
Rooney Mara
Narrator (voice)

Exposing the dark underbelly of modern animal agriculture through drones, hidden & handheld cameras, the feature-length film explores the morality and validity of our dominion over the animal kingdom.

Joaquin Phoenix ve Persia White’in anlatıcılığını, Moby’nin müziklerini yaptığı 2003 yapımı belgesel. İnsanların hayvanlar üzerindeki egemenliğini anlatan belgesel film EARTHLINGS, "dünyalılar"ın "öteki" ile ilişkilerini ve davranışlarını 5 ana konu başlığı altında inceliyor: evcil hayvan ve üretim sektörü, gıda sektörü, giyim sektörü, eğlence sektörü, bilimsel araştırmalar. EARTHLINGS, insanın ne kadar vahşileşebileceği hakkında kendimizi zorlayarak hayal edebileceğimiz limitleri bile aşarken, aslında "öteki" olarak gördüğümüz hayvanların insan zulmüne bildiğimizden çok daha fazla ve farklı şekillerde maruz kaldığını da açıkça gözler önüne seriyor.

Fabrika çiftçiliğinin gezegenin doğal kaynaklarını nasıl tükettiğini ve büyük çevreci grupların bu krizi neden görmezden geldiğini öğrenin.

The successes and failures of a couple determined to live in harmony with nature on a farm outside of Los Angeles are lovingly chronicled by filmmaking farmer John Chester, in this inspiring documentary.

Witness the never-before-seen footage and true story behind the John Wick phenomenon – from independent film to billion-dollar franchise.

Film, 2010 yılında hayata veda eden ünlü İngiliz tasarımcı Lee Alexander McQueen’in efsanevi dünyasını anlatıyor. Tasarımcının çocukluk ve ilk gençlik yıllarını sarsıcı bir atmosferle aktaran belgesel, McQueen’in efsanevi şovlarının arkasındaki çarpıcı gerçeklere de odaklanıyor. 27 yaşında Givenchy‘nin başına geçen tasarımcının ikonik tarzı, onu endüstrinin gotik yüzü hâline getirirken; belgesel McQueen’i tanımak için de ideal bir ortam yaratıyor.

Gıda endüstrisini ve şirketlerini ağır bir şekilde eleştiren Robert Kenner tarafından çekilmiş ilgi çekici bir belgesel. Gıda şirketlerinin yediklerimiz üzerinde ne gibi değişiklikler yapıp önümüze getirdiğini ve insanların bu konuda bilinçlenmesi üzerine fikirler ortaya koyuyor. Ayrıca yediklerimizin nasıl önümüze geldiğini bilsek bunları yemekten vazgeçeceğimize dair bizi uyarıyor.

Muckraking filmmaker Morgan Spurlock reignites his battle with the food industry — this time from behind the register — as he opens his own fast food restaurant.

Muhteşem bir keşif yolculuğuna giren yönetmenler Kip Andersen ve Keegan Kuhn, zamanımızdaki en büyük sağlık sırrını ortaya çıkarıyorlar ve bu bilgiyi alan sanayi, hükümet, ilaç ve sağlık kuruluşları arasındaki gizli anlaşmayı inceliyorlar.

Spurlock, fast food'un insanlar üzerindeki etkisini görebilmek için, günde 3 öğün sadece ve sadece McDonal's'larda beslenmeye başlar. Yiyebileceği ve içebileceği şeyler sadece McDonald's menüsündekilerle sınırlıdır. 1 ay boyunca bu diyeti uygulayan Spurlock, kısa zamanda fiziksel ve psikolojik olarak etkilenmeye başlar. Daha ikinci haftada tüm sağlığı bozulan Spurlock, doktorların tabiriyle ölümle yüzyüze gelme tehlikesi altındadır. Belgesel türündeki film, Amerikan beslenme kültürüne, şişmanlığın kaynağına ve yaşam tarzlarına cesur bir bakış sergiliyor.

One of America's top documentary filmmakers turns his attention to the outrageous and nearly unbelievable story of Joyce McKinney, a former Miss Wyoming beauty queen who gained a great deal of notoriety after being accused of kidnapping a young Mormon missionary, restraining him in chains and raping him in 1977 England. The unbalanced McKinney is extensively interviewed, particularly about her ambition to write a memoir telling her side of the tale.

Reggio'nun "Qatsi" üçlemesinin son parçasıdır ve teknolojinin insan yaşamı üzerindeki etkilerini sorgulayan derin bir anlatım sunar. Görsel olarak çarpıcı sahnelerle doludur ve izleyiciyi modern dünyanın karmaşasıyla yüzleşmeye davet eder. "Naqoyqatsi," kelime anlamıyla "savaşın yokluğu" demektir ve bu bağlamda, savaş ve şiddetin yerini alan teknolojik gelişmelerin, insan ilişkilerini nasıl dönüştürdüğünü araştırır. Film, görüntülerin yanı sıra, Philip Glass’ın büyüleyici müziğiyle de desteklenmektedir; bu müzik, filmin atmosferine derinlik katarak izleyicilerin duygusal tepkilerini güçlendirir. Hem görsel hem de işitsel düzeyde zengin bir deneyim sunarak, izleyiciyi düşündüren ve sorgulatan bir yapıt olarak öne çıkmaktadır.

The courtroom and publicity battles between the superstar wrestler and the notorious website explode in a sensational trial all about the limits of the First Amendment and the new no holds barred nature of celebrity life in an internet dominated society.

Okyanuslardaki yaşama hayranlık duyan bir film yapımcısı, insanların deniz canlılarına verdiği zararı araştırırken küresel boyutta korkunç bir yolsuzluğu ortaya çıkarır.

1960'lı yılların Mississippi eyaletinde geçen filmde Eugenie “Skeeter” Phelan, iyi bir eğitim alarak mezun olmuş bir genç kızdır ve diğer yaşıtı kız arkadaşları gibi evlenip, çocuk yapmak yerine kendine meslek edinmek ister. Bir yazar olmak isteyen Skeeter, annesinin “evlenip yuva kurması” gibi beklentilerini de boşa çıkartarak yerel bir gazetede küçük bir köşe sahibi olur. Ev işlerinde püf noktalarını yazdığı bu minik köşe için en yakın arkadaşının siyahi hizmetçisi Aibileen Clark'tan yardım ister ve böylece kendisini sıradışı bir projeye başlarken bulur. Bu gizli projede dokunaklı hikayeler yazmaya başlayınca ona bu ilhamı veren hizmetçi Aibileen ve arkadaşı Minny'nin anlattığı gerçek hikayelerinden çok etkilenir ve bu siyahi hizmetçilerin yaşadığı insanlık dışı muameleyi ortadan kaldırmayı kafasına koyar.

Çalkantılı geçmişi Mad Max’i hayatta kalmak için en iyi yolun yalnız olmak gerektiğine inandırmıştır. Yine de, Furiosa adlı liderlerinin peşinde çorak topraklardaki savaş ortamından sürekli kaçarak hayatta kalmaya çalışan bir grubun arasına sürüklenir. Yaşadıkları ortamı zalimce yöneten Immortan Joe’dan kaçmaktadırlar. Joe ise kendisinden çalınan ve yeri doldurulamayacak derecede önemli kaybının peşindedir.

Fransanın bağımsız Loudun eyaletindeki Ursuline rahibelerinin şeytan tarafından ele geçirilmelerine sebep olan büyüleri yapmakla suçlanan Peder Urbain Grandier’in, bildik şeytan filmleriyle alakası olmayan, akla hayale seslenen hikayesi. Sene 1634.

Mel Gibson’un Max Rockatansky adında bıkkın bir polisi canlandırdığı film, peşine düştüğü çetenin yardımcısını öldürmesinden sonra kendisini ve ailesini hayatta tutmak için harekete geçen bir polisin hikayesini anlatıyor.

Amerika'dan gelen iki genç öğrenci, İngiltere kırsalında ne olduğunu anlamadıkları bir yaratığın saldırısına uğrar. Arkadaşını bu saldırı sonucu kaybeden David ise hayatta kaldığına pişman olacaktır. Çünkü, lânet artık onun da kanına girmiştir.

Danny Zuko ve Sandy Olsson, kusursuz bir yaz aşkı yaşamıştır. Yaz biter ve ikili, okullarına başlamak üzere ayrılırlar. Danny, Rydell'deki ilk gününde, "cool" deri ceketli serseri çetesi T-Birds'ün başına döner. En yakın arkadaşları Kencikie, Doody, Sonny ve Putzie ile yaz tatilinde ne kadar eğlendiğini ve çapkınlığını anlatırken, tesadüfen aynı okula kaydolmuş olan Sandy de onu aralarına katmak isteyen Pink Ladies ile tanıştırılmaktadır. İkilinin birbirine düşman iki gruba dahil olması, ilk başta aralarında ve grupları arasında gerginliklere yol açsa da, aşkları kısa sürede tekrar buluşmalarını sağlayacaktır.

Bilim adamı Will Rodman, babasını yavaşça tüketen Alzheimer için bir tedavi bulmaya kararlıdır. Will, sonuca yakın olduğunu olduğunu hissettiği için en son serumunu maymunlar üzerinde test etmeye karar verir. Test sonucunda maymun deneklerde zeka ve beyin aktivitesinde, özellikle de evcil hayvan şempanzesi Caesar'da çarpıcı artışlar fark eder.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.





0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir