
Aleksandr Kuznetsov
Kornev

Film, 1937'de Stalin'in "Büyük Terör" döneminde, bir mahkumdan gelen ve çaresiz bir yardım çığlığı olan bir mektubu keşfettikten sonra sisteme meydan okumaya karar veren genç bir savcıya odaklanıyor.

Aleksandr Kuznetsov
Kornev

Александр Филиппенко
Stepniak / Pegleg

Анатолий Белый
Vyshynsky

Andris Keišs
Duty Assistant

Vytautas Kaniušonis
Prison Director

Valentin Novopolskij
Chatterbox
Ivgeny Terletsky
Old Prisoner
Orests Paško
Corridor Guard

Valerijus Jevsejevas
Old Prosecutor
Timur Ibragimov
Petty Officer
Gatis Rubins
Guardian
Uldis Valters
Prison Guard

Vygandas Vadeiša
Prison Officer
Ihor Cherniak
Block 5 Superintendent
Andrejs Zeiliss
Guardian 8

The Courier, tarihin en büyük uluslararası çatışmalarından birine katılan mütevazi bir İngiliz işadamı olan Greville Wynne'nin (Cumberbatch) gerçek hikayesine dayanıyor. İngiltere'nin MI-6 ve bir CIA operasyonunun (Brosnahan) emriyle, nükleer bir çatışmayı önlemek ve Küba'yı etkisiz hale getirmek için gerekli önemli istihbaratı sağlamak amacıyla Sovyet subayı Oleg Penkovsky (Ninidze) ile gizli ve tehlikeli bir ortaklık kuruyor.

Liam Neeson‘ın Deep Throat (Derin Gırtlak) lakaplı Mark Felt’i canlandırdığı film; Mark Felt’in, Watergate skandalını ortaya çıkarmasını ve Bob Woodward ile Carl Bernstein isimli iki gazetecinin ona yardım etmesini konu alıyor. ABD tarihinin en büyük skandallarından biri olan ve dönemin başkanı Richard Nixon'ı istifaya zorlayan 'Watergate Skandalı'nı FBI'ın gözünden izliyoruz.

Türkçesi ayna olarak çevirilen Andrei Tarkovsky'nin en kişisel filmi. Zaman kavramının tamamen yitirildiği şiirsel bir dille, ölmekte olan bir adamın ikinci dünya savaşı sırasında çocukluğu, ergenlik dönemi ve annesiyle babasının boşanması sırasında yaşadığı travmanın Rusya'nın tarihi ve toplumunun evrimi fonunda verildiği bir başyapıt. 2. Dünya Savaşı'nın karanlık günlerini anlatan film, yönetmenin kendi çocukluğundan da izler taşıdığı gibi, Rus tarihine dair ilginç göndermeler de yapıyor. Filmde çocukluğun masumiyetinin savaşın dehşetine kurban gidişi anlatılıyor.

1929 yılında, ilginç bir kitabın taslağı ünlü roman editörü Maxwell Perkin'in masasına düşer. Maxwell, öyküyü yazan yazar Thomas Wolfe'un üstün bir yetenek olduğunu fark eder ve onunla yakın bir dostluk kurar.

Clint Eastwood, The 15:17 to Paris filmiyle yine bir kahramanlık öyküsünü ele alacak. Başarılı yönetmen, yeni filminde Ağustos 2015’te Brüksel’den Paris’e giden trene yapılması planlanan silahlı saldırıyı önleyen üç Amerikalı’nın yaşadıklarını mercek altına alacak. Söz konusu olay; 500 kişiyi katledebilecek bir cephane taşıyan bir teröristin yaptıklarına şahit olan Anthony Sadler, Alek Skarlatos ve Spencer Stone‘un teröristi etkisiz hale getirmeye çalışması üzerine kurulu.

19. yüzyılın sonlarında Londra'da yaşayan Robert Angier ve Alfred Borden, trajik bir kazanın ardından birbirine düşman kesilen iki yetenekli sihirbazdır. Zamanla rakibinin üstün yeteneğini ve imza hilesini çözmeyi takıntı haline getiren ikili, sahnede birbirini alt etmek için sınır tanımayan amansız bir savaşa girişir. İhtiras, kıskançlık ve aldatmacayla örülü bu rekabet, her ikisi için de geri dönülemez ve ölümcül bir saplantıya dönüşür.

Jeremy Crawford, geçirdiği bir kaza sonucu romanlarını tamamlayamadan vefat eden çok satan yazarı olan eşi Verity'nin romanlarını tamamlaması amacıyla Lowen Ashleigh'i işe alır. Lowen, çalışmak için Crawford'ların evinde kaldığı süre boyunca Verity'nin rahatsız edici gerçeklerini ortaya çıkarır.

Akademi ödüllü Jodie Foster ve uluslararası sansasyon yaratan Chow Yun-Fat, epik bir tarzda işlenen gerçek bir aşk hikayesinde buluşuyorlar. İngilizce öğretmeni Anna Leonowens, Kral Mongkut`un çocuklarına ders vermek amacıyla Siam`ın egzotik topraklarına varınca, kendi batı hayat düşüncesinin doğunun felsefesiyle çakıştığını fark eder. Mongkut dış güçlerin ülkelerine karşı komplo düzenlediğini öğrenince gerginlik artar. Genç Kız ve Kral, bu savaşta Siam`ı tehlikeli savaşçılardan kurtarmak için birlik olurlar. Cesur Yürek ve İngiliz Hasta ile aynı tarzı taşıyan film, tutku ve macera dolu.

Soğuk savaş sürmektedir ve birçok insan II. Dünya Savaşı'nda yaşanan acı olayları unutmak istemektedir. Suçları hakkında hiçbir şüphe olmamasına rağmen politik baskılar nedeniyle tereddüt geçiren yargıç Haywood, II. Dünya Savaşı'nda Nazi eylemlerini yasal hale getiren dört yargıç hakkında en doğru kararı vermek zorundadır.

Film, Brooklyn’de bir sigorta avukatının kendisini bir anda Soğuk Savaşın ve Sovyetler tarafından ele geçirilen Amerikalı U-2 pilotunun değişimi için olacak pazarlığın ortasında bulmasını konu alıyor.

Facebook'ta çalışan genç bir mühendis olan Frances Haugen, Wall Street Journal muhabiri Jeff Horwitz'in yardımını alarak sosyal ağın en iyi korunan sırlarını ifşa edecek tehlikeli bir yolculuğa çıkar.

1938'de gergin geçen Münih Konferansı'nda artık rakip hükûmetler için çalışan eski arkadaşlar bir Nazi sırrını açığa çıkarmak için yarışan gönülsüz casuslar hâline gelir.

Amerikalı yazar ve tarihçi Deborah Esther Lipstadt'ın “History on Trial: My Day in Court with a Holocaust Denier” adlı romanında anlattığı gerçek hikayesinden uyarlanan filmde, Deborah Lipstadt’ın (Rachel Weisz) 2. Dünya Savaşı'nda Yahudi Soykırımı yaşanmadığını savunan İngiliz yazar David Irving'e (Timothy Spall) karşı verdiği hukuk mücadelesi anlatılıyor.

1939 yılı, İspanya İç Savaşı'nda Franco'ya karşı savaşan Cumhuriyetçi bir direnişçi, küçük oğlu Carlos'u yetimhaneye bırakır. Franco'ya karşı direnişlerin çocuklarını saklayan bu yetimhanenin başında Carmen ve ona gizli bir aşk besleyen Profesör Casares bulunmaktadır. Yetimhaneye geldiği ilk günden beri, yaşça ondan daha büyük olan çocuklar Carlos ile uğraşmaya başlarlar. Ancak Carlos'la uğraşan yalnız bu çocuklar değildir; Carlos gizemli bir güç tarafından izlenmektedir.

İki yargıtay hakimi öldürülmüştür. Yanlız bir hukuk öğrencisi, cinayetlerin devletin en üst kademeleri hakkında çok gizli bilgiler içerdiği tahmin edilen bir dosyayla ilgili olduğundan şüphelenmektedir. Kararlı bir araştırmacı gazeteciyle beraber bu gizemi çözdüklerini herkese açıklamak istemektedirler - tabii o kadar uzun yaşayabilirlerse. Yarış başlamıştır, ve bu yarışta ikiden fazla koşucu vardır. Onlar artık canlı birer hedeftir.

1980'lerin başında, Soğuk Savaş'ın en kızıştığı dönemde KGB subayı Grigoriev, Sovyetler'in siyasi tutumundan tiksinmeye başlar ve kaçıp bu sistemden kurtulmaya karar verir. Aslında elinde Batı'ya kaçmasını sağlayacak bilgiler bulunmaktadır. O da bunları kullanmaktan çekinmez. Paranoya hissi ve Moskova'nın Büyük Birader atmosferiyle gerilim iyiden iyiye tırmanırken, bir Fransız mühendisin yardımıyla, farkında olmaksızın tarihi bir olayda, Doğu Bloku'nun çöküşünde rol oynar..


Umudunu Kaybetme’de, Chris Gardner iki yakasını bir araya getirmeye çalışan bir aile babasıdır. Ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen beş yaşındaki oğlu Christopher’ın annesi, maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybetmek üzeredir. Artık dayanamayacağını anlayınca istemeye istemeye evi terk eder. Artık bekar bir baba olan Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almasa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra oturdukları daireden çıkartılırlar ve düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet; geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalırlar.

Genç avukat Bryan Stevenson, adaletin yerini bulması için büyük bir mücadeleye girişir. Harvard'dan mezun olduktan sonra Bryan'ın para kazandıran işlerde yer alması beklenir. Ancak o, Alabama'da haksız yere mahkum edilen bir adamın peşinden gider. Yerel avukat Eva Ansley'in de yardımıyla, 1987 yılında ölüme mahkum edilen bir adamın suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışacaklardır. Walter McMillan, 18 yaşındaki genç bir kızın ölümünden sorumlu tutuluyordur. Ancak onun sorumlu tutulması için hiçbir kanıt bulunmamasına arağmen McMillan ölüme mahkum edilmiştir. Bryan, Walter'ın suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışırken, ilerleyen zamanlarda aslında ırkçılığa karşı savaş vermeye başladığını anlayacaktır.

Idi Amin'in Uganda'sı ile ilgili neler biliyorsunuz? Dünyanın tanıdığı en vahşi diktatörlerden bir olan Idi Amin'in Uganda'sı ile bizleri tanıştıran film, insanlık tarihinin karanlık sayfalarından birine kamerasını çeviriyor.Tıbbi bir misyonla Uganda'ya gelen genç doktor Nicholas Garrigan, bu uzak ve çok da fazla tanımadığı ülkeye doğru yola çıktığında oldukça idealist düşüncelerle yüklüdür. Fakat bu düşüncelerinin yerini büyük bir karanlığın alması uzun sürmez. Son derece katı ve barbar bir yönetim şekli yürüten Idi Amin'in emirleri altında, hareket sınırları oldukça dardır. İlk zamanlar bunun onurunu yaşasa da Garrigan'ın, nasıl bir barbarlığın parçası yapılmak istendiğini anlaması uzun sürmeyecektir. Ama yanlışlardan geri dönüş, sandığı kadar kolay olmayacaktır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir