
Bernard-Pierre Donnadieu
Raymond Lemorne

"Bu Kadını Gören Oldu Mu?"
Rex ve Saskia, Güney Fransa'ya tatile giderken bir benzin istasyonunda mola verirler. Tartıştıktan sonra barışırlar ve Rex, Saskia'yı asla terk etmeyeceğine söz verir. Ancak Saskia içecek almak için markete girdikten sonra bir daha geri dönmez... Üç yıl boyunca Saskia'yı arayan Rex'in çabaları, Lemorne'un (Bernard-Pierre Donnadieu) dikkatini çeker. Sıradan bir aile babası gibi görünen Lemorne, aslında insanın kötülük yapma kapasitesine takıntılıdır ve Saskia'nın başına gelenleri bilmektedir. Amsterdam'a gidip Rex'e gerçeği öğrenme fırsatı sunar, ancak kendi şartlarıyla...

Bernard-Pierre Donnadieu
Raymond Lemorne

Gene Bervoets
Rex Hofman

Johanna ter Steege
Saskia Wagter
Gwen Eckhaus
Lieneke

Pierre Forget
Farmer Laurent

Bernadette Le Saché
Simone Lemorne
Tania Latarjet
Denise Lemorne
Lucille Glenn
Gabrielle Lemorne

Roger Souza
Manager
Caroline Appéré
Cashier
Didier Rousset
TV Journalist

Raphaëline Goupilleau
Gisèle Marzin

Robert Lucibello
Teacher
David Bayle
Lemorne (16 years old)
Doumée
Dame 'Prisunic'

Michel Delassalle yatılı bir okulun müdürüdür Okulun mülkiyeti karısı Christina'ya aittir Michel'ın okuldaki öğretmenlerden Nicole ile de ilişkisi vardır Christina ve Nicole, kendilerine acı çektiren bu adamdan intikam almak için bir plan yapar; onu öldürüp okul bahçesindeki havuza atar Ancak havuzdaki su boşaltıldığında ceset orada yoktur!

Genç Iris Henderson Balkanlar'da geçirdiği tatilinin ardından trenle ülkesine dönmektedir. Tren kötü hava nedeniyle yolda kaldığında yolcular küçük bir kasabadaki bir otele yerleşirler. Iris burada yaşlı bir kadın olan Miss Froy ile tanışır. Havanın düzelmesiyle tren yolculuğunun yeniden başlamasından bir süre sonra Iris Miss Froy'un ortadan kaybolduğunu ve onun kıyafetlerini giyen bir başka yolcunun olduğunu farkeder. Diğer yolculara bunu anlattığında müzisyen Gilbert hariç yolcuların hiçbiri Miss Froy'u hatırlamaz. Iris'e inanan Gilbert ona Froy'u bulma konusunda yardım edecektir. Alfred Hitchcock'un komedi vurgusu taşıyan nadir filmlerinden biri olan The Lady Vanishes yönetmenin İngiltere döneminin sonunda önemli bir ticari başarı yakalamasını ve Hollywood'un dikkatini çekmesini sağlamıştı..

Marion Crane’e patronuyla iş yapan zengin bir adam 40 bin dolar emanet eder ve Marion parayı bankaya yatırmak yerine yanına alıp şehirden ayrılır. Bir polis Marion’un şüpheli davranışları üzerine peşine takılır. Ancak Marion’un peşine takılan sadece polis değildir. Sevgilisi ile buluşmayı planlayan Marion şiddetli yağmur yüzünden geceyi bir otelde geçirmeye karar verir. Otelden içeri girer girmez garip şeyler olduğunun farkına varan Marion uyumadan önce otel sahibi Norman Bates ile biraz sohbet eder. Norman’ın kişiliğinde sorunlar olduğunu, annesine ve kuşlara karşı bir takıntısı olduğunu öğrenen Marion, sohbeti kısa kesip odasına giderek duş almaya karar verir ve olaylar gelişir.

Bir çocuk psikiyatrisi olan Dr. Crowe, yıllar önce bir saldırıya uğramış ve hayatı değişmiştir. Son ilgilendiği hastası, 6 yaşındaki bir erkek çocuğu olan Cole Sear'ın bir sırrı vardır. Çok az insana nasip olan bir yetenekle kutsanmış ya da lanetlenmiştir: Ölmüş ama huzur bulamamış insanların etrafımızda dolaşan hayaletlerini görüp onlarla konuşmaktadır. Crowe, güçlerinin sınırlarını bilmediği ve anlayamadığı için korku içinde olan Cole'un yalnızca sırrını paylaşan tek kişi olmakla kalmayacak, aynı zamanda onunla birlikte cesur bir yolculuğa da çıkacaktır. İkisi de, içlerindeki boşluğu, yine kendi içlerine yapacakları bir yolculukta bulacakları şeylerle dolduracaklardır. Unutmamak gereken bir nokta daha olduğunu hatırlatmadan geçmeyelim: Gerçekler, bulundukları zaman çok acıtabilir...

Özel dedektif Sam Spade, ortağı Miles Archer ve sekreterinden oluşan dedektiflik bürosunda her gün sıradan ve bilindik işlerin peşinde koşarken müşteri olarak gelen Brigid O'Shaughnessy'nin hayatlarına girmesi ile herşeyin değişeceğinden habersizdir. Brigid, kardeşinin birlikte kaçtığı belalı sevgilisini bulmaları için iki dedektifi tutunca Archer, adamı bulmak için hemen peşine düşer. Fakat ortağının bu yolculuk sırasında gizemli bir şekilde öldürülmesi sonucu, Brigid'in aslında yalan söylemiş olduğu ortaya çıkar. Bütün bu yalanların uzandığı nokta, Malta Şahini adlı paha biçilmez bir heykele ulaşabilmektir. Sandığından çok daha büyük bir belanın içine batmış olduğunu anlayan Sam için artık sadece kendisini kurtarmak vardır.

Son derece sakin gözüken bir Amerika kasabasında yaşayan Beaumont ailesi, babalarının geçirdiği krizle sarsılır. Oğul Jeffrey, babasını götürdüğü hastanenin dönüşünde eve doğru ilerlerken çimlerin üzerinde bir cisimle karşılaşır: Bu, bir insan kulağıdır. Kulağın kime ait olduğunu bulmaya çalışan ve bunu bir takıntı haline getiren Jeffrey'in yolu, histerik ama son derece etkileyici bir kadın olan Dorothy'ye çıkacaktır. Bir gece klubünde şarkıcılık yapan Dorothy, Jeffrey'e olayların düğümünün yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden biri olan Frank ile çözüleceğini gösterecektir. Ancak Dorothy ne kadar güvenilirdir?

General Sternwood kızının üzerinden ona şantaj yapan Arthur Geiger'dan korunmak için ünlü dedektif Philip Marlowe'u tutar. Marlowe, incelemeleri sırasında aileyi tehdit eden yeraltı çetesi ve General'in kızları arasındaki ilişkiyi fark eder, küçük kızı Carmen'i cinayet suçlamasından kurtarır. Bu arada General'in büyük kızı Vivien ile de önce nefret dolu bir ilişki başlar, zamanla bu ilişki aşka dönüşür. Görevini başarıyla tamamlayan Marlowe, tüm aileyi tehlikelerden kurtarır ve hayatının kadınına kavuşur. Raymond Chandler'ın romanından uyarlanan The Big Sleep, önemli bir "film-noir" örneği. Filmin aynı zamanda Michael Winner tarafından 1978'de çekilen aynı isimli bir uyarlaması da mevcut.

1880'ler Londrası'nda insanları dehşete sürükleyen Karındeşen Jack cinayetleri hüküm sürmektedir. Korku içerisindeki insanlığı bu vahşetten kurtarabilecek tek kişi Müfettiş Frederick Abberline olamak üzeredir. Psişik güçlere sahip olan Abberline, partneri Godley'le birlikte bu güçlerinin ortaya çıkardığı delilleri takip etmeye koyulurlar. Sinemaya çokça kereler ilham veren Karındeşen Jack vakasından esinlenen yapıt, bir çizgi romandan beyaz perdeye uyarlanan ilginç bir iş görünümünde.

Film kaybolan kızını bulmak için bilgisayar üzerinden araştırmaya başlayan bir babanın yaşadıklarını konu ediyor. David Kim’in 16 yaşındaki kızı kaybolunca, yerel soruşturma açılıp davaya dedektif atanmıştır. Dedektiflerin araştırmaya başlamasından 37 saat sonra David kimsenin bakmadığı bir yeri araştırmaya karar verir. Bütün sırların saklandığı yer kızının bilgisayarıdır. Kızının bilgisayarı kurcalayan çaresiz baba, kızının kişisel dünyasına da giriş yapar. Bilmediği sırlarla karşılaşan adam, tamamen yok olmadan önce kızını bulmak için onun geride bıraktığı dijital ipuçlarını takip etmelidir...

Annesi yeni erkek arkadaşıyla Kolombiya'da tatilde gizemli bir şekilde ortadan kaybolunca, June'un cevap arayışı uluslararası bürokrasi tarafından engellenir. Annesinden binlerce mil uzakta Los Angeles'ta olan June, çok geç olmadan onu bulmak için parmaklarının ucundaki en son teknolojiyi yaratıcı bir şekilde kullanır. Ancak daha derine indikçe, dijital hafiyeliği cevaplardan çok soruları gündeme getirir. June annesiyle ilgili sırları çözdüğünde, onu aslında hiç tanımadığını keşfeder.

Robert Tisdall sahilde karısının cesedini bularak polise haber verir. Polis, bu cinayetin kendisi tarafından işlendiğini düşünmektedir, çünkü maktül onun yağmurluğunun kemeri ile öldürülmüştür. O, yağmurluğunun çalındığını iddia etse de kimseyi inandıramaz. Üstelik karısından kendisine iyi bir miras da kalmıştır. Mahkemeye çıktığında, suçlu olduğunu düşünen avukatı da onu terketmiştir. Avukat, bu esnada polis müdürünün kızı Erica ile tanışır. Erica, Tisdall'in masum olduğuna inanmaktadır. Birlikte kaybolan yağmurluğu bulup onun masumiyetini polise kanıtlamak için sürükleyici bir maceranın içine girerler..

Yakınlarını yeni kaybetmenin üzüntüsünü yaşayan bir anne, yanında küçük kızıyla beraber Berlin'den Amerika'ya uçmaktadır. Yolculuğun bir noktasında küçük kız ortadan kaybolur. Anne telaşa düşerek çevresindekiler ve mürettebattan yardım ister. Ancak uçaktaki hiç kimse böyle bir kızın varlığını hatırlamaz gibi görünmektedir.

Linda çok güzel bir evde iki çocuğu ve onu seven kocasıyla yaşamaktadır. Mükemmel hayatı, bir gün kocasının trafik kazasında öldüğü haberiyle sarsılır. Ertesi sabah uyanıp kocasını yanında sağlıklı bir şekilde bulduğunda, yaşadıklarının bir rüya olduğunu düşünür. Kısa bir süre sonra aslında gördüklerinin rüya olmadığını anlar. Ailesini kurtarmak için zamana ve kadere karşı gözü dönmüş bir halde yarışır.

A college professor wakes up to find his wife has not returned home, then struggles to understand her disappearance.

Nancy becomes increasingly convinced she was kidnapped as a child. When she meets a couple whose daughter went missing thirty years ago, reasonable doubts give way to willful belief.

İngiliz Hükümeti, yüksek değerdeki işlenmemiş elmas sevkiyatları ortadan yokolunca harekete geçer. İngiliz ajan James Bond, konuyu araştırmakla görevlendirildiğinde, konuyu ilk önce basit bir kaçakçılık olarak değerlendirir ve fazla önemsemez. Fakat bir ipucu, 007'nin ezeli düşmanı Blofeld'in bu işin arkasında olduğunu gösterdiğinde, Bond onun planlarını bozmak karısı Tracy'nin ölümünün intikamını almak üzere çalışmaya başlar.

Usta yönetmen Fritz Lang’ın kült suç filminde Berlin sokaklarında amansız bir mücadeleye sebep olan bir seri katil hikayesi konu edilir. Sadece çocukları öldüren bu psikopat seri katili durdurmak için çalışmaya başlayan şehrin polis teşkilatı, sokakları sıkı bir denetim altına alır. Katilin yakalanmamasından fazlasıyla tedirgin olan halkın yanısıra, bu baskıdan şikayetçi olan başka bir grup daha vardır. Polisin sıkı denetimi yüzünden yakalanmaktan korkan diğer sokak suçluları ve dilenceler de kendi aralarında organize olarak bu operasyonun bir an önce sona ermesi için katilin peşine düşer. Artık polislerin yanısıra suçlunun peşinde olan yasadışı bir oluşum...

Ormanda devriye gezen polisler tarafından, öldürülmüş bir adamın cesedi bulunur. Adamın karısı da tecavüze uğramıştır. Olaya tanıklık eden üç kişi vardır: Bir gezgin, oduncu ve bir haydut. İzleyici olarak mahkeme bizizdir ve tanıkların hikayelerini dinleriz. Tecavüze uğramış kadın da dahil, hepsinin anlattığı hikayeler birbirinden farklıdır. Öldürülen adamın da olaya tanıklığını izlediğimiz filmde çözülmesi zor bir bulmacayla karşı karşıyayızdır: İçlerinden birileri yalan söylemektedir ancak kim ve neden? Film, 20. yy.'ın başlarında yaşamış yazar Ryunosuke Akutagawa'nın Ormanın Sıklığı isimli kitabının uyarlaması. Ancak, toplam süresi 60 dakikayı pek geçmeyine yazarın diğer kitabı Rashômon'dan alınan kestilerin eklenmesiyle film son halini almış. Japon sinemasının ustalarından Kurosawa'nın bu filmi pek ödüllendirilmemişse de oldukça başarılı. Rashômon insan psikolojisi üzerinde duran ve yalanın sınırlarını zorlayan bir Japon draması.

James Stewart, karısına asılan bir barmeni öldürmekle suçlanan subayı (Ben Gazzara) savunan kasaba avukatı rolünde. McCarthy yıllarının kuşku dolu Amerika?sındaki havayı yansıtan, zekice örülmüş, sağlam oyunlarla klasikleşen bir film bu. Preminger, çok sıkıcı olabilecek bir öyküyü anlatırken, yönetmenlik dersi de veriyor.

Genç bir çift, Rosemary ve tanınmak için çırpınıp duran bir aktör olan kocası Guy, New York'taki kötü şöhretli eski bir binaya taşınırlar.Rosemary yeni yaşantısından tedirgindir. Komşu evlerden tuhaf seslerin geldiği bir ortamda, bir gece rüyasında şeytansı bir varlık tarafından tecavüze uğradığı görür. Ardından hamile kalır. Bu arada Broadway'de güzel bir rol kapan Guy'un kariyeri yükselmeye başlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.



0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir