
Nina Hoss
Anonyma

1945 baharında Rusya işgali altındaki Berlin'deyiz. Bombalar altındaki şehirde kalanlar başlarına gelecek felaketleri bekliyorlar.Şehre giren Rus askerleri, ele geçirdikleri Alman kadınlara tecavüz etmeye başlıyorlar. Hayatta kalma mücadelesi veren Alman bir kadın gazeteci, kaçınılmaz gibi duran tecavüzlerden korunmak için Rus bir binbaşıyla gönül ilişkisine giriyor. Bu sırada Berlin’in dört bir yanında işgalin trajik sonuçları yaşanıyor. Gerçek bir olaydan ilham alan filmde savaşın acımasız yüzüne tanık oluyoruz.

Nina Hoss
Anonyma

Евгений Сидихин
Major Andreij Rybkin

Juliane Köhler
Elke

August Diehl
Gerd

Irm Hermann
Witwe

Rüdiger Vogler
Eckhart

Ulrike Krumbiegel
Ilse Hoch

Isabell Gerschke
Lisbeth

Rolf Kanies
Friedrich Hoch

Jördis Triebel
Bärbel Maltaus

Роман Грибков
Anatol

Erni Mangold
Achtzigjährige Frau

Anne Kanis
Flüchtlingsmädchen

Самвел Мужикян
Andropov

Hermann Beyer
Dr. Wolf

1917, I. Dünya Savaşı'nın doruk noktasında, kendilerine imkânsıza yakın bir görev verilen iki İngiliz asker Kıdemsiz Onbaşı Schofield ve Kıdemsiz Onbaşı Blake'in hikâyesini anlatıyor. Blake'in abisinin de içinde bulunduğu 1.600 asker bir tuzağa doğru ilerlemektedir. Askerlerin hayatlarını kurtaracak mesajı düşman bölgesini geçip tabura ulaştırmak için Schofield ve Blake zamanla yarışacaktır.

19 year old Irena Gut is promoted to housekeeper in the home of a highly respected Nazi officer in Poland when she finds out that the Jewish ghetto is about to be liquidated. Determined to help twelve Jewish workers, she decides to shelter them in the safest place she can think of – the basement of the German Major's house. Over the next eight months, Irena uses her wit, humour and immense courage to hide her friends as long as possible.

The incredible, untold true story of how a group of prisoners attempt a seemingly impossible escape from the first Nazi death camp in order to provide the first eyewitness account of the Holocaust.

Savaşa Almanların gözünden bakan film, bir grup Alman askerinin Avrupa'dan Rusya'ya gidişini ve Stalingrad Savaşını anlatıyor. Hitler 2. Dünya Savaşında Nazi ordusunu toplayarak Rusya'nın doğusunda Kızılordu'ya saldırır. Tarihin en büyük savaşları arasında yer alan bu savaş 2. Dünya Savaşının sonucuna da etki edecektir. Bu yüzden iki taraf da savaşı kazanmak için canla başla mücadele eder fakat savaşı Kızılordu kazanır.

Film 1920'li yıllarda Almanların, Polonyalılar ve diğer azınlıklarla birlikte uyum içinde yaşadıkları yoksul kent Danzig'de başlar. Annesi ve hangisinin babası olduğunu bilmediği iki erkekle birlikte yaşayan Oskar'a (David Bennent) üç yaşına bastığı doğum gününde teneke bir trampet hediye edilir. Bu andan itibaren çevresinde gözlemlediği erişkinlerin mutsuz ve acınılacak dünyalarına katılmaktansa hep çocuk olarak kalmaya karar verir. Gerçekten de yıllarca fiziksel olarak bir gelişme göstermez. Çevreye karşı tek protestosu büyümeyi reddetmek değildir, aynı zamanda teneke davuluna şiddetle vururken çıkardığı cam eşyaları bile parçalayan tiz çığlığı da 2. Dünya Savaşı yaklaşırken ülkede olup bitenlere duyarsız kalan orta sınıf Alman toplumunu bir yadsıma biçimidir, gitgide çıldıran dünyaya karşı bir protestodur.

İkinci Dünya Savaşı'nın insanlık dışı öykülerinden bir kesit... Auschwitz kampında kurulan gaz odalarında ölüme gönderilen Yahudilerin yaşadığı korkunç trajediye ek olarak bir de, onları ölüme göndermeleri için seçilen bir grup Yahudi'nin trajedisi de yaşanmaktadır.Sonderkommandos adı verilen grup büyük bir ahlaki ikilemle karşı karşıya bırakılır. Grubun kendi aralarında örgütlemeye çalıştıkları, Auschwitz tarihindeki ilk silahlı eylemi harekete geçirmeye hazır oldukları bir sırada, gaz odalarında hayatta kalmayı başarmış 14 yaşındaki bir kzı çocuğunu bulurlar. Grup, belki de hayatlarının en büyük ikilemi ile karşı karşıya kalacaktır. Bu kızı kurtarmak uğruna ya hazırladıkları başkaldırı eylemini bir kenara bırakacak ve diğer binlerce insanın kurtarılma umudunu hiçe sayacaklardır ya da onca eziyete rağmen hayatta kalmayı başarabilmiş olan bu ufak kızı ölüme terkedeceklerdir.

1944 Fransa’sında, bir Amerikan istihbarat timi, Almanya’nın savaşın son taarruzunda ölmek yerine teslim olmak isteyen bir Alman müfrezesinin izini sürer. O sırada savaştan izole durumda olan iki grup asker, aralarındaki düşmanlığı bir kenara bırakıp Noel’i birlikte geçirir. Ancak teslim olma planı ters gidince, her iki taraf da birbirleriyle savaşmak zorunda kalır.


Nazi subayları ve SS liderleri Yahudi sorununa kesin bir çözüm getirmek için 1942 Wannsee Konferansında bir araya gelirler. Uzun tartışmaların ardından, tarihi Yahudileri Avrupa'dan sürme planını hayata geçirmeye karar verirler. Kararları, insanlık tarihinin en korkunç ve utanç verici olaylarından birine gebedir - Faşizm; o dönemdeki ağır teorisyenleri üzerinden bu kadar yalın ve çarpıcı bir dille anlatılır. Kaçırmayın lütfen.

İkinci Dünya Savaşının önemli cephelerinden olan Rusya cephesinde büyük değişiklikler olmuştur. Rusya'ya saldıran Alman orduları yanlış zaman ve yetersiz malzeme yüzünden inanılmaz hızla girdikleri bu topraklardan geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Savaş alanındaki kurnazlıkları sayesinde hayatta kalmayı başaran Çavuş Steiner ve emrindeki birliğe yeni atanan komutanları Yüzbaşı Stransky arasında çok kısa bir zaman içinde bir sürtüşme başlar. Aslen Prusyalı aristokrat bir aileden gelen bu yeni komutan her ne pahasına olursa olsun şeref madalyası almaya çalışmaktadır. Aralarındaki hava gergindir çünkü çavuş, askerler arasında adeta bir efsane haline gelmek üzeredir.

Birinci Dünya Savaşı esnasında bir erkek lisesinde öğretmenlik yapan Profesör Kantorek, öğrencilerini savaşa katılmanın ve bir asker olarak savaşta yer almanın son derece onurlu bir mevki olduğu gerekçesiyle doldurmaktadır. Bu etkileyici konuşmalardan etkilenen askerler gönüllü olarak askere yazılarak Alman ordusuna katılırlar. Ancak savaş ne kitaplarda yazdığı, ne de öğretmenlerinin anlattığı türden epik bir olay değildir. Genç askerler bu yanılgının farkında olsalar da artık geriye dönebilmeleri mümkün değildir; tüm toyluklarıyla olup biten tüm siyasi oyunların ve acımasız planların gölgesinde canları için mücadele edeceklerdir. 1930 yapımı All Quiet on the Western Front, (Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok) filminin uyarlaması.

İkinci Dünya Savaşı'nda görev yapan bir psikiyatrist, Nürnberg davalarından önce Nazi liderlerini değerlendirirken, Hermann Göring ile rahatsız edici bir bağ kurdukça kötülüğü anlama konusunda giderek daha fazla saplantılı hale gelir.

1936'da Almanya'nın başkenti Berlin'de yapılan Olimpiyat Oyunları'na katılan ve erkekler 5 bin metre yarışında 8. olmasına karşın son 56 saniye içinde yaptığı atılımla Nazi Almanyası'nın lideri Adolf Hitler'in dikkatini çeken ve daha sonra onunla buluşan, ABD'nin II. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından 1941'de Hava Kuvvetleri'ne katılan, B-24 savaş uçağı bombacısı olarak Pasifik'teki Funafuti Adası'na gönderilen, içinde bulunan uçağı, 1942'de kayıp bir uçağı aramak için düzenlenen arama kurtarma operasyonu sırasında okyanusa çakılan ve kazadan kurtulan 3 kişiden biri olan Zamperini'ye şiddetli travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konuldu. Huzuru yaşamını Hıristiyanlık dinine adayarak bulan Zamperini, 1998'de 81. yaşgününde Japonya'nın Nagano kentinde düzenlenen Kış Olimpiyatları'nda da Olimpiyat Meşalesi'ni taşımıştı.

2. Dünya Savaşı esnasında 2500 yahudi çocuğu nazilerin elinden kurtaran ve yaptığı çalışmalarla nazilerin hedefi haline gelen Irena Sendler'ın gerçek hikayesi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bir yıl önce, yoksul bir ailenin kız çocuğu bir geyşa evinde hizmetçi olarak çalışmaya başlar. Gizemleri günümüze kadar korunan, saklı ve bir o kadar da büyülü bir dünyada büyüyen kız çocuğu, rekabetin bitmediği, hataların affedilmediği bir dönemde efsanevi geyşa Sayuri’ye dönüşür. Dönemin en güçlü erkeklerini parmaklarında oynatan Sayuri, rakiplerinin tuzaklarına aldırmaksızın gerçek aşkın hayalleriyle yaşamaktadır.

Inglourious Basterds, Shosanna Dreyfus 'un ailesinin Nazi Yüzbaşısı Hans Landa 'un elinde idam edilmesi sırasında, Alman işgalindeki Fransa'da başlar. Shosanna kıl payı kurtulur ve bir sinema sahibi olarak yeni bir kimlik uyduracağı Fransa'ya gider. Avrupa'nın başka bir yerinde Teğmen Aldo Raine bir grup Yahudi askerini organize ederek hedef alınan bölgelere doğru yönlendirir. Düşmanları tarafından "Soysuzlar" olarak bilinen Raine'ın ekibi, etmek göreviyle Alman film yıldızı ve gizli ajan Bridget Von Hammersmark'a katılırlar. Kaderleri, Shosanna'nın hazır tuttuğu intikam planını gerçekleştireceği bir sinemanın altında birleşir...

Fury, 1945 yılının Nisan ayında, İkinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde geçiyor ve Komutan Wardaddy, topçu Boyd Swan, yükleyici Grady Travis, şoför Trini Garcia ve yardımcı şoför Norman'dan oluşan müfrezenin, 300 düşman askeriyle karşılaştığı ve tüm imkansızlıklarla savaşmak zorunda kaldığı 24 saati konu alıyor. Beş askerden oluşan küçük ekip, zırhlı tanklarıyla, Almanya'da savaşın ortasında kalır ve bu ekip bölgede kalan son Amerikan ordusu askerlerinden oluşur. Birlik az sayıda askerden oluşmasının yanı sıra cephane anlamında da bir hayli zor durumdadır. Gruba komuta eden Çavuş Wardaddy'nin Avrupa'nın tamamını yıkıma uğratan bu savaştaki son görevi, askerlerini Nazi birliklerinin kuşatması altında olan bu bölgeden sağ salim çıkarabilmektir.

Joe Buck, geçmişini bir kenara bırakır ve New York’a doğru bir yolculuğa çıkar. Niyeti orada zengin kadınlarla tanışıp, jigololuk yapmaktır. Ancak şehir hiç de onun beklediği gibi değildir. Kısa bir süre sonra fakir bir dolandırıcı olan Ratzo ile tanışır ve bu iki adam, çaresizliklerle dolu hayatlarında birbirlerinin en yakın dostu olur.

Nazilere mensup annesiyle babası 1945 yılında Müttefikler tarafından tutuklanınca ortada kalan genç Lore, dört kardeşini önüne katıp 900 kilometre ötede, Hamburg'daki büyükannelerine doğru yola koyulur. Savaşın bitişiyle hüküm süren kargaşa, yokluk ve acının ortasında, Thomas adında gizemli bir Yahudi mülteciyle karşılaşması Lore'un dünyasını alt üst eder. Lore, tehlikeli yolculuklarında hayatta kalabilmek için düşman bildiği, hep nefret etmesi gerektiği öğretilen birine güvenmek zorunda kalacaktır.

İkinci Dünya Savaşı'nın çıkmasından kısa bir süre önce Almanya'da yaşayan Yahudi bir aile Nazi zulmünden kaçmak için ülkelerini terk etmek zorunda kalır. Kenya'da bir çiftliğe yerleşen Redlich ailesi geride bıraktıklarının üzüntüsüyle yeni hayatlarına alışmaya çalışır. Bir an önce eski hayatlarına dönmeyi uman Redlich'ler dünyanın diğer tarafından gelen haberlerle sarsılırlar. Aile bireyleri yeni düzenin getirdiklerine alışmak ve direnmek arasında bocalarlar. Stefanie Zweig'ın otobiyografisinden uyarlama bu modern klasik 2002 yılında En İyi Yabancı Film Oscar'ını kazandı. Filmin ödüllü yönetmeni Caroline Link "Jenseits der Stille - Beyond Silence" adlı filmiyle 1998 senesinde En İyi Yabancı Film dalında Oscar'a aday oldu. Başrolde izlediğimiz Juliane Köhler "Aimee & Jaguar"daki performansıyla 1999 yılında Berlin Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir