
Isabelle Adjani
Marya 'Mado' Zelli

Marya genç bir koro kızıdır. Stephen Zelli adında Polonyalı bir sanat menajeri ile evli olan genç kadın, kocasının çok para kazanmasının nedenlerini evlilikleri boyunca asla sorgulamamıştır.

Isabelle Adjani
Marya 'Mado' Zelli

Maggie Smith
Lois Heidler

Alan Bates
H.J. Heidler

Anthony Higgins
Stephan Zelli

Suzanne Flon
Mme. Hautchamp

Sheila Gish
Anna

Daniel Chatto
Guy

Pierre Clémenti
Theo

Daniel Mesguich
Pierre Schlamovitz

Armelia McQueen
Nightclub singer
Wiley Wood
Cairn

Virginie Thévenet
Madmoiselle Chardin

Muriel Montossé
Marjorie

Hélène Shirley
Adriana

Caroline Loeb
Nun

1920li yılların sonunda Hindiçin Liseli bir Fransız kız, Mekong nehrindeki bir vapurda zengin bir Çinli ile tanışır ve onun birlikte yolculuk etme teklifini kabul eder. Sonrasında genç kız, adamın garsoniyerine gidecek ve ilk aşkı orada yaşayacaktır. Irklar arası sürtüşmenin, para ve statü gibi değerlerin şekillendirdiği bu tutku dolu ilişki, Çinli adam için ömür boyu unutulmayacak gerçek aşk anlamını taşıyacaktır. Ünlü yazar Marguerite Durasın Fransanın en önemli edebiyat ödülü Prix Goncourta layık görülen ve kendi yaşam öyküsünden izler taşıyan romanından, baş döndürücü güzellikte bir uyarlama.

New York'ta yaşayan bir çiftin geçirdiği zorlu bir dönemi ele alan iki ayrı filmden oluşan seride, çiftin hikayesini iki farklı bakış açısından aktarılanlarla dinliyoruz. Bu filmde hikayeyi kadın karakterin gözünden izliyoruz. Ned Benson'ın ilk uzun metraj denemesi olan filmin başrolünde Jessica Chastain bulunuyor.

Geçirdiği tehlikeli bir kayak kazasının ardından uzun süreli bir rehabilitasyon sürecine giren Tony Jézéquel, Georgio Milevski ile yaşadığı tutkulu aşk hikayesini yeniden hatırlayıp o günlerini gözden geçirmek için bol miktarda zaman bulacaktır.

Two ex-lovers wind up living next door to each other with their respective spouses. Forbidden passions ensue.

Fransa'da 1960'larda "burjuva sineması" nı yıkarak yerine "modern sinema" nın temellerini atan 'anarşist' sinemacı, Yeni Dalga akımının önemli ve ilginç yönetmeni Jean-Luc Godard'ın senaryosunu yazıp yönettiği "Evli Bir Kadın", yönetmenin henüz politik filmlerine başlamadığı ilk dönem filmlerinden biridir. Godard aynı zamanda filmin anlatıcısıdır. Başrollerinde Bernard Noël, Macha Méril ve Philippe Leroy'un oynadıkları filmin siyah beyaz görüntülerini Raoul Coutard çekmiştir. Filmde, Paris'te yaşayan evli ve çalışan bir kadının başka bir adamla aşk yaşarken gebe kalması üzerine aşığı ve kocası arasında bir seçim yapma durumunda kalması anlatılır. Godard bu bildik aşk üçgeni konusu üzerinden modern kültürde kadının rolünü sosyolojik açıdan irdeler, tüketim toplumunda aşkın yerini araştırır.

Viven ve Roy, lise son sınıfta okuyan iki gençtir. Viven, fizik tutkunu olan başarılı bir öğrenciyken Roy'un oldukça sorunlu bir hayatı vardır. Beklenmedik bir olay ikisinin yollarının kesişmesine ve hayatlarının bambaşka bir hal almasına neden olur.

Amerikalı bir eczacı olan Martin (Nicholas Hoult) ve İspanyol bir fizyoterapist olan Gabi (Laia Costa)'nin Los Angeles'ta gecenin geç saatlerinde buluşması popüler bir "arkadaşlık uygulaması" aracılığıyla gerçekleşir. İkisi de birbirlerinden çok etkilenir ve bir süre "takılmak" isterler ancak aralarındaki güçlü cinsel çekim bir süre sonra mutlu ve sadık bir ilişkiye dönüşür. Yine de Gabi "yeniliklere" takık olduğunu itiraf etmiştir, onun için her zaman trend, son moda olan daha cezbedicidir. Böyle bir kişi ilişkisine sadık kalabilecek midir? Film, "Bazen aşk yetersiz kalır" mesajını sosyal medyanın kaydadeğer etkileri üzerinden sunuyor.

1935 yılının Brooklyn’i… İrlanda’dan gelen göçmenlerin ikamet ettiği bir bölgede Margaret Mary McCourt adı verilen bir kız çocuğu dünyaya gelir. Anne-baba Angela ve Malachy çok mutludurlar. Ancak, yaşadıkları maddi zorluklar nedeniyle henüz yedi haftalıkken çocuklarını kaybeden ailenin tüm umutları bebekle beraber toprağa gömülecektir.

Connie Sumner, kocası ve oğluyla mutlu bir yaşantısı olan bir kadındır. Bir gün iş için New York'ta bulunduğu sırada rüzgar yüzünden dengesini kaybeder ve düşer. O sırada orada bulunan genç kitapçı Paul Martel, kadına yardım eder ve dizindeki yaraya pansuman yapmak için evine davet eder. Connie, genç adamın evinde çok kısa bir süre geçirir ve hemen evine döner. Bu olayın, kocası Edward ile olan ilişkisi için bir test olduğunu düşünmektedir. Ancak bir süre sonra genç adamın dairesine tekrar gider; olaylar artık kontrolden çıkmıştır.

Zakkum zehirli olabilir, bir annenin sevgisi de...Baştan çıkarıcı güzel Ingrid, kendisini terkettiği için sevgilisini öldürür. 15 yaşındaki kızı Astrid, annesinin tutuklanışına şahit olur. Bu olay, ikisinin de hayatlarındaki dönüm noktasıdır.Tek başına kalan Astrid, bir kaç yetim yurdunda kaldıktan sonra hayatta kalmak için kendi ayakları üstünde durması gerektiğini anlar. Genç kız, yurtlarda geçireceği 3 yılda, annesinin hapisteyken bile üzerinde kurduğu güçlü baskıya rağmen, geçmişini unutmak ve özgürlüğünü kazanmak için sevgiyi, öfkeyi ve hayatın değerini anlayacaktır.

A woman becomes very curious about one of her psychiatrist husband's inmates, a man who was found guilty in the murder and disfigurement of his former wife.

Narin ve kırılgan genç bir kadın olan Chloe depresyondadır ve psikanaliste gitmeye karar verir. Seanslara gittikçe kendini daha iyi hisseden Chole, psikanalisti Paul'a kısa sürede aşık olur. Bir süre sonra birlikte yaşamaya başlayan ikilinin ilişkileri sağlıklı gibi görünse de ters giden bazı durumlar vardır. Chole, sevgilisinin gerçek kimliğine dair ondan bir şeyler sakladığını keşfeder ve çift arasında bir köşe kapmaca başlar.

Öykü, belirsiz bir zaman diliminde, feodal düzenin hakim olduğu Çin topraklarında geçiyor. Çalınan bir kılıcın ve ünlü bir kaçağın peşindeki iki savaşçı, iz üstündeyken soylu bir adamın kızına rast gelirler. Fiziksel açıdan şaşırtıcı derecede iyi eğitilmiş bir dövüşçü olan bu genç kız, hayatının kritik kararlarından birini vermek üzeredir. Mucizelerin olağan karşılandığı, havada yürüyen zen savaşçılarının cirit attığı bir düşsel gerçekliği koreografik olarak sinemaya taşıyan yönetmen Ang Lee, romantizm ve aksiyonun dinamik bir öykü içindeki birleşimi olarak tanımlıyor filmini.

Yanlış anlaşılmalar sonucunda hapse düşen iki kafadar ile onları kurtarmaya çalışan avukat bozuntusu kuzen ve sevgilisinin komik hikayesini anlatıyor.

Ömür boyu hapse mahkûm olan Frank Morris, Alcatraz'dan kaçışını planlar. Bu gerilim filmi, Alcatraz cezaevinin tarihindeki tek başarılı firardan uyarlandı.

Jim, lise basketbol takımının başarılı oyuncularından biridir. Milli takımda oynama ve bir basketbol yıldızı olma hayalleri, uyuşturucu ile tanışınca yerini New York sokaklarının acı gerçeklerine bırakır. Annesi tarafından evden atılması ile birlikte para bulup hayatta kalabilmek için her türlü suçu işlemekten çekinmeyen bir insana dönüşür Jim. Suç, sefalet, çarpık ilişkiler ve ölüm gibi kötü tecrübelerle dolu bir yaşamla karşı karşıya kalmıştır. Ta ki kendini kurtaracak şeyi, günlük tutmayı keşfedene kadar...

Geceyarısı Ekspresi Alan Parker'ın yönetmenliğini yaptığı İngiliz-Amerika ortak yapımı ve 1978 çıkışlı bir sinema filmidir. 1970'te, Türkiye'de tutuklanıp hapse atılan William Hayes'in gerçek öyküsünden yola çıkılarak yazılmış hikâyeyi anlatmaktadır. Amerikalı genç bir turist olan William Hayes, sevgilisi Susan ile birlikte Türkiye'de tatildedir. Hayes tatil dönüşü arkadaşlarına satıp para kazanmak amacıyla ülkesine dönerken yanında iki kilogram haşhaş götürmeye teşebbüs eder. Vücuduna canlı bomba gibi yerleştirdiği küçük paketler halindeki uyuşturucu uçağa binmek üzereyken yapılan ani bir güvenlik aramasıyla polisler tarafından bulunur ve İstanbul Sağmalcılar Cezaevi'nde tutuklu geçireceği süreç başlar.

IRA ile ilgili olarak çekilmiş filmde, Bobby Sands'in insanlık dışı muamelelere maruz kalışındaki sertliği adeta yaşıyorsunuz. Diyalogsuz sahnelerin vuruculuğu ile başlayan film, tüm filme yayılan dehşetli gerçeklik duygusu ile izleyeni kavrıyor. Mahkumların battaniye ve yıkanmama eylemleriyle ilerleyen direnişleri, altı hafta süren açlık grevi ile doruğa çıkıyor. Hayatı mücadele ile geçmiş Sands’ın kendi vücudunu yaşamının son savaş alanı olarak addedmesiyle yaşanan dramatik süreç muazzam bir etkileyicilikle gözler önüne seriliyor. Filmin etkileyiciliği sadece Sands önderliğindeki mahkumların direniş destanından ibaret değil. Zira hapishane mahkumlar için olduğu kadar gardiyanlar için de tam bir cehennem. Gardiyanların da alt üst olmuş psikolojisini izliyoruz filmde.


Tonny hapishaneden "yine" çıkar. Bu sefer dağılmış hayatını toparlamayı kafasına koymuştur. Ama bunu söylemesi kolay, yapması ise çok zordur...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir