
Timothy Farrell
Dr. Alton / Narrator

Glen doesn't dare tell his fiancée Barbara that he is a transvestite known as Glenda; in addition, Alan is undergoing medical treatment to become a woman named Anne; both stories are told by a psychiatrist.

Timothy Farrell
Dr. Alton / Narrator

Lugosi Béla
Scientist

Edward D. Wood Jr.
Glen / Glenda (as Daniel Davis)

Lyle Talbot
Inspector Warren

Dolores Fuller
Barbara
'Tommy' Haynes
Alan / Anne
Charlie Crafts
Johnny (as Charles Crafts)

Conrad Brooks
Banker / Reporter / Pickup Artist / Bearded Drag (as Connie Brooks)
Henry Bederski
Man with Hat and Receding Hairline (uncredited)
Carol Daugherty
Woman in Nightmare (uncredited)
'Captain' DeZita
The Devil / Glen's Father (uncredited)
Helen Miles
(uncredited)
Shirley Speril
Miss Stevens (uncredited)

Amzie Strickland
Minor Role (uncredited)
Harry Thomas
Man in Nightmare (uncredited)

Eddie travesti bir performans sanatçısıdır ve Tokyo’nun eşcinsel gettosu içerisinde bir barda çalışmaktadır. Bar işletmecisi ve uyuşturucu satıcısı olan Gonda ile de gizli bir ilişki yaşamaktadır. Barın gözdesi konumunda olan Eddie, mekânın “madam”ı olan ve Gonda’nın da sevgilisi Leda isimli bir başka travesti tarafından kıskanılmaktadır. Girdikleri şiddetli rekabetin amacı, hem bar hem de Gonda içindir. Diğer taraftan Eddie’nin çocukluğundan gelen travmaları zihnini rahat bırakmamaktadır.

Uncle Frank ile 1973 yılının yaz aylarına gidiyoruz. Genç bir kız olan Beth Bledsoe, New York'ta okuyabilmek üzere taşrada yaşayan ailesinin yanından ayrılır ve amcası Frank'in yanına gelir. Aynı zamanda Frank de saygıdeğer bir edebiyat profesörüdür. Beth, çok zaman geçmeden Frank'in eşcinsel olduğunu fark eder. 10 yılı aşkın süredir sevgilisi Wally ile birlikte yaşıyordur ve bunu bir sır olarak saklamıştır. Frank'in babasının aniden ölmesi üzerine Frank'in ailesinin yanına gitmesi gerekmektedir. Beth de bu yolculukta ona eşlik edecektir. Tabii Wally de onlara gizlice eşlik eder. Yolculuk boyunca derinlere gömülmüş duygular, travmalar birer birer ortaya çıkar.

Freddie, II. Dünya savaşı sonrası eve döndükten sonra bir takım ruhsal problemler yaşamaya başlar. Her gün daha da kötüye giderken, kendilerini duygulardan temizlediklerini iddia eden bir grupla karşılaşır, ve onlara inanıp bağlanır. Ancak gerçekten hayatındaki temel prensipleri değiştirebilecek midir?

Gençlik bunalımında olan Alike, gerek yaşadığı yer, gerek çevre baskısı, gerekse cinsel tercihleri yüzünden kendini dışlanmış hissetmekte ve içinden çıkılmaz bir batağa saplanmaktadır.

Cameron Post, lisede herkesin gıpta ettiği bir kızdır. Cameron mezuniyet gecesinde bir kızla sevişirken yakalanır ve bunun üzerine zorla bir “dönüştürme terapisi” merkezine yollanır. Disiplin, ahlak, “düzcinselleştirme” gibi yöntemlerin uygulandığı bu tuhaf merkezde Cameron yeni arkadaşlar edinir.

Kate Winslet'ın bu etkileyici ilk yönetmenlik denemesinde Helen Mirren, son vedasını kendi istediği gibi yapmayı planlayan hasta ve kıvrak zekâlı bir anneyi canlandırıyor.

Walter Black hem iş hem de aile yaşamında sorunlar yaşamaktadır. Hobi olarak başladığı kuklacılık, giderek onun diğer insanlar ve ailesi ile yeniden iletişim kurmasında bir araca dönüşür.Mel Gibson, sağ eline taktığı, bir kunduz kuklasını yaşayan bir varlık olarak algılayan, kaçık bir adam rolünde karşımıza çıkıyor.

A short, unhappy affair with a married man leads a dedicated schoolteacher into the alcohol-and-drug fueled underworld of singles’ bars, where she begins to engage in a pattern of dangerous sexual activity.

20. yüzyılın başlarında Çin'deyiz. O zaman adet olduğu üzere Pekin Operası'nın sanatçı havuzu, öksüzlerin ya da sokakta suça itilmiş çocukların disipline edilmesinden besleniyor. Tavizsiz Lu Qui tarafından yetiştirilen Duan Xiaolou ve Cheng Dieyi isimli iki yakın arkadaşın durumu da farklı değildir. Bedenlerini ve seslerini kullanmayı sıkı bir disiplin altında öğrenerek büyürler. Fiziği buna müsait olan Dieyi genelde kadın rolleri alırken, Xiaolou onun karşısında iri kıyım savaş beylerini canlandırmaya alışır. Dieyi giderek yakın arkadaşına karşı bir aşk duymaya başlar. Bu duygu en çok kuvvetlendiği sırada eşcinsel aşkı reddeden Xiaolou, kendisine güzel bir sokak kızı olan Juxian'ı gelin olarak alır. Bu tehlikeli aşk üçgeni II. Dünya Savaşı ve Çin Kültür Devrimi'ne kadar devam edecektir.

Türkçesi ayna olarak çevirilen Andrei Tarkovsky'nin en kişisel filmi. Zaman kavramının tamamen yitirildiği şiirsel bir dille, ölmekte olan bir adamın ikinci dünya savaşı sırasında çocukluğu, ergenlik dönemi ve annesiyle babasının boşanması sırasında yaşadığı travmanın Rusya'nın tarihi ve toplumunun evrimi fonunda verildiği bir başyapıt. 2. Dünya Savaşı'nın karanlık günlerini anlatan film, yönetmenin kendi çocukluğundan da izler taşıdığı gibi, Rus tarihine dair ilginç göndermeler de yapıyor. Filmde çocukluğun masumiyetinin savaşın dehşetine kurban gidişi anlatılıyor.

Evelyn Couch evliliğinde sorunlar yaşamaktadır ve kimse onu ciddiye almamaktadır. Bir bakımevindeki akrabalarını ziyaret ederken sempatik yaşlı Ninny Threadgoode ile tanışır. Threadgoode ona 1920'lerin Alabama'sındaki genç bir kadın olan Idgie Threadgoode' nin hikayesini anlatır. Idgie'nin ilham verici hayatı sayesinde, Evelyn daha olumlu olmayı öğrenir ve Ninny ile uzun süreli bir arkadaşlık kurar.

James Stevens(Anthony Hopkins), İkinci Dünya Savaşı öncesinin çalkantılı İngiltere'sindeki, Darlington Malikânesi'nin baş uşağıdır ve kurallara olan aşırı bağlılığıyla ün salmıştır. Yanında çalışan işçilere karşı çelik disiplini uygulayan bu adam hayatını Lord'unun(James Fox) hizmetine adamıştır.Sürüp gitmekte olan bu durum, aşçıbaşı Miss Kenton'ın(Emma Thompson) malikâneye gelmesiyle çatlamaya başlar. Kenton, merhametli, ince ruhlu bir kadındır. Gözü hizmetten başka bir şey görmeyen Stevens, Bayan Kenton'a karşı sıcak duygular hissetse de bunu açığa vuramayacak kadar gururludur...


Gelmiş geçmiş en kışkırtıcı filmlerden biri olarak görülen acımasız Dönüş Yok!'un ardından çektiği bu ilk uzun metrajlı filmi, Gaspar Noé'nin tabiriyle "psikedelik bir melodram". İlk gösterimi 2009 yılında Cannes'da yapılan Boşluk, transa benzer görsel üslubu ve birinci şahıs gözünden öznel anlatımıyla epey tartışma yarattı.Filmi, Tokyo'da küçük çaplı işler çeviren uyuşturucu satıcısı Oscar'ın gözünden izliyoruz. Oscar bir gece bir polis baskınında yakalanır ve vurulur. Ölüm döşeğinde, ruhu dünyadan ayrılmaya direnir ve kız kardeşi Linda'yı korumak üzere kızın peşine düşer.


İnzivaya çekilmiş bir adam olan Will, henüz doğmamış ruhlarla görüşür. Ruhlar, Will tarafından birçok teste tabi tutulur. Will, ruhların sahip olduğu en önemli ayrıcalık olan doğum için uygun olup olmadıklarına karar verir. Onun hayatı, bu zamana kadar tanıştığı hiçbir ruha benzemeyen Emma ile karşılaşmasıyla bambaşka bir hal alır. Will, Emma ile tanıştıktan sonra kendi varoluşuna bir yolculuk yapar.

1950'li yılların New York'una gittiğimiz Motherless Brooklyn, Lionel Essrog isimli bir dedektifi hikayesinin odağına alıyor. Essrog, Tourette Sendromu denilen bir rahatsızlıktan muzdariptir. Bir yandan sendromun yarattığı ani tiklerle mücadele ederken diğer yandan arkadaşı Frank Minna'nın ölümünü araştırması gerekmektedir. Elinde yalnızca birkaç ipucu ve bir saat gibi çalışan zihni vardır. Lionel'in tüm şehri dengede tutan sırları çözmek için uğraş verecektir..

Donald Webster (Riddaway) , Ken Hutchison (Norman Scutt) David ve karısı Amy, şehirdeki karmaşadan ve artan toplumsal şiddet olaylarından kaçarak Amy'nin doğup büyüdüğü kasabaya yerleşmeye karar verirler. Fakat kaçtıkları şiddet, hiç beklemedikleri bir şekilde onları bu küçük İngiliz kasabasında bulacaktır.Yeni taşındıkları eve bir garaj yaptırabilmek için tuttukları dört işçi, Amy'nin yıllar evvel erkek arkadaşı olan Charlie tarafından yönetilmektedir. Ama çok geçmeden bu grup, genç çiftin başına bela olur. David'le sürekli dalga geçerek Amy'ye de sarkıntılık ederler. David, son derece sakin bir tavırla olaylarla başa çıkmaya hatta kendini onların arasına kabul ettirmeye çalışsa bile korkunç olayların önüne geçmeyi başaramaz.

“Freud’un bahsettiği biçimiyle ‘tekinsizlik’ filmin ruhuna cuk oturdu.” Simon her şeyden önce utangaç bir adamdır. İşyerinde herkesin unuttuğu, annesi tarafından küçümsenen ve rüyalarının kadını tarafından bir türlü fark edilmeyen bir adamdır. Dışlanmışlığını ve dünyanın ona kayıtsızlığını değiştirmek içinse elinden pek bir şey gelmemektedir. Ta ki, işyerine ona tıpatıp benzeyen James gelene kadar. James onun fiziksel olarak ikizidir ama karakter olarak tam zıttıdır. Kendine güveni, karizmatikliği ve kadınlarla çok iyi geçinebilmesiyle bir anda herkesin gözdesi oluverir. Simon’ın tam da korktuğu gibi, James yavaş yavaş onun bütün yaşamını ele geçirmeye başlar. Dostoyevski’nin ‘Öteki’sinin oldukça yaratıcı bir uyarlaması olan film, kurduğu karanlık ve Kafkaesk atmosferle dikkat çekiyor. Richard Ayoade bu ikinci filminde, nev-i şahsına münhasır mizah anlayışıyla tedirgin edici ama oldukça da komik, daha önce pek görmediğimiz tuhaf bir dünya yaratıyor. Tek kelimeyle muhteşem!

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir