Nicholas Bool
Andrew


Collingwood ailesi tatil için bir dağ evine giderler. Ailenin kızı Mari, orada Paige ile arkadaş olur. Fakat bir çete tarafından iki arkadaş kaçırılır ve Mari ellerinden kurtulmaya çalışırken vurulur. Çete üyeleri kendilerine sığınacak bir ev ararken tesadüfen Mari'nin ailesinin evini bulur. Herşey ortaya çıktığında failler kurban durumuna düşecektir. The Last House On The Left, 1972 tarihli, Wes Craven imzalı kült korku filminin yeniden yapımı.

Kasım 1988, New York: Yeni bir uyuşturucu türü tüm şehre yayılmış ve bugüne kadar görülmemiş vahşette bir suç dalgasına neden olur. Yeni yasalar doğrultusunda, yeterince adam ve silah kullanamayan polis, ayda iki elemanını kaybeder duruma gelir. Hem suçluları hem suçsuzları yutan acımasız bir savaş başlamıştır. Bobby Green (Joaquin Phoenix) çapraz ateş altında kalmıştır. Brighton Beach’te, akıl hocası Marat Buzhayev'e (Moni Moshonov) ait olan ve Buzhayev'in yeğeni Vadim Nezhinski (Alex Veadov) gibi gansterlerin takıldığı bir Rus gece kulübünde müdürlük yapan Bobby, bu dünyadan uzak durmaya, dönen kirli işlere karışmamaya çalışır. Rahatına düşkün, ahlâk dışı hayat tarzına rağmen kız arkadaşı Amada'ya (Eva Mendes) tutkuyla bağlıdır ve Manhattan'da Buzhayev adına yeni bir gece külübü açmayı arzulamaktadır. Öte yandan, Bobby’nin bu insanlardan özenle sakladığı bir sırrı vardır.

Kadınsı duyguların çemberinde gittikçe daralan bir dünyanın, küçücük bir evde yalnız başına yaşamak zorunda kalma kavramıyla özdeşleştiği filmde Carole'u bitmek tükenmek bilmeyen tiksintisini bir an olsun bastırabilmek için öldürmek zorunda kalan bir tür seri katile dönüştürmüştür. Filmde bir güzellik salonunda çalışan Carole, oldukça içine kapanık genç bir kadındır. Bastırılmış cinselliği yüzünden hem özel yaşamında hem de işte dışlanan Belçikalı Carol, Londra'da beraber oturduğu kız kardeşinin evli sevgilisiyle tatile çıkmasının ardından evde tek başına kalır. Carol, korkularına teslim olur ve hayalle gerçekleri ayıramadığı dünyasında tamamen çözülür.

Senaryosunu Quentin Tarantino'nun yazdığı filmi Oliver Stone yönetmiş ve bunun yüzünden araları açılmıştı. Mickey ve Mallory birbirlerini seven ama 'doğuştan katil' olan iki aşık. Yaşadıklarını öldürerek hissedebiliyorlar belki de. Ancak 90'ların giderek çığrından çıkan medyası da onları kahraman gibi göstermekten geri kalmıyor. Böylece iki doğuştan katil yolculukları sırasında arkalarında onlarca ölü bırakarak yollarına devam ediyorlar. Yakalandıklarındaysa medya yine kurtarıcıları olarak çıkıyor karşılarına...

House of 1000 Corpses (Cesetler Evi) 'nin devamı niteliğinde olan bu filmde Şerif John Quincy Uaydal komutasındaki polis Ragsvil, Teksas'ta "Şeytanın Reddettikleri olarak bilinen sadist,seri katil Firefly ailesinin evine baskın düzenler:baskında anne tutuklanır Otis B. Driftuud ve Bebek Firefly kuşatmadan kaçmayı başarırlar.Bu ikiliye babaları deli palyaço Kaptan Spalding de katılır.Çölde gizlice bir otelde birleşmeyi planlayıp sadistçe yöntemler kullanarak iki aileyi kaçırırlar.

Ludlow kendi dünyası ile sokaklar arasındaki uçurumu hiçbir zaman aşmamış kıdemli bir polistir. Ancak karısını kaybettikten sonra hayatı keyifsiz, karanlık ve ölümcül bir hâl alacaktır. Görev aldığı polis departmanında yozlaşmaları fark eden Ludlow, partnerinin ölümü ile ilgili dosyada araştırma yaparken, tüm hayatını adadığı ve kendisinin de içinde bulunduğu teşkilâta başkaldırmak zorunda kalır.

Kötü sonuçlanan bir banka soygunundan sonra eve dönen 3 kardeş annelerinin evi haciz yüzünden kaybettiğini öğrenir. Bir gece yeni ev sahipleri ve misafirleri doğum günü partisi için bir araya gelmişlerdir. Evdekiler habersiz şekilde 3 kardeşin rehinesi olmuştur ve onları kötü bir doğum günü partisi beklemektedir. Anneleri kız kardeşleri de eve gelir anne olarak çocuklarını korumak için elinden geleni yapacaktır. Dehşet dolu gecede anne oğlunun kaçmasıyla bütün kontrolü ele alır, sırlar ortaya çıkar, hataların cezalandırılacağı bu gecede rehineler bununla baş etmek zorunda kalacaklardır...

Jay (Neil Maskell), rahat bir banliyö evinde dediğim dedik ve alıngan sarışın eşi Shel (MyAnna Buring) ve uyku vakti geldiğinde zırhlı arabaların Irak, Afganistan ve Bağdat’taki pusuları hakkında hikâyeler dinlemek yerine babasıyla şövalyecilik oynamayı tercih eden yedi yaşındaki oğlu Sam ile birlikte yaşayan eski bir asker. Sekiz ay önce Irak’da geçirdiği kaza sonrası evine dönen Jay, ailesi ile ilgili sorunlar yaşamaktadır. Eski bir arkadaşı olan Gal (Michael Smiley) ile buluştuğu bir partiden sonra, Gal’ın kendisine teklif ettiği işi kabul eder. Görev ise, kendilerine verilen üç kişilik listedeki hedefleri öldürmektir.

Jigsaw ve çırağı Amanda ölmüştür. Tecrübeli iki FBI ajanı, Ajan Strahm ve Ajan Perez, Jigsaw'un son oyununun parçalarını birleştirmek üzere Dedektif Hoffman'a yardımcı olur. Bu sırada SWAT Komutanı Rigg de ölümcül yeni bir oyunun parçası olmuştur. Eski bir arkadaşını ve kendini vahşice bir ölümden kurtarmak üzere bir dizi gaddar ve korkunç tuzaktan kurtulmak için sadece doksan dakikası vardır.


“Üç gün içinde öleceksin!” Nina ve arkadaşları aldıkları bu cep telefonu mesajının aptalca bir şaka olduğunu düşünürler. Ancak Nina’nın erkek arkadaşı ertesi sabah, ayaklarına beton bir blok bağlı şekilde göle atılmış olarak bulunur. Nina’nın bir başka arkadaşının da vahşi bir saldırıya uğraması ile gençler hayatlarının tehlikede olduğunu fark ederler. Nina ve arkadaşları ölüm listesindedir. Peki ama neden? Nina peşlerindeki kana susamış katilin kimliğini açığa çıkaracak bir ipucuna ulaşır. Ancak her geçen an ölümlere bir yenisi eklenmekte ve her geçen cinayet bir öncekinden daha vahşi bir biçimde işlenmektedir.

Film, Ghostface cinayetlerinden kurtulduktan sonra Woodsboro kasabasını geride bırakıp New York'ta yeni bir hayata başkayan dört kişinin hayatına odaklanıyor. Onlar Woodsboro’dan kurtulsalar da maskeli katilden kurtulmayı başarabilecekler midir?

Danny yalnız bir fabrika işçisidir, hayat tarafından sindirilmiş, şiddete maruz kalmış ve çocuklarının gözü önünde küçük düşmüştür. Karısı da onu dışlamış ve zaten umutsuz varlığı daha da derinlere gömülmüştür. Dibe vurmanın tam eşiğindeyken geri dönüp mücadele etmeye karar verir. Önce bir gece kulübünde kapıcılık yapmak için girişimler yapar, ardından bir yeraltı patronu ile arası açılır ve suçluların karanlık dünyasına giriş yapar.

After thugs brutalize a deaf-mute woman, the spirit of an Apache warrior takes over her lifeless body and sets out on a bloodthirsty quest for revenge.

Vincent Brazil ve Roland Flint, iki, en iyi suikastçıdır. Ancak Dünyada birbirlerini bilmemektedirler. Flint usta bir keskin nişancı iken, Brazil, bir bıçak ile eşit derecede olan yetenekli biridir. Bu iki rakip suikastçı DEA tarafından desteklenen bir uyuşturucu kartelinin başı aşağı çekmek için huzursuz bir ittifak kurmaya çalışacaktır.

San Francisco'da ünlü isimlerin birer birer öldürülmesiyle polis dedektifi Harry Callahan (namıdiğer Kirli Harry), yeni bir cinayet soruşturmasının içine çekilir. Cinayetlerin ardında, ünlülerin ölümlerine dair yapılan gizli bir bahis oyunu – yani bir “ölüm kumarı” vardır. Bu oyunun yaratıcısı, ünlü bir film yönetmeni olan Swan’dır. Listeye göre yıl sonuna kadar hangi ünlülerin öleceği tahmin edilmektedir. Ancak işler ciddiye biner; listedeki isimler gerçekten ölmeye başlar ve Callahan kendi adının da listede olduğunu öğrenir. Cinayetleri araştırırken bir yandan intikam peşindeki bir mafya babasıyla uğraşmak, diğer yandan da kendisine ilgi duyan TV muhabiri Samantha ile yakınlaşmak zorundadır. Olaylar ilerledikçe Swan'ın sadece bir hedef olduğu, gerçek katilin ise takıntılı bir psikopat olduğu ortaya çıkar. Callahan sonunda katili limanda kıstırır ve adaleti bir kez daha kendi yöntemleriyle sağlar.

Californialı sahtekar politikacılar tetikçileri aracılığıyla Los Angeleslı dedektif Mason Storm'u vurup sonra da ölüme terkettiler. Fakat çok yakında Mason'u öldürmenin ne kadar zor olduğunu anlayacaklar. Steven Seagal bu filmle, Nico: Above The Law filmindeki başarısını ikiye katladı. Mason, yedi yıl boyunca koma-bakım ünitesinde kalmıştı. Şimdi Mason bir tek şey için geliyor: Öç almak. Komada kaldığı süre içerisinde bir hemşireden (Kelly LeBrock) destek alan Mason, öcünü almak için kolları sıvar.

Emekli bir porno yıldızı olan Miloş, ailesiyle "normal" bir hayat sürdürürken eski iş arkadaşlarından Leyla bir gün bir teklifle çıkagelir. Miloş'un yer almasını istediği "sanat filmi projesi"nde reddedemeyeceği kadar büyük bir para vardır fakat öte yandan bu işin arka yüzü ve detayları sır gibi saklanmaktadır.

Frank (Kim Bodnia) adlı uyuşturucu satıcısının Kopenhag'da birkaç günlük uyuşturucu alıp satma işleri ve bu sırada başından geçen türlü badireleri,yönetmenin kendine has üslubuyla ne fazla süsleyerek ne de izleyiciyi sıkarak sade bir şekilde anlatışını izliyoruz.Film malesef ki Türkiye de vizyon şansı bulamamış bir başka değerli eserdir.

Jean-Claude Van Damme'ın başrolü oynadığı, Yüzleşme, Görevimiz Tehlike 2 ve Kırık Ok gibi yüksek tempolu filmlerin yönetmeni John Woo'nun yönettiği bir aksiyon filmi. Chance Boudreaux, New Orleans sokaklarında iş ararken babasının "insan avcıları" tarafından öldürüldüğünü öğrenen Natasha ile karşılaşır. Natasha, kendisini koruması ve bu katilleri bulması için Chance'i kiralar... Ama bilmedikleri bir şey var... Chance de bu katillerin avlarından biridir ve artık ya o ölecektir yada avcıları öldürecektir...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.





0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir