
Karin Viard
Emma


Karin Viard
Emma

Laurent Lucas
Simon

Julien Cottereau
Olivier

Claire Wauthion
The Mother

Philippe Duclos
Doctor Morin

Charlotte Clamens
Doctor Colombier

Bernard Nissile
Intern

Didier Sauvegrain
Doctor Lalande

Blandine Lenoir
Evening nurse

Fejria Deliba
Chemotherapy nurse

Pierre Erwan Guillaume
Ultrasound examiner
Larbi Benfares
Mr Benfarès
Denis Loubaton
Hairdresser's customer
Jean-Jacques Ambrosi
Hairdresser
Farid Benfares
Farid

Genç bir çift, yaklaşmakta olan düğünlerinin heyecanı içindedir. Tam da bu tatlı koşuşturmanın içinde hayatlarını değiştirecek acı bir haber alırlar. Damada tedavi edilemeyen karaciğer kanseri teşhisi konulur ve genç adamın yaşamak için sadece birkaç ayı vardır.

2. Dünya Savaşı'ndan dönen Paul, otobüste Victoria adında genç bir Meksikalı kadın ile tanışır. Kadın hamiledir ancak evli olmadığı için, ailesinin, özellikle toprak sahibi babası Don Pedro Aragon'un tepkisinden çekinmektedir. Paul, Victoria'ya, kocası rolünü oynayabileceğini söyler. Karı-koca rolü oynamaya başlayan iki genç, kısa bir süre sonra birbirlerine karşı bir yakınlık hissederler. Bunun adı aşktır ve uğrunda bütün engeller yıkılmalıdır.

Geçirdiği tehlikeli bir kayak kazasının ardından uzun süreli bir rehabilitasyon sürecine giren Tony Jézéquel, Georgio Milevski ile yaşadığı tutkulu aşk hikayesini yeniden hatırlayıp o günlerini gözden geçirmek için bol miktarda zaman bulacaktır.

Joan ve Tom uzun yıllardır evlidir. İlişkilerinde ancak bir ömrü beraber geçiren çiftlerin sahip olabileceği bir rahatlık vardır. Şefkat ve mizahla gösterilen derin bir sevgiyle bağlı olmanın getirdiği bir rahatlık. Ancak Joan’a meme kanseri teşhisi koyulunca takip eden tedavi süreci çiftin ilişkisine yeni bir boyut kazandırır ve Joan’a bir şey olursa ne olacağı sorusuyla yüzleşmek zorunda bırakır.

Başarılı bir reklam ajansının sahibi olan Bob Jones, doktorundan aldığı haberle hayatının en büyük şokunu yaşar: Ölümcül bir kanser hastalığına yakalanmıştır ve artık geri dönüşü yoktur. Büyük bir umutsuzluk içinde, henüz doğmamış çocuğu için bir ev videosu çekmeye başlar. Amacı, ileride çocuğunun babasını tanıyabilmesi ve onun kim olduğunu öğrenebilmesidir. Ancak bu duygu dolu iç hesaplaşma ve bir Çinli şifacıya yaptığı ziyaretler, Bob’u içinde bulunduğu umursamazlık halinden uyandırır. Kendi korkularının ve öfkesinin sadece kaçınılmaz sondan kaynaklanmadığını, aksine geçmişinde saklı olduğunu fark eder…

An embittered woman seeks escape in marriage, only to fall for her husband’s best friend.

New York Times’ın en çok satan yazarlarından Katherine Center’in romanından uyarlama. Libby (Leslie Bibb), kocasının ani ölümünden sonra, her şeyi aşırı eleştiren annesinin yanına taşınır. Hiç beklenmedik bir anda, uzun süre ayrı kaldığı için yabancılaştığı teyzesi Jean, Libby için bir çıkış planı önerir: Jean’ın Texas Hill Country’deki çiftliğinde bir iş ve yaşaması için bir yer. Düşünüp vazgeçmeye zaman bırakmamak için, Libby hemen minivanı toplar, çocukları alır ve yola koyulur. Jean Teyze’nin çiftliğindeki hayat beklediğinden daha gizemli ve heyecanlı hale gelir. Özellikle de aksi çiftlik müdürü James’le (Josh Duhamel) tanıştıktan sonra. Libby, aslında sadece bir çılgın anneyi diğer bir çılgın anneyle takas etmiş olmayabileceğinin farkına varır. Belki de aslında kendisi ve küçük ailesini tekrar hayata döndüreceği yeri bulmuştur.

Mutsuz bir evliliği olan ve üst tabakanın kendisine yapmacık gelen tavırlarından bunalan Julia Sturges, kocasından habersiz olarak iki çocuğunu da alır ve Amerika'ya gitmek üzere Titanic gemisine biner. Ancak kocası Richard da çocuklarından vazgeçmek niyetinde değildir ve son anda Titanic'e binmeyi başarır. Julia ve kocası Richard arasında yolculukları boyunca üst tabakaya mensup olmanın getirmiş olduğu soğukkanlı ama gerilimli bir tartışma yaşanırken, her ikisi de birbiri hakkındaki yalanları, gerçekleri ve gerçek kişiliklerini keşfederler. Bu arada ilk seferine çıkmış olan, yapıldığı tarihe göre dünyanın en büyük gemisi olan ve hiç batmayacağı söylenen Titanic; bir buzdağına çarpınca, Julia ve Richard bu olay karşısında kendi sorunlarının boyutunu ve ilişkilerini bir kez daha gözden geçirmek zorunda kalırlar.

Hester Prynne (Demi Moore), kocası uzun süredir kayıp olan bir kadındır. Yeni İngiltere'deki Puritan topluluğunda yaşamaktadır ve bu katı, muhafazakâr toplumun ahlak kurallarına uymak zorundadır. Ancak Hester, kocasının öldüğüne inanarak din adamı Arthur Dimmesdale (Gary Oldman) ile yasak bir aşk yaşamaya başlar. Bu ilişki sonucunda hamile kalır ve toplumun öfkesiyle karşılaşır. Doğan çocuğu nedeniyle Hester, zina ile suçlanır ve "A" harfiyle damgalanır; bu harf, işlediği günahı ve utancı sembolize etmektedir. Toplumun dışladığı Hester, buna rağmen güçlü bir duruş sergiler ve kızını büyütmeye devam eder. Arthur ise aşkı ve dini inançları arasında sıkışıp kalır, bu da kendi içinde büyük bir suçluluk ve vicdan muhasebesine neden olur.

50 yaşına gelmiş Pippa Lee, sadık ve sevgi dolu bir eş, ikiz çocukları için iyi bir anne, sevgili bir dost ve güleryüzlü bir komşu olarak yıllarını geçirmiştir. Pippa'nın huzurlu yaşamı kocasının aniden New York'tan ayrılarak, yaşlılıklarında yerleşebilecekleri bir huzur evi planını ortaya çıkarması ile soru işaretlerine gömülür. Bunun ardından Pippa Lee kocasının kendisinden çok daha genç bir kadınla birlikte olduğunu öğrenir. Huzurlu ve mutlu görünen çoğu insanın içinde herkesten daha vahşi bir yan bulunmasına benzer, Pippa Lee de kendi fırtınalı yönleriyle yüzleşmek üzeredir.

Güneş şemsiyeleriyle bezeli bir sahilde çocuklar oynuyor. Suyun sesi, gökyüzünün maviliği ve güneşin sıcaklığı hâkim. Bütün bu kalabalığın ortasında uyuyan bir çocuk Ava. Henüz 13 yaşında. Ruhu uyanıyor ancak gözleri, bir hastalık nedeniyle kapanmak üzere. Genç kızlığına adım adım yaklaşırken, önünde bekleyen sorunlarla baş edebilmek için kendince yöntemler arıyor. Prömiyerini yaptığı Cannes Eleştirmenler Haftası bölümünden ödülle dönen Ava, genç bir kızın büyüme hikâyesini girift bir anlatı üzerinden kuruyor ve dört başı mamur bir sinema duygusu yaratıyor. Yönettiği ilk uzun metrajlı filminde Léa Mysius, oldukça kompleks, görsel olarak çok maharetli bir karakter portresi çiziyor.

Birinci Dünya Savaşı’nda oğlunu kaybeden kör bir saatçi tren istasyonuna yaptığı bir saati geri işlenmesi üzerine kurar, gidenler belki geri döner düşüncesiyle...Bu saat bir mucizeye sebep olur ve 1918’de savaşın bittiği gün doğan Benjamin Button’un hayat saati tersine işler. O 80’lerinde bir yaşlı olarak doğmuştur ve hayatı bir bebekliğinin ulaşabileceği ilk evresinde son bulacaktır.Benjamin tersine giden gelişmesinde ortama ayak uydurmaya çalışırken daha küçük yaşlarda bir kıza aşık olur. İlk önceleri kendi yaşlı görüntüsünden dolayı ondan uzak kalmaya çalışırken yaşları birbirlerini yakaladığında mutluluğu bulur ama ikisinin de daha gideceği yol vardır.

De son vivant, üç kişinin hayatının bir yılına odaklanıyor. Kansere yakalanmış genç bir oğul, çaresizlik için olan bir anne ve işini yapan bir doktor. Bu üç karakter, hasalıkla mücadele ederken, yaşarken ölmenin ne demek olduğunu anlar.

Romeo ve Juliette, birbirlerini ilk görüşte aşık olurlar, ve hemen evlenip çocuk yaparlar, ve kendileri gibi aşk evliliği yapmış ve çocuk sahibi olmuş milyonlarca anne babadan biri oluverirler. Ancak onlar diğerlerinden farklıdır, çünkü oğulları Adam'da bir anormallik vardır, hatta zaman geçtikçe bu anormallik daha da belirginleşmeye başlar. Ve korktukları başlarına gelir küçük Adam'da beyin tümörü bulunur. Bu teşhisin konmasıyla, Romeo ve Juliette, savaş ilan eder, hastalığa, ölüme ve çaresizliğe karşı kazanılmak üzere girilmiş bir savaş, ellerindeki tek ve en güçlü silah ise sevgidir.

Genç binici Brady, rodeo sırasında kafasına aldığı neredeyse ölümcül darbenin ardından iyileşmeye çabalamaktadır. Yeniden at binmesi olanaksız olunca, amaçsızlık içinde, zihninde kim olduğuna, ne yapmak istediğine dair cevapsız sorular oluşur.

Lydia, a midwife very invested in her work, is in the middle of a breakup.

When a housewife finds out she is pregnant, she runs out of town looking for freedom to reevaluate her life decisions.

Jack McKee is a doctor with it all: he's successful, he's rich, and he has no problems.... until he is diagnosed with throat cancer. Now that he has seen medicine, hospitals, and doctors from a patient's perspective, he realises that there is more to being a doctor than surgery and prescriptions.

Claire bir ebedir ve hayatını başkalarına adamıştır. Çalıştığı doğum kliniğinin yakında kapatılacağı endişesiyle meşgulken, babasının eski metresi Béatrice'in ortaya çıkmasıyla hayatı daha da altüst olur. Béatrice kaprisli ve bencil bir kadındır, Claire ise tam tersidir.

Chicago'da reklamcılıkla uğraşan Nick Marshall, talihsiz bir kaza sonucunda kadınların aklını okuma yeteneği kazanır. Kaderin garip cilvesinin bu armağanını, kadınları daha yakından tanımak için kullanmaya başlayan Nick, bir süre sonra yeni patronu Darcy McGuire'ı etkilemek amacıyla da, bu yeteneğine başvurmakta sakınca görmez. Ne var ki Nick'in bu çekici ve akıllı kadına aşık olması, bir yandan da kadınların gerçekten ne istediğini keşfetmesi fazla zaman almayacaktır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir