Mike Almayehu
Ali

A 15-year-old Somalian boy meets a 40-year-old Iranian man in a refugee camp in Skåne, in the south of Sweden. With the threat of deportation hanging over them, they decide to take their faiths in their own hands and together they go on a journey in the Swedish summer.
Mike Almayehu
Ali

Michalis Koutsogiannakis
Massoud

Lia Boysen
Louise

Lars Väringer
Kjell
Nicholas Riesbeck
Mackan
Evert Lindkvist
The Old Man

Inga Ålenius
The Old Lady

Jan Åström
Big Bert

Simon Norrthon
Greger

Anette Lindbäck
Eva

Ingrid Luterkort
Edith

Christian Brandin
Jan-Erik Emretsson

Anders Eriksson
Hans Erixon

Cumartesi günü kaldıkları cezada okulun sporcusu, dâhisi, zorbası, prensesi ve yalnız genci, sosyal engelleri ezip geçer.

Limbo, Suriyeli genç bir müzisyenin hayatına odaklanıyor. Omar, gelecek vaat eden genç bir müzisyendir. Suriyeli ailesinden uzakta, uzak bir İskoç adasında sıkışıp kalan Omar, kendisine sığınma hakkı verileceği günü bekler.

Film, hayata olumlu tarafından bakan, akıllı, fazlasıyla neşeli, otuzlarındaki ilkokul öğretmeni Poppy'yi izliyor. Poppy bekârdır, harika arkadaşları, müthiş bir işi ve süper bir hayatı vardır. Filmin iç çelişkisi ise, ona trafik dersleri veren sıkıntılı ve gergin Scott'tan kaynaklanır. Scott, tabii ki sonunda birçok kişi gibi Poppy'ye âşık olur. Poppy, evsiz bir adamla karşılaşır, flamenko kurslarına gider, âşık olur ve hayat gibi bu film de acı-tatlı sürüp gider.

Bir futbol fanatiği olan Eric postacıdır. Orta yaş krizi geçiriyor ve hayatı da her geçen gün daha kötü gidiyordur. Fakat bir gün oğlunun bir hapını içmesiyle efsane Eric Cantona sanrısına kavuşur. Cantona artıkonun hayat koçudur.

In several unrelated stories, the consequences of putting one's foot down – or failing to do so – are explored.

Ty, üç kadınla yaptığı anlaşma sayesinde içi doldurulmuş pelüş hayvanları 90'ların belirleyici bir trendine dönüştürene kadar hayal kırıklıkları yaşayan bir oyuncak satıcısıydı. Tarihin en büyük oyuncak çılgınlığına bu kamera arkası bakış, bu dünyada neye ve kime değer verildiğine dair çılgın bir hikâyeyi anlatıyor.

Lordlar Kamarası’nın bir üyesi beklenmedik bir anda çok saçma bir şekilde öldükten sonra, mal varlığı oğluna geçer. Ancak ne yazık ki oğlu delidir: Kendisini İsa Mesih sanmaktadır. Ailenin diğer üyeleri babasının ona bıraktığı evi çalmaya çalışır.

Pek de fazla dinle alakası bulunmayan bir Müslüman olan Mahmud Nasir , oğlunun sevdiği kızı isteyebilmek icin dindar bir Müslüman olmak zorundadır. Tam da bu konuda kendisini geliştirmek icin uğraşırken aslında gercek ailesinin Yahudi oldugunu öğrenir. Ölüm döşeğindeki asıl babasını görebilmesinin tek yolu da gercek bir Yahudi olmasından gecmektedir. İşte asil komedi de bu noktada baslar.

Genç bir adam, rüyasının peşinden gidip usta bir sommelier olmak ve babasının beklentilerini karşılayıp ailenin barbekü restoranını devralmak arasında sıkışıp kalır.Mamoudou Athie, Courtney B. Vance ve Niecy Nash başrollerde. Yazar-yönetmen Prentice Penny'nin ilk yönetmenlik denemesi.

Tam Y Kuşağına Göre Bir Film Alex Hakkında, Alex intihara teşebbüs edince hafta sonu bir araya gelmeye karar veren liseden 7 arkadaşın hikâyesini anlatıyor. Alexe göz kulak olurken, arkadaş grubu içindeki eski aşklar ve dargınlıklar canlanacak, kötü verilmiş kararlar ortaya dökülecek, dostluklar ve ilişkiler kopma noktasına gelecek ve bütün bu yaşananlar, lise yıllarındaki naif dostluklarının nasıl böyle karmaşık ve kirli hale geldiğini sorgulamalarına neden olacaktır.

Zengin ve ünlü bir Wall Street tüccarı, karısından ve toplumdan birçok şey gizliyor.. Aptal görünüşlü bir hayat kadınıyla, Maria'yla birlikte olmak için yaptığı kaçamakta, bir siyah genci ezerek öldürüyor. Bir süre sonra, herkesin özellikle de Maria'nın kendisine ihanet ettiğini görüyor ve gerçekleri ortaya çıkartmak için harekete geçiyor. Filmde Morgan Freeman'ı da yargıç rolünde izliyoruz.

Son 24 saatinde yeni bir acil sağlık teknisyenine eğitim vermeye çalışan, tükenmiş bir paramediğin mücadelesini anlatıyor. Bu süreçte zorluklarla yüzleşerek hayatta kalmaya çalışıyor.

Hepsi kendi çapında orjinal ve birbiriyle alakasız dört arkadaşın İngiltere'de kalkıştıkları cihad mücadelesi sırasında gerçekleşen trajikomik durumlarını anlatan film Christopher Morris'in ilk uzun metrajlı film olmasına rağmen Sundance Film Festivalinde Jüri Özel Ödülünü kazanmıştır * Dört Aslan, bu dört adamı kendimizden aşırı farklı yabancılar olarak görmemize izin vermiyor. Onları görmemezlikten gelmenin, veya daha da kötüsü, içinden geldikleri kültürü toptan yabancılaştırma eğiliminin ardındaki aptallığı açık ediyor.

Savaşın ezip geçtiği Köln’ün semalarından geçen bir çift, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında kızını doğum gününe götürmeye çalışan bir baba, bir kafenin dışında dans eden genç kızlar, inancını kaybeden bir rahip, hiç aşık olmamış genç bir adam ve Hitler’in mağlup olduğunu anladığı an… Roy Andersson'un Binbir Gece Masalları’nın anlatıcısı Şehrazad’ın öykü anlatımından ilham alarak çektiği film, seyirciyi insanlığın varoluş öyküsünde rüya gibi bir gezintiye çıkarıyor.


Aynı adlı ödüllü romandan uyarlama olan "Vahşi Zarafet"te, Bakelite plastik firmasının veliahtı Brooks Baekeland ile evli olan Barbara Daly (Julianne Moore)nin hikayesi anlatılmakta. Kızıl saçlı, alımlı ve karizmatikbu kadın, kocasının şaşaalı ve asil hayatına hiçbir zaman tam olarak uyum sağlayamamıştır. Aralarındaki bu dengesizliğe bir de çocuk sahibi olmaları eklenince ilişkileri iyiden iyiye sarsılır. Oğulları Tony (Eddie Redmaine), babasının gözüne girmeyi hiçbir zaman başaramamıştır. Babasıyla arasındaki aşılmaz mesafe, Tony'yi gittikçe annesine yaklaştırır. Bu yakınlaşma aynı zamanda bir trajedinin de doğuşu olacaktır. Bu aile trajedisinin yanı sıra Baekeland'ların "parıldayan" yaşamları ardındaki toplumsal farklara da şahit oluyoruz. "Vahşi Zarafet", bir ailenin yükselişi ve dibe vuruşunu arka planına New York, Paris, Cadaques, Mallorca ve Londra gibi efsane güzellikteki mekanları alarak anlatmaktadır.

Kızlara nasıl yaklaşacaklarını bilmeyen 4 delikanlı, bu konularda daha tecrübeli dört genç kız ve pasta alır. Yılın en komik filmlerinden biri olmaya aday olan film aynı zamanda pastayı seks aracı olarak da kullanan ilk film.

Portland’daki kaykaycıların uğrak yeri Paranoid Park’tan (nam-ı diğer Punk Park) adını alan filmde usta yönetmen Gus Van Sant, bir kez daha gençlerin dünyasına bakıyor. Blake Nelson’un romanından uyarlanan film, ergenlik çağındaki kaykaycı Alex’in bir gece kaza sonucu bir güvenlik görevlisini öldürmesi ve bu konuda ağzını açmamaya karar vermesi üzerine gelişen olayları konu ediniyor.

Floriane yüzme takımı üyesi, alımlı, sarışın ve mükemmel vücutlu bir kız. Küçük ve erkeksi olan Marie içe dönük ve utangaç. Gözlemlemeyi sevenlerden. Anne’in ise kilo problemi var ve biraz dertli ama aynı zamanda lafını esirgemeyen ve dışa dönük bir tip. Anne, gözleri Floriane’dan başkasını görmeyen bir erkek yüzücüye “abayı yakmış”. Bu üç kızın arasındaki ilişki, duyguların yüzme havuzunun ışıltılı ve kuralcı ortamından soyunma odalarının ve yatak odalarının kişisel alanına geçip, arzunun ve kıskançlığın karanlık dehlizlerinde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte farklı bir boyut alır. Yetişkinliğe has özel hayat çelişkileri, kamuya açılıp ergenliğin güvenli dünyasını istila edince ayarlar bozulur… Paris’in hemen dışındaki bir banliyöde geçen Nilüferler senkronize yüzme dünyasından gelen birbirinden çok farklı üç kızın içinden geçtikleri duygusal aşamaları takip eden bir film

Küçük bir kasabadan çıkıp uluslararası bir yıldıza dönüşen Jem'in ve kız kardeşlerinin fantastik yolculuğu.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir