
Sienna Miller
Edie Sedgwick

In the mid-1960s, wealthy debutant Edie Sedgwick meets artist Andy Warhol. She joins Warhol's famous Factory and becomes his muse. Although she seems to have it all, Edie cannot have the love she craves from Andy, and she has an affair with a charismatic musician, who pushes her to seek independence from the artist and the milieu.

Sienna Miller
Edie Sedgwick

Guy Pearce
Andy Warhol

Hayden Christensen
Musician

Mena Suvari
Richie Berlin

Jimmy Fallon
Chuck Wein

Tara Summers
Brigid Polk

Mary Elizabeth Winstead
Ingrid Superstar

Jack Huston
Gerard Malanga

Armin Amiri
Ondine

Shawn Hatosy
Syd Pepperman

Beth Grant
Julia Warhol

James Naughton
Fuzzy Sedgwick

Edward Herrmann
James Townsend

Illeana Douglas
Diana Vreeland

Don Novello
Mort Silvers

Victoria dönemi İngilteresi'nde yaşayan John Merrick, ender görülen bir hastalık yüzünden ileri derecede deforme bir bedene ve yüze sahiptir. Gezici bir kumpanyada Fil Adam takma adıyla sergilenmekte ve kafes hayvanı muamelesi gördüğü çok zor bir hayat geçirmektedir. Dr. Frederick Treves adında genç bir cerrahın onu içine hapsolduğu korkunç hayattan kurtarmasıyla hiç alışık olmadığı güzel bir dünyaya adım atar. Ancak acı ve korku dolu geçmişi Merrick'i bu yeni dünyada da takip edecektir.

Boksör Jakc la mottanın kendi ağzından anlattığı şampiyonluklardan bar komedyenliğine uzanan hırslı hayat hikayesi.Usta yönetmen Martin Scorsese'nin yönettiği bu film protesto amacıyla siyah-beyaz çekilmiştir,aynı zamanda sinema eleştirmenleri ve yönetmenleri tarafından tüm zamanların en iyi filmleri içinde ilk 10 sıradadır.

In August of 1949, Life Magazine ran a banner headline that begged the question: "Jackson Pollock: Is he the greatest living painter in the United States?" The film is a look back into the life of an extraordinary man, a man who has fittingly been called "an artist dedicated to concealment, a celebrity who nobody knew." As he struggled with self-doubt, engaging in a lonely tug-of-war between needing to express himself and wanting to shut the world out, Pollock began a downward spiral.

Nickel Çocukları, bir çocuk ıslahevinde kalan iki siyahi genci konu alıyor. İkisinin derin dostluğu bir dönüşüm sunarak umut uyandırıyor.

Soul müziğin babasının inanılmaz yaşam öyküsünden uyarlanan film, James Brown’un (Chadwıck Boseman) mizacına ve müziğine cesur bir bakış niteliğinde. James Brown’un yoksul çocukluğundan 20. yüzyılın en önemli figürlerinden biri haline gelişine uzanan bir yolculuğa çıkacaksınız.

Blake, günün birinde kendini kaybetmiş halde, kendini ormanın ortasına vurur. Göle girerek biraz serinler ve sonra yeniden evine döner. Yemek üzere bir şeyler hazırlar. Evdeki diğer insanlar ise kendi halinde, bambaşka hayatlar yaşamaktadırlar. Blake, bir müzisyendir. Evdeki arkadaşları ise onun grubunun diğer elemanlarıdır. Uzaktan bakınca öyle görünmüyor olsa da, azıcık yaklaşınca anlaşılır ki, Blake, Kurt Cobain'in son günlerinin temsilidir. Onun kendisidir.


Birbirlerinden farklı ama ortak olarak hayattan beklentileri olmayan karakterle dolu koca bir sınıf öğrencinin arasında idealist duygularla öğretmenlik yapmaya yeni başlayan Erin'in işi, sandığından da zordur. Farklı ırk ve toplum katmanlarından gelen öğrenciler için okul, sadece yaşları gereği orada bulunmaya katlanmaları gereken bir yerdir.Erin, kendince yöntemlerle onlara yakınlaşmaya çalışsa da bu niyeti daha da büyük tepkilere yol açar. Çünkü öğrenciler, hayatta yüzleştikleri ırksal ve toplumsal acı gerçekleri farkına vararak öğretmenlerinin saf idealizmi bırakmasını isterler. Zaman içinde onlarla iletişim kurmayı başaran Erin, herbiri birbirinden farklı hikayesi olan bu gençleri, kendi hikayelerini yazmaları ve bunu da birbirleri ile paylaşmaları konusunda cesaretlendirir. Basit bir günlük işlevi görmenin ötesine geçen bu yazılar, öğrencilerin hayata tutunmalarını sağlayan bir araca dönüşecektir.

İki erkek ve bir kadın arasındaki üç kişilik aşkın sinema tarihindeki en güzel anlatımlarından biri olan Jules ve Jim, sadece aşk değil, dostluk üzerine de sözleri olan bir film. Yakın arkadaş olan Jules ve Jim’in hayatları, Catherine ile tanışınca bambaşka bir yöne doğru savrulur. Her ikisi de aynı kadına aşık olsa da Catherine, ilk başlarda sadece Jules’a ilgi duyar. Bildik kadın kimliğinin çok dışında bir karaktere sahip olan Catherine için hayat, alışıldık sınırların çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. İlk zamanlardan beri Jim’in ilgisinin de farkında olan Catherine, yıllar sonra onunla da bir yakınlaşma içine girer. Catherine’i terketmeyi düşünmeyen Jules’un da varlığıyla bu unutulmaz üçlü, birlikte yaşamaya başlarlar.

The Brutalist filmi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra "Amerikan rüyasını" yaşamak için ABD’ye göç eden Macaristan doğumlu, Bauhaus eğitimli Holokost kurtulanı mimar Laszlo’nun yolculuğunu ve hayat hikâyesini anlatıyor. Başlangıçta yoksulluk içinde çalışmaya zorlanan Laszlo, kısa süre sonra hayatının seyrini 30 yıl boyunca değiştirecek bir kontrata imza atar. Yenilikçi kamera oyunları, dramatik yapısı, alışılmadık açı ve kadrajları, kurgusu ve sıradışı ses tasarımı, parlak oyuncu kadrosuyla hem şaşırtıcı hem de unutulmaz.

Richard Linklater, pejmürde bir otel odasında geçen öyküyü, Stephen Belber'ın oyunundan uyarlamış. Liseden beri görüşmeyen Vince ve Johnny, yıllar sonra bir otel odasında biraraya gelip eski güzel günleri anarlar. Sohbet, eski bir tecavüz konusunun açılmasıyla renk değiştirmeye başlar. Aralarındaki konuşma içinden çıkılmaz bir hal almaya başladığında, üçüncü kişi de vakit kaybetmeden şenliğe katılacaktır. Dijital kamerayla, 150.000$'ın altına çekilen film, 2001 Sundance Film Festivali'nde gösterildi.

Ray, kendi halinde yaşayıp giden, hayalleri olan küçük bir çocuktur. Yaşadığı oldukça trajik bir olay sonucunda hayatına kör olarak devam etmek zorunda kalır. Yaşadığı bu acıya rağmen hayata dair umudunu kaybetmez ve yepyeni, taze hayallerle hayat yolculuğuna devam etmeye karar verir. Ray, karşısına çıkan engellerle savaşacak ve dünyanın en önemli müzisyenlerinden biri haline gelecektir. Küçük Ray, hem adıyla hem de soyadıyla tanınan Ray Charles olacaktır. 11 haziran 2004 günü 73 yaşında hayata veda eden soul müziğinin efsane ismi Ray Charles'ın yaşam öyküsünü anlatan 'Ray' müzikal bir otobiyografi.

Jeanne, evlilik hazırlıklarını sürdürürken bir yandan da evlenince oturmak için bir ev aramaktadır. Bir gün çok beğendiği bir evi gezerken çok ilginç ve garip bir adamla tanışır. Paul, kendinden yaşça büyük ve tanıdığı bütün erkeklerden farklı bir adamdır. Aralarındaki çekime karşı koyamaz ve birlikte olurlar. Uzunca bir süre sadece birlikte olabilmek için bu evin çatısı altında buluşacak ama birbirlerinin dışarıdaki hayatlarına dair hiçbir soru sormayacak ve hiçbir şey bilmeyeceklerdir. Bu, Paul'ün ilişkilerinin devam edebilmesi için koymuş olduğu bir şarttır. Paul'ün karamsar ruhuna karşılık Jeanne'in capcanlı gençliği, koydukları bu sert kurallara dayanamayacaktır.

A short, unhappy affair with a married man leads a dedicated schoolteacher into the alcohol-and-drug fueled underworld of singles’ bars, where she begins to engage in a pattern of dangerous sexual activity.

Young Jeremiah lives in a stable environment with loving foster parents until the day his troubled mother, Sarah, returns to claim him. Jeremiah becomes swept up in his mother's dangerous world of drugs, seedy hotels, strip joints and revolving lovers. Salvation comes in the form of the boy's ultrareligious grandparents, but soon Jeremiah's mother returns. Maternal love binds the pair together on the road until Sarah's desperate and depraved lifestyle finally consumes her.

Blonde, 50'li ve 60'lı yıllarda, sinema tarihinin en büyük seks sembollerinden biri olan Marilyn Monroe'nun hem özel hem de kariyer hayatına odaklanıyor.

John Fante‘nin aynı adlı romanından uyarlanan Aşk’a Sor (Ask The Dust), 1930’ların Los Angeles’ında yolları kesişen güzel bir kadın ile karizmatik bir adamın hayallerini gerçekleştirme mücadelelerini anlatıyor. Tutku ve hırslarına yenik düşen bu çift, bir yandan ateşli bir aşk yaşarken, bir yandan da hayalleri uğruna zorlu seçimler yapmak zorunda kalır..

Sene 1929... Yer, Chicago... Hapishanede bir araya gelen iki kadın... Biri kocasını öldürmüştür diğeri ise erkek arkadaşının ölümüne sebebiyet vermiştir. Kısa süre sonra düştükleri bu mahkumiyet sürecinden kurtulmanın yollarını arayacaklardır. Bu emellerine ulaşmaları için tuttukları avukat ise, cinayet davaları üzerine yaptığı ünle bu çevrelerin en ünlü simalarından biri olacaktır.

Hell's Kitchen, New York. Terry Noonan on yıllık bir aradan sonra evine döner. Kısa süre içinde çocukluk arkadaşı ve İrlanda mafyasının bir üyesi olan Jackie ile yeniden bağlantı kurar ve Jackie'nin kız kardeşi Kathleen ile aşk ilişkisini yeniden canlandırır.

Kasım 1988, New York: Yeni bir uyuşturucu türü tüm şehre yayılmış ve bugüne kadar görülmemiş vahşette bir suç dalgasına neden olur. Yeni yasalar doğrultusunda, yeterince adam ve silah kullanamayan polis, ayda iki elemanını kaybeder duruma gelir. Hem suçluları hem suçsuzları yutan acımasız bir savaş başlamıştır. Bobby Green (Joaquin Phoenix) çapraz ateş altında kalmıştır. Brighton Beach’te, akıl hocası Marat Buzhayev'e (Moni Moshonov) ait olan ve Buzhayev'in yeğeni Vadim Nezhinski (Alex Veadov) gibi gansterlerin takıldığı bir Rus gece kulübünde müdürlük yapan Bobby, bu dünyadan uzak durmaya, dönen kirli işlere karışmamaya çalışır. Rahatına düşkün, ahlâk dışı hayat tarzına rağmen kız arkadaşı Amada'ya (Eva Mendes) tutkuyla bağlıdır ve Manhattan'da Buzhayev adına yeni bir gece külübü açmayı arzulamaktadır. Öte yandan, Bobby’nin bu insanlardan özenle sakladığı bir sırrı vardır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir