
Mark Rylance
Leonard Burling
"Herkesin elinde bir şeyler var."
The Outfit, Londra'nın dünyaca ünlü Savile Row'unda takım elbise yapan İngiliz terzi Leonard'ın hikayesini konu ediyor. Yaşadığı kişisel bir trajedinin ardından Chicago'ya giden Leonard, şehrin engebeli bir bölgesinde küçük bir terzi dükkanı işletir ve burada bir gangster ailesine kıyafetler diker.

Mark Rylance
Leonard Burling

Zoey Deutch
Mable Shaun

Johnny Flynn
Francis

Dylan O'Brien
Richie Boyle

Simon Russell Beale
Roy Boyle

Nikki Amuka-Bird
Violet LaFontaine

Alan Mehdizadeh
Monk

Johnathan McClain
FBI Agent

Scoop Wasserstein
Customer
Chiedu Agborh
La Fontaine Bodyguard 1
Michael Addo
La Fontaine Bodyguard 2
Michal Forejtek
Gangster 2
Bmcabana Sf
Stephen
John Gumley-Mason
Tall Customer
Stephen Knox
Stocky Customer

Zamanında New York Polis Departmanı'nda polis memurluğu yapan Matt Scudder artık orada olmasa da yeni bir olay yüzünden görevini sürdürmek zorunda kalır. Kenny Kristo adında bir eroin kaçakçısının karısı kaçırılarak vahşice öldürülmüştür. Olayı aydınlatmak Matt'e düşer fakat olayın içine girdikçe öldürülen kadının yalnız olmadığını fark eder. Kenny'nin karısı bir cinayet şebekesinin kurbanıdır ve şebeke kadınları akıl almaz işkenceler yaparak öldürmektedir. Araştırdığı olayın uzun bir zincirin yalnızca bir halkası olduğu fark eden Matt, New York'un arka sokaklarında dehşet saçan katilleri bulmak ve durdurmak için kolları sıvar.

Johnny Clay, son bir vurgun yaparak emekli olmaya karar veren, eski bir mahkumdur. Bir hipodromu soymaya niyetlenen Johnny ve ortağı Nikki sağlam bir plan yaparlar. Buna göre Nikki, dikkatleri başka yöne çekmek için yarışan atlardan birini vuracak; çıkan kargaşada yararlanan Johnny de bahislerin oynandığı vezneyi soyacaktır. Soygun için gerekli ekibi toparlayan Johnny, işi en küçük ayrıntısına kadar planlar ama yine de bazı şeylerin yanlış gitmesine engel olamaz...

Tom Stall, sakin bir Amerikan kasabasında, örnek bir yaşam sürmektedir. Ailesine olan bağlılığı ve çevresindekilere olan saygılı davranışlarıyla tanınır. Fakat bir gün başına bela olan serserilere haddini bildirince, işler değişir. Medya aradığı kahramanı, New York kökenli bir mafya ise yıllardır aradığı katili bulmuştur.Bu küçük olayın ardından Tom'un karanlık geçmişi bir anda ortaya çıkar. Mütevazi aile babası, kendisinin ve ailesinin sağlığı için mafyanın üzerine gitmek ve müthiş bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır.

Doktor Caligari'nin Muayenehanesi(Das Kabinett des Dr. Caligari, 1919), Alman sinemasının bu dönemini(Altın Çağ 1918-1927) simgeleyen ve en çok tartışılan filmdir. Anlattığı gizemli cinayet öyküsünün yanı sıra resimli panolardan oluşan dekorları, boyayla elde edilmiş gölgeleri, eğik bacalı, yamuk duvarlı evleriyle filmin yarattığı fantastik ve ürkütücü dünya bugün bile ilgiyle izlenmesini sağlamaktadır. Film, döneminde ve sonrasında, pek çok övgüler aldığı gibi, aynı ölçüde eleştirilmiştir. Öyleki "kaligarizm" bir terim haline gelmiştir.

Deniz kuvvetlerinde Teğmen olan Tommy Santoro (James Marsden) ailesinin mafya geçmişini ardında bıraktığını düşünmektedir. Ancak FBI'ın beklenmedik ziyareti, onu büyüdüğü yer olan Güney Philadelphia'nın '10th and Wolf' mahallesine geri dönmek zorunda bırakır.Mahallenin sıkı ağabeylerinden bazıları ölmüş, bazıları ise hapiste olduğundan kontrol kuzeni Joey (Giovanni Ribisi) ve kardeşi Vincent'a (Brad Renfro) kalmıştır. Ancak Sicilya mafyasının lideri Luciano Reggio onlar için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Artık Tommy hayatının en büyük ikilemiyle karşı karşıyadır; ya mahallesini Sicilya mafyasına kaptıracak, ya da kardeşi ve kuzeni ile aynı safta yer alıp mücadele edecektir.

Yüksek profilli elmas soygunlarında uzmanlaşmış profesyonel bir kasa hırsızı olan Frank, kazandığı parayla karanlık geçmişini geride bırakıp huzurlu bir aile hayatı kurmak ister. Bu hayalini erkenden gerçekleştirmek için son ve büyük bir vurgun amacıyla güçlü bir mafya lideriyle anlaşan Frank, yeraltı dünyasının pençesinden kurtulmanın planladığı kadar kolay olmadığını acı bir şekilde öğrenir.

Eski bir kasa hırsızı olan Gary 'Gal' Dove (Ray Winstone) gansterlik günlerini geride bırakmış,bir köşede biriktirdiği parayla İspanya'da gözlerden uzak lüks bir villada karısı Deedee (Amanda Redman) ve çok yakın dostları Aitch (Cavan Kendall) ve Jackie (Julianne White) ile mutlu ve sakin bir hayat sürdürmektedir.Günlerini havuz kenarında bira içip tembel tembel güneşlenerek,barbekü ve av partileri düzenleyerek geçirirler.Bu huzurlu ve çakırkeyif günlerden birinde Gal'in eski çete arkadaşı Don Logan (Ben Kingsley) yeni bir soygun teklifi ile çıkagelir.Geçmişle bağlarını kopartmış olan Gal bu teklif karşısında isteksiz davranır,ancak sinirli,alıngan,anlayışsız ve saldırgan bir insan olan Don Logan hayır cevabını kabul etmez.Bu beklenmedik misafir ile Gal arasında bir sinir harbi başlamıştır.

Mario Puzo'nun çok satan kitabından Puzo ve yönetmen Francis Ford Coppola tarafından sinemaya uyarlanan eser, 40'lar ve 50'lerin Amerika'sında, bir İtalyan mafya ailesinin destansı öyküsünü konu alıyor. Corleone ailesi, Don Vito Corleone'nin başında olduğu, suça dayalı bir örgüt kurmuş olan İtalyan asıllı meşhur bir ailedir. Aile, New York'taki diğer dört aileyle birlikte New York'un yeraltı işlerini yönetmektedir. Ancak Corleone ailesini diğerlerinden ayıran özelliği, Don Corleone'nin cebinde bozuk para gibi taşıdığı politikacılar ve yargıçlardır. Politikacılar ve yargıçlarla olan bu yakın ilişkileri diğer ailelerin açamadığı kapıları açabilmesini sağlamaktadır.

Genç Vito Corleone, Amerika'ya yeni gelmiştir. 1917 yılında, New York şehri'nin yerel mafyalarından birinin liderini öldürünce saygınlık kazanır ve korkulan biri haline gelir.Bu arada, 50 yıl sonra, Michael Corleone, Washington'da senato komitesine aile işleriyle ilgili ifade vermektedir.1972 yapımı ilk filmin devamı niteliğinde, yine yazar Mario Puzo ve yönetmen Francis Ford Coppola'nın yaratıcı ellerinden çıkmış usta işi bir yapım. Eleştirmenler tarafından, önceki filmden daha başarılı bulunan az sayıdaki devam filminden biri olarak kabul ediliyor.

Nebraska’nın Falls şehri, Brandon Teena (Hilary Swank) adındaki delikanlıyla ilgili dedikodularla çalkalanıyordu, tüm kadınların olduğu gibi tüm kasabalının da dikkatini ve ilgisini çekmişti. Karizmatik kişiliği ve masum yüzünün arkasında kocaman bir sır gizliyordu. O herkesin olduğunu zannettiği kişi değildi. Her genç insan gibi hatalar yapıyordu ve bu hatalarını da çok pahalıya ödemek zorundaydı. Yeni sevgilisi Lana ve gözü pek arkadaşı John arasındaki sınırları yanlışlıkla aşınca sır, bir vahşetle ortaya çıktı. Brandon Teena; hararetli bir aşık, toplumdan dışlanmış kimsesiz bir hayalperest, cesur bir hırsız ve haksızlığa uğramış trajik bir suçluydu. Bu filmdeki rolü Hilary Swank’a bir Oscar ödülü kazandırdı, ancak Chloe Sevigny aday olduğu 'En İyi Yardımcı Aktrist' dalında ödül alamadı.

Dairesinde tuhaf bir genç kız bıçaklanarak öldürülünce, Londra'da tatilini geçirmekte olan genç Kanadalı rençber Richard Hannay kendini casusluk ve cinayet içeren gizemli bir maceranın ortasında buluyor. Kız, ölümünden önce Hanney'e İngiltere'den kaçırılmakta olan çok gizli birkaç sırdan söz ediyor. Sinsi casusluk şebekesi liderinin, sağ elinin küçük parmağının bir parçasının kesik oluşundan tanınabileceğini anlatıyor, sonra da 39 Basamak'la ilgili bir şeyler söylüyor. 39 Basamağın sırrını çözmek, casus çetesini ortaya çıkarmak ve kendini cinayet suçlamasından temizlemek içinse Hanney'in sadece 48 saati vardır.

Se7en, seri cinayetler işleyen bir katilin peşine düşen iki dedektifin hikayesini anlatıyor. Bir seri katil 7 ölümcül günahı işleyenleri kendi yöntemleriyle öldürmektedir. Yedi ölümcül günah, hıristiyanlık inançlarına göre kibir, açgözlülük, şehvet düşkünlüğü, kıskançlık, oburluk, yıkıcılık ve tembelliktir.

Güney Boston'daki İrlanda Mafyasını çökertmek için polis, yeraltı dünyasına sızması amacıyla kendi adamlarından birini gönderir; ancak suç örgütünün de benzer bir hamle yaptığından habersizdir. Gizli görevdeki polis mafya babasının gözüne girerken, kariyer sahibi bir suçlu da polis teşkilatı içinde yükselir. Fakat her iki taraf da çok geçmeden aralarında bir köstebek olduğunu fark eder.

Ailenin lideri olan Michael Corleone artık 60 yaşına geldiği için kendisine yeni bir varis aramaktadır. Kendisi yeraltı dünyasından çekilecek ve ailesinin suç dünyasıyla ile olan bağlarını da koparacaktır. Varis olarak gözünü kestirdiği kişi ise Vincent'dır. Fakat olaylar Michael'ın umduğu gibi gitmez ve yeni hesaplaşmalar ve oyunlar baş gösterir.

Brian De Palma 1980’li yıllarda üç saatlik bir şölene dönüştürdüğü Tony Montanalı SCARFACE hikâyesini yakın tarihe kadar bir gizem olan 1931 yapımı SCARFACE filminden aktarmıştır. Hayatı sinema filmine konu olan Howard Hughes, senaryo yazarı Ben Hecht ve Amerikan sinemasının efsane yönetmenlerinden Howard Hawks’ın 1931 yılında gerçekleştirdikleri bu eser “Klasik” ve “Yön verme” vasıflarını hak eden bir çalışmadır. Eserin ana fikri Tony Guarino isimli karaktere dayandırılan Armitage Trail’in aynı isimli romanına dayanmaktadır.Ufak işlerde pişen Sicilya kökenli serseri Tony Camonte, dağlı teknikleri ve megaloman seviyede ki kazanma hırsıyla Chicago Yeraltı Dünyasının en büyüğü olmaya yemin etmiştir. Bu yolda da kendi patronundan şehri yönetenler kulübünün üyelerine herkes birer araçtır. Sırası gelenler bu hırstan kendine düşen payı alacak ve hastanede ki suikast sahnesinde olduğu gibi bir buket çiçek ve kurşunla şehirden ve hayattan uğurlanacaktır.

Tecrübeli hırsız Carter "Doc" McCoy (Steve McQueen) ve eşi Carol (Ali MacGraw) berbat olan bir soygundan ganimetlerle kaçarlar. Kendilerini kanundan ve hınçlı bir gruptan ve suç patronunun ölümcül vuruş takımından kaçarken bulurlar. Tek amaç vardır: En son soygundan başarıyla çıkmak.

Bezgin bir polis, ölümcül biçimde kontrolden çıkan bir uyuşturucu operasyonundan sonra, yolsuzluğa batmış şehrin yeraltı dünyasında bir siyasetçinin oğlunu kurtarmak için savaşır.

1949 Los Angeles kenti zalim ve doğuştan kalpazan Mickey Cohen'in kontrolü altındadır. Uyuşturucu, silah ve kadın ticaretini tek elden yürüten Cohen, güçlü mafya adamlarının yanı sıra yerel polisi ve hatta politikacıları da arkasına almıştır. Los Angeles Polis Departmanında kimse karşısına çıkmaya cesaret edemezken birimie dışardan destek vermekle görevlendirilen Teğmen John O'Mara ve Jerry Wooters, Cohen'in işlerine çomak sokmayı becerebilecek midir?

Gerçek bir hikayeden esinlenerek beyaz perdeye aktarılan film, organize suç örgütlerinin yükselişe geçtiği 1920'lerin Amerika'sında olağanüstü başarı gösteren dört adamın hikayesini anlatıyor: Yakışıklı Luciano (Christian Slater), yetenekli arabulucu Meyer Lansky (Patrick Dempsey), kadınsı ve inatçı Siegel (Richard Grieco) ve nazik Frank Costello (Costas Mandylor). Alçakgönüllü bir başlangıç yapan ve çeşitli etnik geçmiştere sahip olan bu ilginç dörtlünün zamanla geliştirdikleri düzen onları çok kısa zamanda yeraltı dünyasının en çok aranan isimleri haline getirir. Yardımcı rollerde Oscar ödüllü oyuncu F. Murry ve Anthony Quinn'in desteğiyle Şuç İmparatorluğu size kaçırılmaması gereken görsel bir şölen sunuyor.

San Francisco'da ünlü isimlerin birer birer öldürülmesiyle polis dedektifi Harry Callahan (namıdiğer Kirli Harry), yeni bir cinayet soruşturmasının içine çekilir. Cinayetlerin ardında, ünlülerin ölümlerine dair yapılan gizli bir bahis oyunu – yani bir “ölüm kumarı” vardır. Bu oyunun yaratıcısı, ünlü bir film yönetmeni olan Swan’dır. Listeye göre yıl sonuna kadar hangi ünlülerin öleceği tahmin edilmektedir. Ancak işler ciddiye biner; listedeki isimler gerçekten ölmeye başlar ve Callahan kendi adının da listede olduğunu öğrenir. Cinayetleri araştırırken bir yandan intikam peşindeki bir mafya babasıyla uğraşmak, diğer yandan da kendisine ilgi duyan TV muhabiri Samantha ile yakınlaşmak zorundadır. Olaylar ilerledikçe Swan'ın sadece bir hedef olduğu, gerçek katilin ise takıntılı bir psikopat olduğu ortaya çıkar. Callahan sonunda katili limanda kıstırır ve adaleti bir kez daha kendi yöntemleriyle sağlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir