
Aksel Hennie
Joshua French

2009 baharında iki Norveçli maceracı, Joshua French ve Tjostolv Moland, doğu Kongo'ya geçmeden önce kiralanan şoförünü öldürmekle suçlanıyorlar. Aşağıdaki manhunt, siyasi ve diplomatik bir baş ağrısına başlıyor.

Aksel Hennie
Joshua French

Tobias Santelmann
Tjostolv Moland

Ine Jansen
Ane Strøm Olsen

Dennis Storhøi
Morten Furuholmen

Tone Danielsen
Kari Hilde

Anthony Oseyemi
General Kazumba

Hakeem Kae-Kazim
Victor Makuni

Milton Schorr
German Backpacker
Christoffer Staib
Halvard Mo
Ronnie Mkwanazi
Escape Major

Patrick Mofokeng
Lieutenant

Sechaba Morojele
Luc
Patrick Madise
Abedi Kasongo
Josepha Kasongo
Cesar
Charles Richard Katanga
Pierre Mawa

New York Times dergisinde çalışan yazar Michael Finkel, sıradan bir çalışma gününde karşılaştığı bir gazete karşısında hayrete düşer. Bütün ailesini öldürdüğü için aranmakta olan Christian Longo isimli genç bir adam, Meksika'da yakalanmıştır. Christian Longo kaçtığı süreç boyunca kendine yeni bir kimlik edinmiş, kendini New York Times yazarı Michael Finkel olarak tanıtmıştır. Ertesi gün Times editörleri tarafından yazılıp yayımlanan bir başka not ise bir hayli ilginçtir. Gazetede yazan habere göre Michael Finkel kovulmuştur. Ne var ki hapishaneye gönderilen Longo'nun konuşmayı kabul ettiği tek gazeteci Michael Finkel'dır. Finkel, doğru hikayeyi öğrenmek için hapishaneyi arayıp Longo ile görüşmeyi kabul eder. Sonrasında aralarında tuhaf bir ilişki başlar... Filmin yönetmen koltuğunda ilk uzun metraj denemesine imza atan Rupert Goold, başrollerinde ise James Franco ve Jonah Hill bulunuyor.

Oklahoma'da 1920'lerde Osage halkının topraklarının altında petrol bulunduğunda Osage halkı bir bir öldürülür, ta ki FBI gizemi çözmek için devreye girene dek.

İngiltere'nin en iyi atletleri 1924 Olimpiyat Oyunları'nda zafer maceralarına başladılar.... Kazandıkları başarı uluslarına gurur getirdi. İki koşucu bu, kişisel bir onur ve mücadeleleri yürekten gelen bir mücadeleydi... 1981 Akademi Ödülleri'nde en iyi film ödülü dahil olmak üzere 4 dalda ödül kazanan Ateş Arabaları'nda, İngiltere'ye en büyük spor zaferlerinden birini getiren, Harold Abraham, Eric Liddell ve takımlarının gerçek hikayesinden esinlenilmiştir...

Norveç'teki terör saldırılarının ardından olayı bizzat yaşayan bir genç, yaslı aileler ve bir ulus, adalet ve toparlanma için birlik olur.

Truman Capote'nun en çok satan romanına dayanan, soğukkanlı bir cinayetin gerçek ve güçlü hikayesi. Başarılı ve saygın Kansas çiftçisi, karısı ve iki genç çocuğu acımasızca ve vahşice katledilirler. İki katilinde suçlarından pişmanlık duyacak kadar bile aklı yerinde değildir. Hikaye suçluların bilinçaltına girer...

İki polis memurunu öldürmekten 15 yıl hapis cezasına çarptırılan Ruth Slater (Sandra Bullock), cezasını çektikten sonra yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Ancak cezaevinden çıkar çıkmaz öldürülen iki polis memurunun yakınları onu tehdit etmeye ve hayatını cehenneme çevirmeye başlar. Aksi takdirde artık eski evlerinde hoş karşılanmazlar. Bir çıkış yolu tıkanmış görünüyor, ancak nefret saldırıları artmaya devam ediyor. Şimdi, Ruth'un topluma geri dönüş yolu arayışında tek bir çıkış yolu vardır: yıllar önce gözden kaybettiği küçük kız kardeşini aramak, son çaresi olmalıdır. Ancak, kayıp aile bireyini arama, uzun yıllar hapis yattıktan sonra beklenenden daha zor hale gelir.

Nebraska’nın Falls şehri, Brandon Teena (Hilary Swank) adındaki delikanlıyla ilgili dedikodularla çalkalanıyordu, tüm kadınların olduğu gibi tüm kasabalının da dikkatini ve ilgisini çekmişti. Karizmatik kişiliği ve masum yüzünün arkasında kocaman bir sır gizliyordu. O herkesin olduğunu zannettiği kişi değildi. Her genç insan gibi hatalar yapıyordu ve bu hatalarını da çok pahalıya ödemek zorundaydı. Yeni sevgilisi Lana ve gözü pek arkadaşı John arasındaki sınırları yanlışlıkla aşınca sır, bir vahşetle ortaya çıktı. Brandon Teena; hararetli bir aşık, toplumdan dışlanmış kimsesiz bir hayalperest, cesur bir hırsız ve haksızlığa uğramış trajik bir suçluydu. Bu filmdeki rolü Hilary Swank’a bir Oscar ödülü kazandırdı, ancak Chloe Sevigny aday olduğu 'En İyi Yardımcı Aktrist' dalında ödül alamadı.

Kaja, küçük kız kardeşi Emilie ile birlikte Norveç'in Utøya adasındaki bir yaz kampına katılır. 22 Temmuz'da kamp katılımcıları, Oslo'daki Hükümet binasının olduğu bölede bir bomba patladığını haber alırlar. Ancak kendileri şehirden uzakta bir adada oldukları için güvendelerdir. Kısa süre sonra silah sesleri duyulur ve kampçılar bunun bir tatbikat olmadığını anlayarak hızla kaçmaya başlarlar. Kaja, Emilie'nin yanından kısa süreliğine ayrılır. Fakat geri döndüğünde onu çadırında bulamaz. Her yerin son derece tekinsiz olduğu bir ortamda, genç kızın kardeşini bulabilmek için yakınlardaki ormana girmekten başka çaresi kalmamıştır

Zac Efron'un tarihin en ünlü seri katili Ted Bundy'ye hayat verdiği film, Bundy'nin uzun dönemli kız arkadaşı Elizabeth (Lily Collins)'in gözünden anlatılacak. 1974 ve 1978 yılları arasında birçok kadına tecavüz edip öldüren, kurbanlarının tam sayısı bilinmemekle birlikte, 10 yılı aşkın inkar süreci sonunda, 30'dan fazla cinayet işlediğini itiraf eden, 1989'da da Florida'da idam edilen ünlü seri katil Ted Bundy'nin hayatında uzun süre yer alan Elizabeth, katilin aktif olduğu yıllarda da onun hayatındaydı ve manipülasyonlarla kontrol ediliyordu. Yıllarca süren şüphe ve inkarın ardından Elizabeth, sonunda Bundy'yi polise ihbar etmişti. Ancak polis, bu ihbarı değerlendirmemişti.

Dünya tarihinin kanlı sayfalarından bir yaprak: Vietnam Savaşı. Beş Amerikan askeri, yerli halktan bir kızı kaçırarak tecavüz eder. İçlerinden sadece biri, bunu reddetse de, diğerlerine engel de olmaz. Genç kızın daha sonra öldürülmesiyle olayın asla kapanmayacak insani boyutu açılacaktır.Tek bir olay üzerinden, genel olarak savaşın insanı acımasızlaştıran yönlerini eleştirel bir gözle ele alan Brian De Palma imzalı film, savaş karşıtı filmler arasında önemli yeri olan bir çalışma.

Cinayetle sonuçlanan bir soygunun zanlısı olan genç, onu çoktan yargılamış olan adalet sistemine karşı masumiyetini ve dürüstlüğünü kanıtlama mücadelesi verir.

Bu film, dönüm noktası niteliğindeki hukuk mücadelelerinden korkunç kaçırılmasına kadar, açık sözlü ateist Madalyn Murray O'Hair'in tartışmalı hayatını anlatıyor.

Disgrace is the story of a South African professor of English who loses everything: his reputation, his job, his peace of mind, his good looks, his dreams of artistic success, and finally even his ability to protect his cherished daughter. After having an affair with a student, he moves to the Eastern Cape, where he gets caught up in a mess of post-apartheid politics.

2 Mart 1963. İki çavuş, Campbell ve Hettinger, şüpheli bir araçta rutin bir kontrol gerçekleştiriyor. Ancak iki küçük suçlu paniğe kapılıyor ve polisleri kaçırıyor. Uzak bir soğan tarlasında çıkan çatışmada Campbell acımasızca öldürülüyor. Hettinger ise daha şanslı - kaçmayı başarıyor. Onun ifadesi sayesinde iki katil de hızlı bir şekilde yakalanıyor. Uzun ve yorucu bir dava süreci başlıyor. İki sanık, hapishanede hukuk bilgisi ediniyor ve kararı yıllarca ertelemeyi başarıyorlar. Bu sırada Hettinger, giderek artan suçluluk duygularıyla boğuşarak, adeta cehennemi yaşıyor...

Eksantrik bir adam olan Ulrich Mott, kendisinden yaşça büyük ve oldukça zengin bir dul olan Elsa Brecht'i baştan çıkararak kendisi ile evlenmeye ikna eder. Bu sayede Ulrich çok geçmeden sosyetenin aranan isimlerinden biri olur. Ancak karısının ölümü üzerine yapılan polis soruşturması büyük bir aldatmacayı ortaya çıkarır ve Ulrich'in aslında göründüğü gibi biri olmadığından şüphelenilmeye başlanır.

Çin'in modern dünyasında, bir Amerikalı büyük bir suçtan dolayı cezalandırılmak üzeredir... Yüksek tansiyon, uluslararası entrikalar ve öldürücü karşılaşmalarla dolu bu heyecan fırtınasında Richard Gere muhteşem bir performans sergiliyor. Büyük bir iş anlaşmasında, avukat Jack Moore (Gere) bu anlaşmanın kilit isimlerinden biridir ve bir anda çok büyük bir başarı kazanır. Ancak bu sevinç güzel bir kadınla geçirdiği gece sonrası tepe taklak olur ve Moore, kadının acımasız katili olmakla suçlanır. Çin'in katı mahkeme sisteminde sanıklar suçsuzlukları ispatlanana kadar yalnız kalmak zorundadırlar ve Jack de tamamen yalnız kalır. Ancak savunma avukatı (Bai Ling) davadaki çelişkilerin farkına vararak kalp atışlarınızı yükseltecek bir yarışla gerçek katili bulmak için mahkemeye ve ülkesine karşı harekete geçer... Hem de her ikisinin de hayatını tehlikeye atmak pahasına...

Genç ve başarılı bir banker olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir. İşkence, tecavüz, dayak dahil her türlü kötü koşulun hüküm sürdüğü hapishane koşullarında, Andy'nin hayata bağlı ve her daim iyi bir şeyler bulma çabası içindeki hali, çevresindeki herkesi çok etkileyecektir. Bir süre sonra parmaklıkların arkasında bile özgür bir yaşam olabileceğine bütün mahkumları inandırır. Bu mahkumlardan biri olan Ellis Boyd "Red" ve Andy, unutulmaz bir dostluk kurarak hapishaneyi bambaşka bir yer haline getirirler.

İkinci Dünya Savaşı sırasında atom bombasının geliştirilmesine liderlik eden Amerikalı fizikçi J. Robert Oppenheimer'ın hikayesi. Manhattan Projesi'nin başına geçen Oppenheimer, insanlık tarihini değiştirecek bu ölümcül icadı hayata geçirirken, yarattığı gücün doğuracağı vicdani ve siyasi sonuçlarla da yüzleşmek zorunda kalır.

Cinayet masası dedektifi John Hobbes, seri katil olan Edgar Reese'in idamına tanık olur. İdamdan kısa bir süre sonra tekrar cinayetler işlenmeye başlar ve Reese'in tarzına çok benzerler.

Kafa kırmakta Steven Seagal'ın üstüne yok! Uyuşturucu Uygulama Ajanı John Hatcher (Seagal), ortağı öldükten sonra memleketine döner. Ama orada işler kötüye gider. Jamaikalı uyuşturucu lordları, bir kara büyü başpapazının yönettiği kasabaya sızar. Haydutlar Hatcher'da kendi eşlerini bulurlar, ama dünyanın bütün vuduları bir araya gelse bile onu durdurmaya yetmeyecek!
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir