
Yu Aoi
Satoko Fukuhara

1940 yılında Japon halkı, ülkelerinin II. Dünya Savaşı’na girip girmemesi konusunda ikiye bölünmüştür. Bir kumaş tüccarıyla evli olan Satoko, kocasının bir şeyler çevirdiğinden şüphelenmeye başlar. Kısa sürede, niyetini saklamak zorunda hissettiği bir oyunun içine çekilir.

Hans Fallanda'nın Otto and Elise Hampel romanından uyarlanan film; Nazi yönetimi altında ki Berlin günlerinde insanca yaşamanın cesaret ve onurunu etkileyici biçimde anlatıyor.



Julien Dandieu (Philippe Noiret), 1944 yılında Montauban’daki bir hastanede cerrah olarak çalışmaktadır. Alman ordusunun Montauban’a da girmesinden korkan Julien, arkadaşı François’dan karısı Clara (Romy Schneider) ile kızı Florence’ı savaşın henüz ulaşmadığını düşündüğü La Braberie’deki ailesinin şatosunun bulunduğu köye götürüp saklamasını ister. Sadece bir hafta sonraki hafta sonunda ailesini görmek için La Braberie’ye gelen Julien, karısı Clara’yla küçük kızı Florence’ın cansız bedenlerini bularak büyük bir şok geçirir. Alman ordusu çoktan köyü işgal etmiş ve hemen hemen tüm köylüler Naziler tarafından öldürülmüştür. Babasının kiliseye sakladığı av tüfeğini bulan Julien, bu katliamı gerçekleştirenleri öldürmeye ant içer. Alman askerler kasabaya partizanların geldiğini sanırlar, oysa onları birer birer ortadan kaldıran, aslında Hipokrat yemini etmiş bir doktor olan Julien’den başkası değildir.

Eskiden beri aralarında derin bir dostluk bulunan iki arkadaş, savaşa gitmenin arifesindedirler. İkinci Dünya Savaşı tüm vahşetiyle sürmektedir ve savaşa dahil olan Amerika Birleşik Devletleri, kendi kaderini belirlemek üzeredir. Savaş bu iki insanı da içine katarak dev bir liman baskınıyla derin bir vahşet sunacaktır. Savaş her zamanki gibi görkemli ve kanlıdır.

Yakın gelecekte Japonya'da, hükümet gençlerin neden olduğu şiddet eğlemlerinin önüne geçememektedir. Öğretmenler, aileler kısacası tüm toplum gençliğin yarattığı korku bulutuna teslim olmuştur. Japon hükümeti olayların kızışmasının ardından "Battle Royale" denilen kanunları kabul etmiştir. "Battle Royale" kanunlarına göre her yıl ülke içinden rastgele bir lise sınıfı seçilir ve bu sınıfın öğrencileri yerini yine hükümetten kimsenin bilmediği bir adaya götürülürler. Bu seneki "Battle Royale" için Nobu'nun sınıfı seçilir. Nobu ve arkadaşları hükümet tarafından "Battle Royale" adasına kaçırılırlar. Adada onları öğretmenleri Takeshi karşılar ve oynayacakları oyunun kurallarını açıklar. Kurallar basittir, Nobu ve 41 arkadaşından sadece bir kişi adadan canlı ayrılabilecektir. Hükümet gençlerin herbirine, içinde farklı silahlar ve yeterli yiyecek bulunan bir çanta verir. Gençler, adadan canlı çıkabilmek için 3 gün içinde birbirlerini öldürmek zorundadırlar...

Acımasız bir Alman casusu, D-Day hakkında yaşamsal bilgilerle İngiltere'den çıkmaya çalışan, genç bir kadınla sakat kocasıyla zaman geçirmek zorundadır.

In Tokyo, Japan, several grotesque murders take place on rainy days. Detective Sawamura, who is in charge of the case, soon discovers that his own family is connected to the crimes.

İkinci Dünya Savaşı'nın eşiğinde, Norveçli genç bir adamın Nazilere direnme azmi hem kendisinin hem de ülkesinin geleceğine yeni bir yön verir.

After a demonstration of new PT boats, Navy brass are still unconvinced of their viability in combat, leaving Lt. "Rusty" Ryan frustrated. After the attack on Pearl Harbor, however, Ryan and his buddy Lt. Brickley are told they can finally take their squadron into battle. The PT boats quickly prove their worth, successfully shooting down Japanese planes, relaying messages between islands, and picking off a multitude of enemy ships.

Yıl 1945. Kanlı bir savaşın kanlı canlı devam etmekte olduğu anlar. Iwo Jima Adası, Japonlar’ın elinde ve Amerika, burayı kazanmanın peşinde. Ele geçirdikleri anda birkaç Amerikan askeri, oradaki dağın tepesine çıkarak zafer bayraklarını dikerler. Ancak bu askerler, kahraman olarak evlerine döndüklerinde kendilerini zorlayan bir takım çelişkili hislerin ve durumların ortasına düşerler.

Çin mahallesi, San Francisco, 1928. Eski özel dedektif Dashiell Hammett, tüberküloz hastası ve geçimini sağlamak için ucuz romanlar yazan, takıntılı bir içici, yardım isteyen eski bir arkadaşından beklenmedik bir ziyaret alır.

Leon Uris’in aynı adlı eserinden uyarlanan 1969 yapımı film, soğuk savaş sırasında yaşanan casus hikâyelerini konu alır. Film, birbirinden farklı birçok kişinin öykülerinin kesiştiği yerdir. Zeki bir Fransız ajanı, sıhhi savaştaki karmaşıklaşmış politikalar içerisinde, 1962 Küba krizine yol açmış olayları gün yüzüne çıkarır. Daha sonrasında ise Fransa’ya geri dönerek uluslararası Rus casusluk çemberinden ayrılır.

Soğuk Savaş’ın tüm gerginliği ile sürdüğü yıllarda, bu gerginlikten en çok nasiplerini alanlar, her iki ülkenin de istihbaratından sorumlu olan ajanlardı. FBI içinde uzun yıllardır ajan olarak görev yapan Robert Hanssen da, bu yıllar boyunca sadakati sınanan ajanlardan biri idi.Yirmi yıllık bir süre boyunca ülkesinin istihbarat bilgilerini Sovyetler Birliği’ne satmış olan Hanssen, sadakasizliğinin anlaşılması sonucu sıkı bir takibe alınır. Eric O’Neill ismindeki genç ajan, Hanssen’in gerçek yüzünün ortaya çıkarılması için görevlendirilmiştir. Biri genç ve hırslı, diğeri ise tecrübeli ve kurnaz bu iki ajan arasında gerilim dolu bir ölüm oyunu yaşanacaktır.Suspect Zero, Uçuş Planı gibi filmlerden senarist olarak tanıdığımız Billy Ray, bu sefer senaryonun yanında yönetmen koltuğunda da oturuyor. Akademi Ödüllü başarılı oyuncu Chris Cooper’a, Ryan Phillippe eşlik ediyor.

İnsan Manzaraları serisinin 2. filminde Kaji (Tatsuya Nakadai) askere çağrılmıştır. Orduya ve savaşa karşı bir kişiliğe sahip olmakla birlikte iyi bir asker olarak dikkat çeken Kaji, aynı zamanda başına geleceklerden hiç çekinmeden doğru bildiklerini söylemeye devam etmektedir. Usta askerlere karşı kendisi gibi acemi erleri savunmaya çalışan Kaji, kendisi usta asker olup acemilerin eğitiminden sorumlu tutulduğunda tüm zorluklara karşın insani tutumunu sürdürmeye çalışacaktır. Ancak artık Japonya gerilemeye başlamış, Sovyet tehlikesi iyice yaklaşmıştır.

Masaki Kobayashi'nin İnsan Manzaraları serisinin ilk filmi, 2. Dünya Savaşı yıllarında Japonya'nın Çin'in Mançurya bölgesini işgal ettiği yıllarda başlıyor. Parlak bir mühendis olmasının yanında bir hümanist ve savaş karşıtı olan Kaji (Tatsuya Nakadai), Mançurya'daki Çinli esirlerin çalışma şartlarının iyileştirilmesi üzerine yaptığı çalışma sonrasında yeni evlendiği eşi Michiko (Michiyo Aratama) ile birlikte küçük bir maden kasabasına gönderilir. Burada kendi insani politikalarını yerleştirmeye çalışırken birçok iş arkadaşıyla ters düşen Kaji, aynı zamanda Çinli esirlerin güvenini kazanmanın da kolay olmayacağını anlayacaktır.


30 yılını bir masanın başında mühür basarak ve hiçbir iş yapmayarak geçirmiş olan Bay Watanabe 1 yıldan az ömrü kaldığını öğrenince, o güne dek hiç yaşamamış olduğunu hisseder. Ancak yaşama duygusunu kolay kaybetmeye niyetli değildir.

J.G Ballard'ın oto-biyografik romanından uyarlanan "Güneş İmparatorluğu", Shangai'in Japon istilasına uğradığı 1941 yılında başlıyor. Zengin bir ailenin mutluluk içinde yaşayan genç üyesi Jim Graham şehirde yaşanan büyük kaos sırasında ailesini kaybediyor ve her gün onlarca insanın öldüğü bu karmaşada yapayalnız kalıyor. Uçaklara büyük bir ilgi duyan ve hep uçmayı hayal eden Jim, sonunda Soo Chow toplama kampına gönderiliyor ve burada geçirdiği aylar boyunca yepyeni insanlarla tanışarak, yaşamın ailesinin kendisine sunduğu kadar toz pembe olmadığının farkına varıyor.

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.












0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir