
Claire Foy
Helen

After losing her beloved father, Helen finds herself saved by an unlikely friendship with a stubborn hawk named Mabel. Through the bond, Helen rediscovers the beauty of being alive.

Claire Foy
Helen

Brendan Gleeson
Dad

Lindsay Duncan
Mum

Denise Gough
Christina

Sam Spruell
Stuart

Emma Cunniffe
Mandy

Josh Dylan
James

Arty Froushan
Amar

Eden Hamilton
Young Helen

Sean Kearns
Breeder

William Chubb
Master

Miranda Bell
Master's Wife
Katy Carmichael
Professor Campbell
Kamal Simpson
Director of Studies

Garry Cooper
Charlie

Aparajito (Yenilmez), Satyajit Ray’ın muhteşem Apu üçlemesinin ikinci filmi. Pather Panchali’de (Yol Türküsü) ablasının ölmesinin ardından küçük Apu (Pinaki Sengupta) ve ailesi Benares’e taşınmıştır. Babası Harihar (Kanu Bannerjee) Ganj kıyılarında rahiplik yaparak hayatını kazanırken çocuk da içinde barındırdığı zengin görüntü ve ses karışımından büyülenmiş ve hoşnut bir halde kenti dolaşır. Ne var ki Harihar bir hastalığa yakalanıp ölür ve Apu’nun tek başına ayakta kalmaya gücü yetmeyen annesi Sarbojaya (Karuna Bannerjee), oğlunu yeniden taşraya, kayınpederinin evine götürür. Daha büyük bir dünyanın tadını almış olan Apu, içinde büyüdüğü basit köy hayatıyla yetinemeyecek duruma gelmiştir; köyün öğretmeni de onun tutku ve meraklarını teşvik eder. 16 yaşında Kalküta’da öğrenim görmek için bir burs kazanır. Kent yaşamına kendini kaptıran Apu (artık Smaran Ghosal tarafından canlandırılmaktadır) eve çok seyrek ve gönülsüzce döner.

1935 yılının Brooklyn’i… İrlanda’dan gelen göçmenlerin ikamet ettiği bir bölgede Margaret Mary McCourt adı verilen bir kız çocuğu dünyaya gelir. Anne-baba Angela ve Malachy çok mutludurlar. Ancak, yaşadıkları maddi zorluklar nedeniyle henüz yedi haftalıkken çocuklarını kaybeden ailenin tüm umutları bebekle beraber toprağa gömülecektir.

New Hampshire'e yeni gelmiş Humbert aşık olduğu kişiye ulaşabilmek için büyük bir plan yapar; Charlotte Haze'la evlenecek ve böylece onun erken gelişmiş, güzeller güzeli kızına her zaman yakın olacaktır. Usta yönetmen ve yapımcı Stanley Kubrick cinsel tutkuları, Vladimir Nabokov'un romanını temel alarak keşfe çıkıyor. Kubrick, aynı konuyu 37 yıl sonra Eyes Wide Shut ile tekrar ele aldı...

Saroo Brierley’in kendi hayat hikayesini yazdığı “A Long Way Home” isimli kitabından uyarlanan filmde, 5 yaşında Hintli bir çocuk olan Saroo ağabeyinin geri dönmesini beklerken bir tren vagonunda uyuyakalır. O uyurken trenin yola çıkması sonucu küçük Saroo uyandığında kendini evinden kilometrelerce uzakta bulur. Artık kayıptır ve eve nasıl döneceğine dair bir fikri yoktur. Kendini Calcutta'da bulan Saroo büyük mücadelelerden sonra Avustralyalı bir çift tarafından evlat edinilir ve sevgiyle büyür. Ancak ailesini bulma isteği giderek bir saplantıya dönüşür. Elinde hiçbir şey olmadan ilerlemeye çalışan genç adamın içindeki çaresizlik zamanla hayatını da etkilemeye başlar.

Parlak bir geleceği olan genç bir adam, neredeyse ölümcül bir kaza geçirir ve beklenmedik bir hayvan arkadaşının yardımıyla yeni hayatını yeniden yaratır.

Senaryosu Susan McMartin tarafından kaleme alınan Cook, bir yanda yakın zaman ölen sevgilisini unutmak isteyen Henry Church adlı orta yaşlı adam, bir diğer yandan ise kanserli bir annenin küçük kızı Charlotte’ın, dostluk öyküsü ele alınmaktadır.

Yıl 1923... Başarılı yazar Virginia Woolf, Londra'nın dışındaki gözlerden uzak evinde Mrs. Dalloway isimli kitabını yazmaya başlar. Sağlık problemleriyle boğuşan Woolf, ağır bir depresyonun pençesindedir. Yıl 1951... Tutkuyla Mrs. Dalloway'i okuyan ev kadını Laura Brown sahip olduğu hayattan kaçmanın tek yolunu böyle bulur. Yıl 2001... AIDS'e yakalanan eski kocasının onuruna bir parti düzenleyen Clarissa Vaughan ve eski kocası Richard arasında Mrs. Dalloway üzerine kurulu özel bir bağ vardır. Bu film, farklı zaman dilimlerinde yaşayan üç farklı kadının bir gününü, Virginia Woolf'un kült romanı Mrs. Dalloway ekseninde anlatmaktadır.

Yaşadığı kaybın ardından hayata yeniden tutunmaya çalışan bir kadın, bahçesini ele geçiren inatçı bir kuşla ve kendini toparlamakta zorlanan kocasıyla uğraşır.

The profound story of husband and wife Raynor and Moth Winn, who embark on a 630-mile trek after being forcibly removed from their home. Hoping that in nature they will find solace and a sense of acceptance, they walk through the beautiful but rugged coastlines of South West England - a journey that is exhilarating, challenging, and liberating in equal measure. THE SALT PATH is a powerful portrayal of home, and how it can be lost and rediscovered in the most unexpected ways.

Yeni emekli olan Harold Fry, karısı Maureen ile birlikte kasvetli bir hayat sürmektedir. Eski arkadaşı Queenie'nin ölmek üzere olduğunu öğrendiğinde, ona bir mektup göndermek için üzgün bir şekilde evinden çıkar ancak bir anda onun yanına gitmeye karar verir. Harold, mektubu cebinde, yolculuğunun Queenie'yi hayatta tutacağına dair samimi bir inançla İngiltere'de 700 km'den fazla bir yolculuğa çıkar. Beklenmedik ve özgürleştirici karşılaşmalar sayesinde Harold kendi hayatına da bir şans verebilecek midir?

1930’ların İtalya’sında geçen filmde hayat dolu bir Yahudi muhasebeci olan Guido Orefice (Roberto Benigni), güzeller güzeli öğretmen Dora’ya (Nicoletta Braschi) vurulur ve tüm engellere rağmen evlenirler. Ardından bir de çocuk sahibi olan çiftin hayatlarındaki tüm pürüzler ortadan kalktığında İkinci Dünya Savaşı patlak verir ve Almanlar İtalya’yı esir alır. Yahudi oldukları için toplama kampına götürüldüklerinde Guido, oğlu Giosué’ye (Giorgio Cantarini) esir kampının ve savaşın bir oyun olarak söyleyecek; oğlu, oyunu başarıyla tamamlarsa ödül olarak çok istediği bir oyuncak tankı hediye edecektir.

Prangalı mahkum Luke, tutsak olduğu hapishanenin kurallarına uymayan yalnız bir adamdır. Paul Newman'ın uyumsuz Cool Hand Luke'i büyük başarıyla canlandırdığı film hem mizah öğeleri hem anlatım gücüyle dönemin sevilen filmlerinden...

Jalsaghar filminde Biswambhar Roy oturduğu yerin son malikidir. Roy’un geliri şanından ve topraklarından gelen paradır. Bu topraklarda heyelan sebebiyle gün geçtikçe küçülmekte ve onunda toprağı azalmaktadır. Roy soylu bir aileden geldiği için kendisine kalan bu mirası ve yetiştirilme tarzını bu asilliği korumak zorundadır. Bunun için oturduğu büyük evin müzik odası kısmını şaaşalı bir şekilde düzenlemiştir ve bütün herkesi burada ağırlamaktadır. Hatta özel olarak bu müzik odasını göstermek için ülkenin en iyi en ünlü dansçı ve müzik adamlarını çağırmakta, onları dinlemeleri içinde asilleri toplayıp adeta partiler düzenlemektedir. Adamımız çok müsrif olmasına karşın eşide bir o kadar tutumludur ve adamı sürekli gereksiz harcamalardan kaçınması için uyarır. Hazıra dağ dayanmaz sözü bu film için yazılmış olsa gerek Biswambhar‘ın oğluna düzenlediği bir partide parasının son kuruşlarını da harcar.

Amerikan sinemasının en inatçı muhaliflerinden ve en büyük yaratıcılarından Robert Altman'ın yeniden gündeme geldiği doksanlı yıllarda kotardığı en iyi filmlerden birisi. Güney Kaliforniya'da yaşayan mutsuz insanları, çiftleri, aileleri, arkadaşları, aşıkları, telefon seksi yaparken kızını besleyen kadınları anlatan filmin oyuncu kadrosunda Hollywood'un dev isimleri yer alıyor * 3 saat olması seyirciyi zorluyor lakin güzel filmdir

Küçük bir Hollanda kasabasında, hayatı boyunca etrafındakilere ilham olmuş güçlü bir kadın geçmişini hatırlar. Sofrasında yemek yemiş, onun çatısı altında büyümüş nesilleri, dava arkadaşlarını, arkasında bıraktığı değerleri gözden geçirir.

Brian's Song, ölümcül kansere yakalanmış bir Chicago Bears futbolcusu olan Brian Piccolo'nun takım arkadaşı Gale Sayers ile olan arkadaşlığına odaklanarak hayatını anlatan 1971 ABC Filmidir

Karısıyla arası çok da iyi olmayan Barrie, karısının karşı çıkmalarına rağmen bu aileyle yakınlık kurmaya başlar. Aynı şekilde Davies ailesinde de büyükanne Emma du Maurier bu yakınlığa karşı çıkmaktadır. Çocuklar, Barrie'nin ilham perileri olmuştur. Onlarla oyunlar oynarken yamaçları gemiye, sopaları kılıca, uçurtmaları periye ve çocukları da "Neverland'ın Kayıp Çocukları"na dönüştürür.

Stephen King'in aynı adlı kısa hikâyesinden uyarlanan bu film, Chuck Krantz'ın hayatının sonundan başlayarak geriye doğru anlatılan bir hikâyeyi konu alıyor.

Susie, 14 yaşında öldürülmüş ve cennete gitmiştir. Ölümünden sonra dünyada onsuz sürüp giden yaşamı, ortadan kayboluşuyla ilgili yorumlarını, ailesinin sevgili kızlarının canlı bulunması umuduna sarılmasını ve katilinin cinayetten kalan ipuçlarını yok etmeye çalışmasını takip eder. İstediği herşey düşündüğü an yerine gelmektedir ama dünyada da hayat sürerken Susie’de bir şekilde o hayata dahildir.

1870'lerin Japonya'sında Amerikan ordusundan Yüzbaşı Nathan Algren, Japon İmparatoru'nun davetlisi olarak ülkenin ilk ordusunu eğitmek üzere doğuya gelir. Modernleşme eğilimleri gösteren feodal kültür, samuray tarzını da devam ettirmektedir. Algren, bir kaza geçirip samurayların lideri tarafından kurtarılınca köklü samuray kültürüyle tanışır ve etkilenir. Bir samuray savaşçısı gibi hareket etmeyi öğrenince büyük bir kararın eşiğine gelecektir. İki taraf arasında kalmıştır ve onurunun doğru yolu göstermesini beklemektedir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir