokaklarda yaşayan iki arkadaşı yol hikayesi. Sık sık uyku atakları yaşayan Mike, rüyalarında kendini hiçbir yere gitmeyen yollarda, kaybettiği annesinin peşinde görür. En yakın arkadaşı Scott ise varlıklı bir ailesi olmasına rağmen ailesini zor durumda bırakmak için sokaklardaki yaşamı seçmiştir. İki genç, uyuşturucu bağımlıları, hırsızlar ve satıcılarla dolu bir dünyada kendilerini bulmaya çalışırlar. Motosikletle Pasifik kıyılarından başladıkları bu arayış yolculuğu onları Roma'ya dek götürecektir

İsrailli bir Mossad ajanı olan Eyal'e, hala hayatta olabilecek çok yaşlı eski bir Nazi subayı olan Alfred Himmelman'ı bulup öldürme görevi verilir. Bir turist rehberi gibi davranarak, kız kardeşini ziyaret etmek için İsrail'de bulunan torunu Axel ile arkadaş olur. İki adam, Eyal'in değerlerini sorgulayacağı bir ülke turuna çıkarlar.

In 1979, amidst censorship and religious extremism, a revolutionary literature professor in Tehran gathers seven of her most dedicated female students to immerse themselves in banned literary classics.

Bir yönetmen olan Behzad, film çekimleri için İran’da bir kırsala gelir. Bölgenin yaşlılarından biri ölüm döşeğindedir. Onun yanında gece nöbetine kalacaktır. Bu vesile ile film, kendisinin yerel topluluğa uyum sağlamak için harcadığı çabayı ve bunun sonucunda da kendi davranışlarını nasıl değiştirdiğini anlatır. Bu sırada bölgede telefonu çekmediği için çalan telefonlara cevap veremez. Sonunda Behzad, bir tepeye doğru yol alır. Bu tepede de bir adam hazine aramaktadır. Behzad hazine için çukur kazan adamla iletişim kurmak istemesine karşın adam çukurdan çıkmaz.

Gençlik bunalımında olan Alike, gerek yaşadığı yer, gerek çevre baskısı, gerekse cinsel tercihleri yüzünden kendini dışlanmış hissetmekte ve içinden çıkılmaz bir batağa saplanmaktadır.

1988'de Margaret Thatcher'ın Muhafazakar hükümeti, eşcinselleri ve lezbiyenleri damgalayan bir yasayı çıkarmak üzeredir. Bu durum, beden eğitimi öğretmeni Jean'i ikili bir hayat yaşamaya zorlar. Her taraftan baskı artarken okula yeni bir kızın gelişi, Jean'i sonuna kadar zorlayacak bir krizi tetikler.

1968'de New York'taki bir yaş günü partisinde sürpriz bir konuk ve bol alkollü bir oyun, yedi eşcinsel arkadaşın gizlenen duygular ve gerçeklerle hesaplaşmasına yol açar.

Film, 1930’larda Güney Amerika’da yaşayan Celie ve diğer Afrikalı-Amerikalı kadınların ırkçılığa karşı verdikleri yaşam mücadelesini konu ediyor. Yıllar boyunca birçok erkekten zulüm gördükten sonra kendisini yeniden keşfetmeye çalışan Celie’nin hayatına odaklanılan film, Alice Walker’ın Pulitzer ödüllü romanından beyaz perdeye uyarlanıyor.

Nebraska’nın Falls şehri, Brandon Teena (Hilary Swank) adındaki delikanlıyla ilgili dedikodularla çalkalanıyordu, tüm kadınların olduğu gibi tüm kasabalının da dikkatini ve ilgisini çekmişti. Karizmatik kişiliği ve masum yüzünün arkasında kocaman bir sır gizliyordu. O herkesin olduğunu zannettiği kişi değildi. Her genç insan gibi hatalar yapıyordu ve bu hatalarını da çok pahalıya ödemek zorundaydı. Yeni sevgilisi Lana ve gözü pek arkadaşı John arasındaki sınırları yanlışlıkla aşınca sır, bir vahşetle ortaya çıktı. Brandon Teena; hararetli bir aşık, toplumdan dışlanmış kimsesiz bir hayalperest, cesur bir hırsız ve haksızlığa uğramış trajik bir suçluydu. Bu filmdeki rolü Hilary Swank’a bir Oscar ödülü kazandırdı, ancak Chloe Sevigny aday olduğu 'En İyi Yardımcı Aktrist' dalında ödül alamadı.

1989-1990 yılları arasında çok sayıda insanı öldürerek, dünyanın ilk kadın seri katili olarak ünlenen Aileen Wuornos'un gerçek hikayesi.Yakalandıktan sonra, 1992'de 7 kişiyi öldürmekten suçlu bulunan Wuornos'un öyküsü ABD ve dünya kamuoyunu epey meşgul etmişti. Aynı zamanda bir lezbiyen de olan ve hayat kadınlığı yapan Wuornos, kurbanlarını ilişkiye girdiği insanlar arasından seçiyordu. Dehşet verici kadın katilin kurbanlarını ormana götürüp sakladığı ortaya çıkmış, ancak benzer şekilde öldürdüğünden şüphe duyulan 2 kişinin daha cesedi bulunamamıştı. Wuornos'un eski kadın aşığı mahkemede aleyhine tanıktık etmiş; avukatının sanığın çocukluğunda maruz kaldığı kötü muamele ve tacizi hafifletici neden olarak öne sürmesi jüriyi ikna etmemiş ve 2003'te gerçekleşen idamına karar verilmişti.


Yoksul sinema tutkunu Hüseyin Sabzian, otobüste yaşlı bir kadınla tanışır ve kendisini ünlü İranlı yönetmen Mohsen Makhmalbaf olarak tanıtır. Kadın, buna inanarak, adamı ailesiyle tanıştırmak üzere evine davete eder. Sabzian da, aileyi, yeni çekeceği filme para yardımı yapmaları şartıyla, filminde oynamaya ikna eder. Fakat, zengin Ahankhah ailesi, evi soyacağından şüphelenerek, adamı polise ihbar eder. Sabzian tutuklanır, sorgulama ve yargılanma süreci başlar.


2017 OSCAR ödüllerinde İran adına yarışan filmde, Emad Etesami (Shahab Hosseini) bir lisede edebiyat öğretmeni olarak çalışmaktadır ve aynı zamanda eşi Rana (Taraneh Alidoosti) ile birlikte Arthur Miller’ın 1949 yılında yazdığı “The Death of a Salesman (Bir Satıcının Ölümü)” kitabının uyarlama tiyatro oyununu sahnelemektedir. Evlerinin çürümesi dolayısıyla yeni taşındıkları apartman dairesinde geçecek olan olaylarda, daha önce evde yaşayan kiracıyla ilgili birtakım olaylar Emad ve Rana’nın da hayatını etkileyecektir.

Yönetmen Ali Soozandeh’nin kendi özgün senaryosundan beyazperdeye aktardığı Tehran Taboo, Tahran’da gençlerin kısıtlamalar ve kurallarla, yasaklara rağmen yaşama nasıl tutkuyla sarıldıklarını animasyonla gözler önüne seriyor. İlk gösterimini Cannes’da Eleştirmenler Haftası’nda gerçekleştiren filmin baş kahramanları, bu ağır yasaklar ve kuralların etrafından dolanmayı bir yaşam tarzına dönüştüren, üç genç kadın ve müzisyen bir adam. Tehran Taboo, sistemin ikiyüzlülüğünü ve çelişkilerini mizahı elden bırakmadan, insancıl bir yaklaşımla ele alıyor.

Kuzey İngiltere'de 1984 yılında yaşanan madenci grevinin sosyal bir zemin olarak karşımıza çıktığı film, ağabeyi ve babası greve katılan 11 yaşındaki bir çocuğun tek başına ayakta durma savaşını ve içsel mücadelesini anlatıyor. Box ringini terkedip bale dersleri almaya başlayan Billy Elliot'un seçimi ailesi tarafından yadırgansa da, bale hocası Bayan Wilkinson ona arka çıkacaktır * Yeşilçam filmlerini özleyenler için muhteşem. Özlemeyenler için de muhteşem * filmi seyrederken kendi kendime "şu çocuk kadar istikrarlı olamadım:)" diye hayıflandım * Zarif film. Sade içten rahat. Olduğu gibi olabilen insanlar gibi...

Craig yolun sonundadır. Yetenekli bir sokak kuklacısı olmasına rağmen, para kazanamamaktadır. Bir evcil hayvan dükkanında çalışıp işini özel hayatına taşıyan karısı Lotte ile Craig arasındaki ilişki de pek iç açıcı değildir.Acil ihtiyaçtan dolayı bir firmada dosyalama memuru olarak işe başlayan Craig, burada Maxine adlı bir kadına gönül koyar. Maxine'in pek te ciddiye almadığı Craig odasında çalışırken dolabın arkasına düşen bir dosyayı almak için dolabı çektiğinde küçük bir gizli kapıyla karşılaşır. Merakla kapıdan içeri giren Craig, John Malkovich olur.

Apartheid’in acımasız yüzüne tanık olan beyaz bir öğretmenin çarpıcı dönüşümü! Ben du Toit, sıradan bir hayat sürerken, bahçıvanının polis şiddetiyle öldürülen oğlu için adalet arayışına girer. Sistemin baskılarına rağmen gerçeklerin peşinden giden Ben, hukukun çaresizliğiyle yüzleşir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir