
Székely B. Miklós
Karrer

Karrer plods his way through life in quiet desperation. His environment is drab and rainy and muddy. Eaten up with solitude, his hopelessness would be incurable but for the existence of the Titanik Bar and its beautiful, haunting singer. But the lady is married and Karrer is determined to keep her husband away...

Üç işçi yerel sendikadan para çalmaya çalıştığı sırada sendikanın yolsuzluğunu keşfeder ve onlara şantaj yapmaya karar verirler.

Frank Castle intikamın ötesinde bir anlam ararken; beklenmedik bir güç onu yeniden savaşın tam ortasına çekiyor.

İngiltere’nin 80’li yıllarda, şiddet dolu davranışlarından ötürü en popüler mahkûmlarından biri olan Michael Peterson’ın gerçek yaşam öyküsünden uyarlanan film, 19 yaşındaki genç Michael’ın çok çabuk öfkelenen karakter çizgileriyle başlıyor.Dünya üzerinde isminin kalıcı olmasını isteyen Michael’ın aklına bir gün postane soymak fikri gelir ve eline aldığı silahıyla hiç düşünmeden bunu gerçekleştirir. İlk olarak 7 yıl olarak kararlaştırılan hücre hapsi, hapishane içerisindeki uygunsuz hareketleri sonucunda 34 sene olur.Tüm bu seneler boyunca Peterson’ın aklı, yarattığı ‘Charles Bronson’ karakterinin kontrolündedir. Bronson’ın aklındaysa popüler kültürün dokunaklı sonu vardır. 21. yüzyılın ‘Otomatik Portakal’ı olarak nitelendirilen film, yüksek şiddet içeren sahneleriyle de adını duyurmakta.

Hayata dair beklentisi kalmayan depresif İngiliz yazar Yunan asıllı Basil’e Girit’te bir maden ocağı miras kalır.Hayatına yeniden çekidüzen verme hevesiyle adaya gelen Basil burada anormal davranışları olan, kabasaba ama hayata şehvetle bağlı orta yaşlı bir Yunanlı Alexis Zorba ile tanışır.Alexis Zorba Basil’i tamamen himayesi altına alır.Zorba’nın hayat felsefesi ise yenilgileri umursamamaktır. Zorba'ya göre yenilgiler hayatın kaçınılmaz parçalarıdır ve o yenilgileri sürekli yaşamak edinilen zaferleri önemli kılar. Basil Yunanlıların dünyevi zevklerini keşfettikçe hayata bakış açısı da gittikçe değişmektedir.

Fahişe kılığına girerek, genç kız kardeşini eroin bağımlısı haline getirenlerin peşine düşen Coffy isimli bir hemşirenin serüveni.

Uyuşturucu bağımlısı bir genç, televizyon bağımlısı annesi ve aralarında günden güne yükselen bir uçurum... Uyuşturucu batağı içerisindeki Harry’nin hayattaki tek amacı daha fazla uyuşturucuyken; umutsuz annesini hayata bağlayan tek şey en sevdiği yarışma programıdır. Bir gün bu yarışmaya katılmaya hak kazandığında tek derdi, ödül olan kırmızı elbiseye girebilmek olacaktır. Yaşlı ve mutsuz kadın zayıflama hapları kullanmaya başlar...

In this story inspired by real characters, three girls from America, Nigeria and India are trafficked through an elaborate global network and enslaved in a Texas brothel, and must together attempt a daring escape to reclaim their freedom.

Başrollerini Nicolas Cage, Dennis Hopper ve Lara Flynn Boyle'un paylaştığı Blood Simple'dan beri gelmiş geçmiş en tuhaf gerilim filmi olan RED ROCK KASABASI, sıradan bir adamın bir yanlış anlama sonucu bir cinayet işlemesi için teklif almasıyla başlıylor. Michael, 1200 millik bir yolun ardından Red Rock adlı bir kasabaya gelir ve girdiği bir barda iş teklifi alır. Yalnız bir problem vardır. Barın sahibi onun bir tetikçi olduğunu düşünmektedir ve iş de karısını öldürmesidir. Michael'ın kendisine iş için verilen parayı alıp kaçmaya karar vermesinin hemen ardında gerçek tetikçi sonunda kasabaya gelir ve işini yapmaya hazırdır. Birbirinden zeki oyunları ve seksi dönüşleriyle RED ROCK KASABASI, kusursuzca planlanmış kedi fare oyunuyla sizi sonunda tam kalbinizden vuracak.




El Candante 1960’lı ve 70’li yıllarda Salsa müziğini yeniden şekillendiren Porto Rico’nun efsanevi salsa şarkıcısı Hector Lavoe’nin yaşamını ve müziğini anlatan bir film.

Ian'ın (Paul Nichols) ona pek de iyi davranmadığı bir günün ardından kız arkadaşı Samantha (Jennifer Love Hewitt) bir araba kazasında ölür. Vicdan azabıyla uyanan Ian farkeder ki o günü baştan yaşamaktadır. Olayları değiştirmek için uğraşır * sevdiğiniz insanın son günü olduğunu sadece siz bilseydiniz ne yapardınız?


Saatli bomba gibi patlamaya hazır, uykusuzluk çeken bir adam ile tekinsiz bir sabun satıcısı; ilkel erkek saldırganlığını şok edici yeni bir terapi yöntemine dönüştürür. Kurdukları bu fikir hızla yayılır ve her şehirde yeraltı "dövüş kulüpleri" kurulmaya başlar ta ki egzantrik biri yollarına çıkıp yok oluşa doğru giden, kontrolden çıkmış bir sarmalı tetikleyene kadar.

On yedi yaşını yeni doldurmuş olan Jones, üniversiteye başladığı ilk gün yurttan atılınca, kendine eski bir apartmanda bir daire kiralar. Onunla aynı katta kalan fotoğrafçı Jane ve oyuncu Lisa ile diyalog kurmaya başlar. Bu sırada hiç görmediği babasına mektuplar yazmaya ve ondan çok uzakta yaşayan annesiyle telefondan görüşmelere devam etmektedir? Lisa ile anında sıcak bir ilişki kuran Jones, içten içe Jane'den hoşlanmaktadır. Üniversiteye bir şeyler öğrenmek için girmiş olan Jones, hayata dair çok daha fazla şeyi iki komşusundan öğrenmeye başlar.


Genç bir beyaz çocuk blues'cu olma sevdasıyla efsanevi blues'cu Willie Brown'ı bulur ve ondan kayıp şarkısını bulmak için yardım ister. Bu arada da Willie'nin şeytana sattığı ruhunu geri almak için yenilmesi zor bir gitarist olan Jack Butler'ı (Steve Vai) gitar savaşında yenmesi gerekir. Ancak Willie yerine genç blues sever kahramanımız yarışır ve kazanır.

Gelmiş geçmiş en kışkırtıcı filmlerden biri olarak görülen acımasız Dönüş Yok!'un ardından çektiği bu ilk uzun metrajlı filmi, Gaspar Noé'nin tabiriyle "psikedelik bir melodram". İlk gösterimi 2009 yılında Cannes'da yapılan Boşluk, transa benzer görsel üslubu ve birinci şahıs gözünden öznel anlatımıyla epey tartışma yarattı.Filmi, Tokyo'da küçük çaplı işler çeviren uyuşturucu satıcısı Oscar'ın gözünden izliyoruz. Oscar bir gece bir polis baskınında yakalanır ve vurulur. Ölüm döşeğinde, ruhu dünyadan ayrılmaya direnir ve kız kardeşi Linda'yı korumak üzere kızın peşine düşer.

Çağını Sallayan Bir Rock Grubu...Asi Bir Şair ve Solist...Ölümsüz Bir Efsane...1971 yılında Paris'te yüksek dozdan uyuşturucu alarak ölen efsanevi The Doors grubunun solisti ve beyni Jim Morrison'un şarkılarını ilk kez Vietnam'da dinleyen ve grubun ateşli hayranı olan Oliver Stone 'un yönettiği The Doors, 1960'ların asi rock şarkıcısı, bestecisi ve şairi Jim Morrison 'un inişli çıkışlı yaşamını konu alıyor. Bu uslanmaz düzen karşıtı adam, 60'lı yıllarda gerçekleşen ve Amerikan toplumunu sonsuza dek değiştirecek devrimin en önemlilerinden biriydi.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.





0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir