
Dirk Bogarde
Tony Howard

In postwar London a young graduate and his girlfriend decide to marry. Her well-to-do parents are not convinced, but they agree once he has got a £5.10.0 job and a 30/- a week single-room flat. The newly-weds find money fearfully tight, the flat cramped, the neighbours a trial, and her parents always hovering. Can faith conquer all? Is there some way of getting rid of tea-leaves except down the sink?

Dirk Bogarde
Tony Howard

Susan Stephen
Anne Howard

Cecil Parker
John Purves

Eileen Herlie
Helen Purves

Athene Seyler
Miss Mainbrace

Dennis Price
Mr. Debenham
Pia Terri
Mrs. Debenham

James Hayter
Plumber

Thora Hird
Mrs. Doyle

George Woodbridge
Alf

Charles Victor
Fred

Sidney James
Foreman

Peter Jones
Car Dealer

Edwin Styles
Anne's Boss
Mary Law
Girl in Office

Anna Scott, dünyanın en tanınmış film yıldızıdır. Bütün magazin dergilerine kapak olmuştur ve ne yapsa anında bütün dünya bundan haberdar olmaktadır. William Thacker ise bir kitabevi sahibidir. İşi durgundur. Cehennemden çıkmış bir ev arkadaşı vardır. Boşandığından beri bir aşk hayatı yoktur. Her ikisi için de "bir şey" ya da "biri" eksik gibidir. Notting Hill'de bir yerde karşılaştıklarında Anna ve William'ın aklından geçen son şey aşktır.

Kaktüs Çiçeği çılgın ve karmaşık durumların oluşturduğu ve ilk oyunculuğunda Akademi Ödülü (En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu) kazanan Goldie Hawn’un budala bir karakteri canlandırdığı harika bir komedidir. Walter Matthau, çok nazik dengeler üzerine kurulmuş planı, beklenmedik durumlar karşısında çöken, keyfine düşkün bekâr dişçi Julian Winston’ı canlandırmaktadır. Winston, bir karısı ve çocukları olduğunu söyleyerek şaşkın sarışın metresi Toni’yi (Hawn) kandırmaktadır. Ama kendisi uğruna intihar girişiminde bulunduğunu öğrenince onunla evlenmeye söz verir. Aile yıkan biri olmayı reddeden Toni, Winston’ın karısıyla tanışmakta ısrarcıdır. Bunun üzerine Winston katı ve ciddi hemşiresi Stephanie’yi (Ingrid Bergman) karısıymış gibi davranmaya ikna eder. Winston’ın planı herkes için hiç beklenmedik dönüşümlere ve sürprizlere yol açar.

New York’ta yaşayan arzu dolu bir roman yazarı ile genç ve güzel bir kadın arasında bir ilişki başlar ve ileriki zamanlarda kız ile ilişkileri dahada büyür. Ancak bu kadın Fransız bir diplomatın karısıdır ve bu yeni çift her akşam yalnızca 5 – 7 arasında buluşabilmektedirler. Aşkları derinleştikçe kültürler, dünya görüşü, kişisel ahlak ve diyet tercihleri gibi konularda aralarında çatışmalar gün yüzüne çıkmaya başlayacaktır…

Broadway komedilerinin ustası Neil Simon, bu sıcak ve klasik filmi, tutucu genç bir avukat ve yeni eşinin konu edildiği oyundan uyarlamış. Bay Doğru Robert Redford'in yeni eşi Jane Fonda hayatı hep eğlenceli yönünden görmek istemektedir. Balayının sarhoşluğu yerini beşinci katta bir evde düzen kurmakla ilgili gerçeklere bıraktığında evlilik harmonisi de uyumunu komik bir şekilde kaybetmeye başlar. Kayın valide periyodik olarak şikayet etmektedir. Üst kattaki orta yaşlı Lothario sık sık ortaya çıkmaktadır. Sevinçler zaman zaman yerini kedere bırakmaktadır. Şüphesiz genç çift hikayenin sonunu mutlu bir şekilde getirecektir. Fonda ve Redford eğlenceli ve başarılı bir çift oluşturuyorlar.

A housewife's sudden rise to fame as a soap spokesperson leads to chaos in her home life.

Noel’den hemen önce New York’tayız. Bloomingdale’de kalan son bir çift kaşmir eldiveni aynı anda satın almak isteyen Sara (Kate Beckinsale) ve Jonathan (John Cusak) bu vesileyle tanışırlar. Eldivenlerin kimin olacağına karar vermek için Serendipity ismindeki küçük kafeye giderler. Ardından Central Park’ta paten kayarlar. Gece yıldızları seyrederler. Kraliçe Takımyıldızı’nın, Sara’nın alnındaki çillerle aynı desene sahip olduğunu farkederler. Sara telefonunu bir kitabın içine yazarak yarın onu rastgele bir kitapçıya göndereceğini söyler. Jonathan ise kendi telefonunu beş dolarlık bir banknota yazdıktan sonra bir sokak satıcısına verir. Eğer kader tekrar karşılaşmalarını isterse, kitap Jonathan’ı, para da Sara’yı bulacaktır.

Priscilla Çöller Kraliçesi'nin yönetmeni, on yıl aradan sonra bu şen şakrak komediyle yeniden karşımızda. 1920'ler Amerika'sının eğlenceli ve kışkırtıcı havasını yansıtan filmin ana karakterleri, Amerikalı Larita, varlıklı bir İngiliz aristokrat ailesinin vârisi John ve onun aşırı gelenekçi annesi Veronica'dır. John, yeni eşi Larita'yı İngiltere'deki aile evine getirir. Ama Veronica'nın, yeni gelini görür görmez tüyleri diken diken olur. Larita ne kadar çaba gösterse boştur. Evliliğini kurtarmak isteyen Larita ile konumunu, itibarını ve iktidarını korumak isteyen Veronica arasında çıkacak çatışmada zekâlar yarışacaktır.

"Milyoner Jean-Marc Clement, kendisi hakkında Broadway'de bir müzikal hazırlandığını öğreniyor. Ancak bu müzikal onu onore etmekten çok "ti"ye alan bir müzikal. Clement kızgın bir şekilde tiyatroya geliyor ve Amanda'yı (Marilyn Monroe) görünce birden yumuşuyor. Müzikaldeki baş kadın oyuncu olan Amanda'dan büyülenen Clement'i oyunun yönetmeni birden müzikalin başrol oyuncusu yapınca durumlar iyice karışıyor. Clement, Amanda'ya daha yakın olabilmek için rolü kabul ediyor…" Marilyn Monroe 'nun ölmeden kısa bir süre önce çekilen film efsanenin son filmi olduüu için ayrı bir öneme sahiptir...

Olmayan bir Balkan ülkesinin prensi ile Amerikalı bir şov kızının türlü yanlış anlaşılmalara gebe ilişkisini yansıtan keyifli bir romantik komedi.

1930’larda geçen film, Amerikalı çekici ve gizemli bir kadın olan Mrs. Erlynne’in, İtalyan Rivierası’ndaki üst sınıf toplumuna adım atmasıyla başlar. New York’ta dedikodulara karışmış olan Mrs. Erlynne, yeni bir başlangıç yapmak için Amalfi sahiline gelir. Burada, genç ve mutlu bir evliliği olan Meg ve Robert Windermere çiftiyle tanışır. Ancak kısa süre içinde, Robert’ın Mrs. Erlynne’e gizlice para verdiği dedikodusu yayılır. Bu söylentiler, Meg’in kocasına olan güvenini sarsar ve genç kadını yakışıklı Lord Darlington’un ilgisine açık hale getirir. Ancak olaylar, herkesin gizlediği sırların açığa çıkmasıyla beklenmedik bir hal alır.

Tam bir film tutkunu olan Neil (Cillian Murphy) aynı zamanda bir Video dükkanının da sahibidir. Neil, kendi hayatını baştan sona sanki bir filmde rol alıyormuşcasına yaşamaktan çok keyif alır. Ancak günün birinde gerçekten de tehlikeli ve bir o kadar da baştan çıkarıcı Violet (Lucy Liu) ile tanıştığında dünyası tersine döner ve gerçek dünya ile film dünyası arasındaki çizgi bulanıklaşmaya başlar. Artık Neil’in hayatının gerçekten hareketlenmesinin ve sürekli bir maceraya dönüşmesinin zamanı gelmiştir

Kral Edvard (Chris Geere) ve Kraliçe Paige (Kam Heskin), Saygon Prensesi Myra'nın (Ase Wang) düğününe katılmak için Asya'ya doğru yola çıkar Saygon'a vardıklarında Myra'nın düğün konusunda kafasının karışık ve çok ümitsiz olduğunu görürler Zira müstakbel kocası Kah'ı (Prinya Intach) hiç sevmemektedir Myra'nin kalbi fil terbiyecisi Alu (Amarin Cholvibul) için atmaktadır Edvard ve Paige, Myra'nın babasını, kızının sevdiği erkekle evlenebilmesi için ikna etmeye çalışır...

Belgeselci ve "arkadaşlık uygulamaları" bağımlısı olan Zoe, sürekli yanlış kişileri seçmektedir. Zoe’nun çocukluk arkadaşı ve aynı zamanda komşuları olan Kazım için ise sonsuz aşkın sırrı basittir: Ailesinin izinden giderek görücü usulü evlenmek. Zoe Londra’dan Lahor’a uzanan, görücü usulü evlilik hikayesini filme alırken bir taraftan da aşkı bulmanın yolları hakkında farklı bir bakış açısı kazanır.

Portokalos ailesine katılın ve sevgi, sürprizler ve eğlence dolu sıcak ve komik bir yolculuk olan Yunanistan’daki aile buluşmasına katılmalarını izleyin. Yunanistan’a gerçekleştirdiği aile buluşması seyahati sırasında Toula, geçmişinin izlerini sürmeye kararlıdır. Ölen babasının çocukluk arkadaşlarını tespit etmek için büyük bir çaba içine girmiştir.

Angelina, kariyerinin artık sona erdiğini düşünen bir pop yıldızıdır. genç bir hayranının dileğini gerçekleştirmek isteyen Angelina, bunun için New York’un küçük bir kasabasına gider. Angelina burada sadece kariyerini yeniden başlatmak için ilham bulmakla kalmaz, aynı zamanda gerçek aşkı bulma şansı da yakalar.

İkinci Dünya Savaşı döneminde Alman işgali altında bulunan Polonya'da yaşam, Nazi'lere karşı olan herkes için oldukça zordur. Polonya'nın Nazi'lere direnişine çok ciddi şekilde zarar verebilecek bir casusun Alman'lara bilgi ulaştırmadan bir an evvel engellenmesi gerekmektedir. Joseph Tura ve karısı Maria'nın başını çektiği bir grup tiyatro oyuncusu, Nazi'lerle amansız bir mücadeleye girişirler.

Yeniyıl ile birlikte, 32 yaşındaki bekar bir kadın olan Bridget, artık kendi hayatının kontrolünü ellerine alması gerektiğini farkeder ve bir günlük tutmaya başlar. Artık yatağının başucunda duran en provokatif, erotik ve isterik kitap kendi yazdığı olacaktır.Kendine hakim olmaya çalışsa da kendini iki erkeğin arasına sıkışmış olarak bulur. Bir tanesi gerçek olamayacak kadar doğru, diğeri ise bir o kadar yanlış ama bu yüzden de doğru.

Londralı Will, yakışıklı, zengin, sorumsuz bir adamdır. Kadınlarla tanışmak için güzel bir mekan olabileceğini düşündüğü, boşanmış anne-babaların katıldığı toplantılara gitmeye karar verir.Kendisine çocuk sahibi ve boşanmış bir baba pozu takınan Will gittiği bu toplantılardan birinde Marcus adında, ana-babası boşanmış bir çocukla tanışır.Çocuk Will'i kendine yakın görür ve ikili arasında güzel bir arkadaş ilişkisi başlar.

Ailesi ile birlikte İngiltere'de yaşayan 18 yaşındaki Jess'in anne ve babası, onun kibar ve Hint geleneklerine bağlı bir genç kız olarak yetişmesini istemektedir. Ancak Jess'in tek bir hayali vardır: David Beckham gibi futbol oynamak!... Jess, bir gün parkta top koştururken Jules tarafından fark edilir. Jules, Jess'e bölgenin kız futbol takımında oynamasını teklif eder. Aynı yaşta, aynı düşü paylaşan iki genç kız, kısa sürede arkadaş olurlar ve takımlarının durumu gün geçtikçe iyiye gider. İkisinin de ailesi, kızlarının futbol topu peşinde koşmasından son derece rahatsızdır. Jess'in ailesi, onun neden hukuk fakültesine gitmediğini ve ablası Pinky gibi uygun bir gençle nişanlanmadığını merak etmektedir. Pinky'nin başına geleceklerden henüz haberleri yoktur! Jules'in annesi de diğer kızlar gibi giyinmeyen kızının nasıl erkek arkadaş bulacağını kara kara düşünmektedir. Oysa Jules, top peşinde değil; takımlarının yakışıklı koçu erişilmez Joe'nun peşinde koşmaktadır!

Londra'da bir halkla ilişkiler şirketinde çalışan Helen işten kovulduğu gün bir saniye farkla metro trenini kaçırır. Ancak, bu bir saniyenin yaşamında ne büyük değişiklikler yaratacağının farkında değildir. Treni kaçıran ve trene binen iki Helen olsa, öyküleri nasıl gelişirdi? Film, biri mutlu sona, diğeri hayal kırıklıklarına uzanan yolculukta, iki Helen'in başından geçenleri anlatıyor. Son derece orijinal ve zekice bu öyküde Helen'in çifte yaşamı aşk, ihanet, dostluk ve güven duygularıyla dolu. Unutulmayacak bu romantik komedide Gwyneth Paltrow kendi ayakları üstünde var olan, çalışan bir kız rolünde.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir