
三船敏郎
Taketoki Washizu

Shakespeare'in Macbeth'inin ortaçağ Japonya'sına uyarlaması olan film, imparatorluk-derebeylik içindeki hırs mücadelesini işliyor. Lord Washizu ve Lord Miki, büyük bir askeri zaferin ardından Cobweb ormanında kaybolurlar. Burada Washizu'nun geleceğinde görkemli şeyler gören, Miki'nin soyundan gelecekler için daha da görkemli şeyler tahmin eden gizemli bir yaşlı kadınla karşılaşırlar. Hırslı eşinin de kışkırtmasıyla Washizu İmparator'u öldürmek pahasına da olsa bu kehanetin daha da fazlasını gerçekleştirmek için planlar yapmaya girişir.

三船敏郎
Taketoki Washizu

山田五十鈴
Lady Asaji Washizu

志村喬
Noriyasu Odagura

久保明
Yoshiteru Miki

太刀川寛
Kunimaru Tsuzuki

千秋実
Yoshiaki Miki

佐々木孝丸
Kuniharu Tsuzuki

清水元
Washizu samurai

高堂国典
Military Commander

上田吉二郎
Washizu's workman

三好栄子
Old Woman at castle

浪花千栄子
Old Ghost Woman

富田仲次郎
Military Commander #2

藤木悠
Washizu samurai

堺 左千夫
Washizu samurai

Boksör Jakc la mottanın kendi ağzından anlattığı şampiyonluklardan bar komedyenliğine uzanan hırslı hayat hikayesi.Usta yönetmen Martin Scorsese'nin yönettiği bu film protesto amacıyla siyah-beyaz çekilmiştir,aynı zamanda sinema eleştirmenleri ve yönetmenleri tarafından tüm zamanların en iyi filmleri içinde ilk 10 sıradadır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında atom bombasının geliştirilmesine liderlik eden Amerikalı fizikçi J. Robert Oppenheimer'ın hikayesi. Manhattan Projesi'nin başına geçen Oppenheimer, insanlık tarihini değiştirecek bu ölümcül icadı hayata geçirirken, yarattığı gücün doğuracağı vicdani ve siyasi sonuçlarla da yüzleşmek zorunda kalır.

İkinci Dünya Savaşı sonlarına doğru Almanya'nın içlerine doğru ilerleyen Amerikan ordusuna karşı savaşacak ordusu zayıflayan ve azalan Almanya artık 16 yaşında çocukları da askere alıp cepheye sürmektedir. Küçük bir kasabanın okulunda birlikte okuyan 15-16 yaşlarında 7 arkadaş birbirlerinden de etkilenerek askere yazılır. Temel eğitim almaya başladıkları sırada Müttefiklerin kendilerine doğru geldiğini gören komutan bu 7 genci, biraz da korumak maksatlı kendi kasabalarının köprüsünde görevlendirir. Ancak bozguna uğrayan Alman ordusu çok çabuk bölgeyi boşaltınca Köprüdeki 7 arkadaş düşman tanklarıyla karşı karşıya kalırlar.. Savaşın acımasız yüzünü gösteren iyi bir film..

Henüz 22 yaşında olan Nana, aktris olma hayalleriyle evliliğini ve çocuğunu bırakır. Fakat güzel Nana için işler hiç de yolunda gitmez. Bu başladığı yeni hayatında kendini bir anda sokaklarda fahişelik yaparken bulur. Sonuç ise kamera hareketleri, kurgusu, ses ve müzik kullanımı, diyalogları ile Godard'ın eteğinde ne varsa döktüğü şiirsel bir başyapıt. Bir düş(üş)ün hikayesi...

Devrim kahramanı Che’yi herkes tanır. Peki ya bir zamanlar onun Buenos Aires’in varlıklı kesimlerinde yaşayan 23 yaşında bir tıp öğrencisi olduğu kaç kişi bilir? Peki 29 yaşındaki arkadaşı, biyokimyacı Alberto Granado’yla birlikte yaptıkları motosiklet yolculuğunda Latin Amerika’nın gerçekleriyle nasıl yüzleşmek zorunda kaldıklarını? 1952 yılında Ernesto ve Alberto Buenos Aires’ten bir motosikletin sırtında yola çıkarlar. Araçları arızalandığında otostop yapar, halka kaynaşmaya başlarlar. Bildiklerinden çok farklı bir Latin Amerika gerçeği beklemektedir onları. Astımı olan Ernesto ilaçlarını bir kadınla paylaşır; cüzam kolonisinde, hastaların kaderine ortak olurlar. İnka medeniyetinin üzerinde yükselen çarpık kentleşme ve adaletsizliklere şahit olurlar. Bu yolculuk, iki genç adamın geleceklerini şekillendirecektir.

Film, Charles Dickens'ın (Dan Stevens) bir seri kitap yayınlamasının ardından bir Noel kitabı yazmaya ve kendi kendine yayınlamaya karar verişini ve karar aldıktan sonraki süreci işliyor.

Japonya'da babasıyla yaşayan genç kız hayatından oldukça memnundur. Buna karşın çevresindeki herkes onu evlendirmek istemektedir. Babasından ayrılmak istemeyen genç kız baskılar yüzünden zor zamanlar geçirir...

1572'de Japonya'da sivil savaş hüküm sürmektedir. Bu esnada güçlü bir derebeyi hayatını kaybeder. Yoksul bir hırsız derebeyini öldükten sonra taklit eder ve yerine geçer. Bu zorlu dönemde krallığı birarada tutma görevini istemeyerek de olsa üstlenmek zorunda kalır.

Prince Siddhartha is heir to the Shakya kingdom, which is constantly at war with the more powerful Kosala kingdom. His father tries to raise as him as a warrior leader and to shield him from the miseries of the world. Meeting the young outcast girl Migaila, Siddhartha experiences love for the first time but also witnesses the suffering that afflicts humankind. Meanwhile, in Kosala, Chapra rises through the military, despite his lowly origins, to become a hero and general of the army. A final showdown between the two kingdoms forces Siddhartha to re-evaluate the path he is following.

Birbirlerinden farklı ama ortak olarak hayattan beklentileri olmayan karakterle dolu koca bir sınıf öğrencinin arasında idealist duygularla öğretmenlik yapmaya yeni başlayan Erin'in işi, sandığından da zordur. Farklı ırk ve toplum katmanlarından gelen öğrenciler için okul, sadece yaşları gereği orada bulunmaya katlanmaları gereken bir yerdir.Erin, kendince yöntemlerle onlara yakınlaşmaya çalışsa da bu niyeti daha da büyük tepkilere yol açar. Çünkü öğrenciler, hayatta yüzleştikleri ırksal ve toplumsal acı gerçekleri farkına vararak öğretmenlerinin saf idealizmi bırakmasını isterler. Zaman içinde onlarla iletişim kurmayı başaran Erin, herbiri birbirinden farklı hikayesi olan bu gençleri, kendi hikayelerini yazmaları ve bunu da birbirleri ile paylaşmaları konusunda cesaretlendirir. Basit bir günlük işlevi görmenin ötesine geçen bu yazılar, öğrencilerin hayata tutunmalarını sağlayan bir araca dönüşecektir.

A group of travelers is stranded in a small country inn when the river floods during heavy rains. As the bad weather continues, tensions rise amongst the trapped travelers.

’Pamela’yı Takdim Edebilir miyim?’ adlı filmin çekimleri sırasında yaşanan acı-tatlı olayları beyazperdeye taşıyan öykü, sinema sanatının tüm zorluklarıyla boğuşarak hedefine ulaşmayı seçen yönetmen François Truffaut’nun, sinemaya ve sinemacılara bir saygı duruşu adeta. Film içindeki filmin yönetmenini Truffaut’nun bizzat kendisinin canlandırdığı yapım; makyözünden dublörüne, yapımcısından sahne amirine, yönetmen asistanından klaketçisine kadar bir filmin her alanında çalışan emekçilere adanmış izlenimi veriyor.

Hızlı Eddie Felson olarak heyecan veren, küstah, sokaklarda ava çıkan ahlaksız bir kişiliktir, bilardo salonlarında eline ıstaka alanları soymak için peşlerine düşer. Mükemmel olduğunu ispatlamak isteyen Eddie, Bert Gordon tarafından korunan efsanevi Minnesota Fats'i arayıp bulur. Yalnız aşk yaşayan bir kadın Eddie'nin hayatını değiştirebilir, ama Eddie ödemesi gereken bedel ne olursa olsun Minnesota Fats'i yenmeden dinlenmeyecektir. New York Times tarafından 1961 yılının en iyi 10 filmi içerisinde gösterilen, ve iki ayrı Akademi Ödülü kazanan bir film!

Evelyn Couch evliliğinde sorunlar yaşamaktadır ve kimse onu ciddiye almamaktadır. Bir bakımevindeki akrabalarını ziyaret ederken sempatik yaşlı Ninny Threadgoode ile tanışır. Threadgoode ona 1920'lerin Alabama'sındaki genç bir kadın olan Idgie Threadgoode' nin hikayesini anlatır. Idgie'nin ilham verici hayatı sayesinde, Evelyn daha olumlu olmayı öğrenir ve Ninny ile uzun süreli bir arkadaşlık kurar.

Gilbert, obez annesi ve otistik kardeşi arasında sıkışmış; kendine ait hiçbir şeyi olmayan sıkıcı bir yaşam sürmektedir. Yaşamının sıkıcılığı çoğu zaman gözüne batmaz çünkü yaşadığı kasabada hayat, bütün olağandışılıklardan uzak bir tekdüzelikte gitmektedir. Hayatındaki tek aksiyon, otistik kardeşi Arnie'nin ortalığı karıştırmasıdır. Bir gün Gilbert, anneannesi ile birlikte kasabadan geçen Becky ile tanışır ve hayatındaki bütün dengeler bir anda altüst olur. Gilbert, âşık olur fakat aşkını doyasıya yaşamasına mani olan sorumlulukları, mutluluğa ulaşmak için önünde bir engel olarak durmaktadır.

Residents of a rundown boardinghouse in 19th-century Japan, including a mysterious old man and an aging actor, get drawn into a love triangle that turns violent. When amoral thief Sutekichi breaks off his affair with landlady Osugi to romance her younger sister, Okayo, Osugi extracts her revenge by revealing her infidelity to her jealous husband.

Veronika Polonya'da yaşamaktadır, Veronique ise Paris'de. Birbirinden haberleri bile olmayan bu iki insan, bir şekilde birbirlerinin hayatlarını etkileyeceklerdir. Veronika bir müzik okuluna girer ve çok çalışır. Ancak ilk performansını verirken ölür. Veronique'nın hayatı da bu noktadan sonra değişmeye başlar ve aniden şarkıcı olmamaya karar verir. Krzysztof Kieslowsk'nin fantaziyle yoğrulmuş bu muazzam filmi, senaryosunun orjinalliği ve Renk Üçlemesinin son halkası olan Kırmızı'da oynayan İrene Jacob'un iki karakteri de son derece inandırıcı bir şekilde oynamasıyla dikkat çekiyor.

İki erkek ve bir kadın arasındaki üç kişilik aşkın sinema tarihindeki en güzel anlatımlarından biri olan Jules ve Jim, sadece aşk değil, dostluk üzerine de sözleri olan bir film. Yakın arkadaş olan Jules ve Jim’in hayatları, Catherine ile tanışınca bambaşka bir yöne doğru savrulur. Her ikisi de aynı kadına aşık olsa da Catherine, ilk başlarda sadece Jules’a ilgi duyar. Bildik kadın kimliğinin çok dışında bir karaktere sahip olan Catherine için hayat, alışıldık sınırların çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. İlk zamanlardan beri Jim’in ilgisinin de farkında olan Catherine, yıllar sonra onunla da bir yakınlaşma içine girer. Catherine’i terketmeyi düşünmeyen Jules’un da varlığıyla bu unutulmaz üçlü, birlikte yaşamaya başlarlar.

Bir grup üniversite öğencisi yaz aylarında Mao'nun politik ve kültürel devrimi üzerine çalışmaya başlarlar. Kendilerinin ve Fransa'nın durduğu noktayı tahlil etmek için yapılan bu araştırmada, sanat, kültür, kadının toplumdaki yeri sorgulanmaya başlanır. Grubun geldiği nokta, şiddetin kullanıldığı bir devrim projesidir.

İflasın eşiğine gelen George Bailey (James Stewart) bir Noel gecesinde kendini nehre atarak intihar etmek üzeredir. Doğduğundan bu yana aynı küçük kasabada yaşayan Bailey kendisini buraya ve insanlarına adamış, hoşgörülü, güvenilir ve yardımsever bir insandır. Büyük bunalım'ı hasarsız atlatmış,babasından devraldığı konut ve finans şirketi aracılığı ile kasabalıların neredeyse tamamını konut sahibi yapmıştır. Bu arada para kazanmayı, mimar olma fırsatını,dünyayı gezmeyi, kısaca tüm hayallerini ertelemek zorunda kalmıştır. Kasabaya yaptığı bunca iyilik kötü yürekli banker Henry F. Potter (Lionel Barrymore)'ın çıkarları ile çakışır. Potter, Bailey'in sürekli peşindedir artık.Birgün aradığı fırsat çıkar ve Finans şirketine ait önemli bir miktarda para Bailey'in alkolik ve yaşlı amcası Billy Bailey (Thomas Mitchell)'in dalgınlığı sonucunda Potter'ın eline geçer. Banka müfettişlerinin yaptığı bir denetlemeden sonra şirketin açığı ortaya çıkar. Bu iflas ve tutuklanma anlamına gelmektedir...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir