
Meryl Streep
Rachel

"Aşk olduğunu sandılar. Gerçek bir kalp sancısıydı."
Nora Ephron'un çok satan romanından uyarlanan ve yönetmenliğini Mike Nichols'un (The Graduate, Postcards From The Edge) yaptığı bu filmde Meryl Streep ve Jack Nicholson ikilisiyle modern hayata romantik bir bakış atıyoruz. Rachel rolünde izlediğimiz Streep başarılı bir yemek yazarını canlandırıyor. Diğer tarafta Nicholson'ın canlandırdığı Mark ise kadın avcısı bir köşe yazarı. Kadın New York'ta, adamsa Washington, D.C.'de yaşıyor. Bütün bu karmaşa bir ilişkiyi zorlamazsa, başka ne zorlayabilir ki!

Meryl Streep
Rachel

Jack Nicholson
Mark

Jeff Daniels
Richard

Maureen Stapleton
Vera

Stockard Channing
Julie

Richard Masur
Arthur

Catherine O'Hara
Betty

Steven Hill
Rachel's Father

Miloš Forman
Dimitri

Mamie Gummer
Annie

Karen Akers
Thelma Rice
Aida Linares
Juanita

Anna Maria Horsford
Della

Ron McLarty
Detective O'Brien

Kenneth Welsh
Dr. Appel

Christin ve Antoine ‘nın evliliklerine Antoine’nın çiçekçi dükkanının işlerini kötü gitmesi ciddi darbe vurur. Antoine iş bulmak için bir Amerikan şirketine başvuru yapar ve ne olduysa ondan sonra olur. Christine bu duruma karşıdır ama Antoine işe başlamıştır bile. japonya’dan gelen iş kafilesindeki Kyoko ile olan samimiyeti istemese de Antoine zor duruma sokar. Evliliği bitme noktasına gelmiştir artık naptıysa kendini affettirememiştir Christine. sonunda arayı soğutup Kyoko’da kurtulmayı başarır ve ayrılığın verdiği soğuk havdan kurtulur… 400 darbenin devamı niteliğindeki Antoine Doinel serisinin evlilik, çocuk yapma ve ilk aldatmalar bölümünü oluşturan Truffaut filmi…

Stil ve varlığın, mizah ve insanlığın muhteşem bir bileşimi! 42 yaşındaki Manhattan yerlisi Isaac Davis işinden nefret etmektedir. 17 yaşında Tracy adında hiç sevmediği kız arkadaşı ve evlilikleri hakkında bir kitap yazan Jill adında lezbiyen bir eski karısı vardır. Ve Isaac onu boğazlamak istemektedir. Ancak en iyi arkadaşının seksi ve entellektüel metresi Mary ile tanışınca, Isaac tepeden tırnağa şehvetle dolar * Manhattan, New York aşığı Allen’ın kendi şehrine, semtine yazdığı bir aşk mektubu gibidir, kendi dünyasına bir güzellemedir. Manhattan, 70’ler sonu Amerikası’nın güvensizliğini başarıyla yakalamış bir film. Eskisinden daha çok kazanan, daha fazla özgürlüğe ve seçme hakkına sahip olan şehirliler, suçluluk ve güvensizlik duygularıyla boğuşuyorlar. Bu zeka eseri, dengeli, aynı zamanda hüzünlü siyah/beyaz komedi en sevilen filmler arasındaki yerini hep korudu.

Fırtınalı bir yıl geçiren Borges ailesinin hayatına odaklanan filmde Borges ailesinin başına gelen türlü trajikomik durumlara tanık oluyoruz. Başarılı bir yazar olan William Borges, takıntılı olduğu eski karısı Erica ve çocukları Samantha ile Rusty'den oluşan bu aile bir yıl içerisinde aşkın ve duyguların farklı halleriyle karşılaşıyor ve bunun sonucunda çeşitli problemlerle karşılaşıyor. İlk yönetmenlik deneyimiyle Josh Boone'un kotardığı filmin başrollerini Jennifer Connelly, Greg Kinnear ve Lily Collins gibi ünlü isimler paylaşırken, sürpriz bir isim olan Stephen King'i izleme şansını da elde ediyoruz...

Olivia Wilde ve Seth Rogen'ın canlandırdığı ev sahibi çift, Edward Norton ve Penelope Cruz tarafından canlandırılan yeni bir çifti akşam yemeğine davet eder. Başlangıçta nazik ve sıradan bir sosyal etkileşim gibi görünen gece, misafir çiftin ilişkilerine dair yaptıkları sıra dışı açıklamalar ve sundukları "davet" ile yön değiştirir. Ev sahiplerinin kendi ilişkilerindeki çatlaklar, misafirlerin kışkırtıcı tavırları ve kuralları belirsiz oyunlarıyla derinleşirken; karakterler arasındaki gerilim, fiziksel ve psikolojik sınırların sorgulandığı bir noktaya evrilir.

Rival reporters Sam Craig and Tess Harding fall in love and get married, only to find their relationship strained when Sam comes to resent Tess' hectic lifestyle.

Ivy ve Theo, başarılı kariyerleri, mutlu evlilikleri ve harika çocuklarıyla ideal bir hayat sürüyor gibi görünmektedirler. Ancak Theo'nun kariyeri düşüşe geçerken Ivy'nin kendi hedefleri yükselişe geçince bu kusursuz görüntünün altında bir fırtına patlak veriyor. Kusursuz görünen çiftin çatırdayan ilişkisinde gizli rekabetler, bastırılmış öfkeler ve komik olduğu kadar keskin çatışmalar gün yüzüne çıkmaya başlar.

İki kızı olan ve karısından yeni boşanmış Will Henry başarılı bir çizimcidir. Hakim kızları babaya verir ve Will Henry hayatı artık kızlarına hem annelik hem babalık yapmak olur. Bunlarla uğraşırken birde yeni aşka yelken açması çıkılmaz bir hal alacaktır.

Margot ve Lou beş yıldır evli olan ve dışarıdan bakıldığında sorunsuz ilişki yürüten bir çifttir. Fakat Margot'un tesadüfen tanıştığı Daniel'e karşı hissettiği çekim her şeyin yönünü değiştirecektir. Zira Daniel ile engel olamadıkları cinsel yakınlaşma Margot'un kendisini daha fazla tanımasına ve evliliğinin gidişatını sorgulamasına neden olacaktır...

Komedi türündeki filmde Julia Louis-Dreyfus, onu seven ve her şekilde destekleyen Don ile inanılmaz mutlu bir evliliği olan New Yorklu bir roman yazarı olarak yaşamını sürdüren Beth karakterine hayat verecek. Günün birinde Beth, Don'un kendisinin yazdıklarını yıllardır sevmediğini itiraf ettiğini duyduğunda, hayatlarında iyi olan her şeyi geri almakla tehdit eder. Bu durum da ikili arasındaki ilişkileri gergin bir hâle getirir.

Kate Welles, genç ve çekici bir gazeteci, bir kadın dergisi için yüzeysel konular üzerine yazılar yazarak geçimini sağlar. Bir gün, ona aşk hikayesi ile ateşli bir macera arasındaki farkı inceleyen bir makale sipariş edilir. Karmakarışık aşk hayatı nedeniyle, Kate bu araştırmayı kendi hayatı üzerinden yapmaya karar verir. Famke Janssen’in büyüleyici enerjisiyle dolu, neşeli ve taze bir komedi.

Justine, onu çok seven kocası Phil'le birlikte artık çocuk yapma zamanı geldiğini düşünen evli bir genç kadındır.Bütün denemelerine rağmen hamile kalamaması sonucunda Justine, bunu kocasının esrar kullanıyor olmasına bağlar. Bir gün işyerinden arkadaşı Holden ile arasında bir elektriklenme olur ve Justine, onunla tutkulu ve cinsel açıdan doyurucu bir ilişki yaşayabileceğine karar verir. Fakat ilişkileri Holden'ın saplantıları yüzünden kısa sürede tehlikeli bir hale gelir. Aşk, hırsızlık ve şantaj dolu aşk üçgeninde Justine'in güvenilir kocası ve rahatsız sevgilisi arasında doğru tercihi yapması gerekecektir...

The film follows the marital and dating lives of three men and three women who unknowingly form a tangled web of relationships. Interspersing "man on the street" interviews with scenes from the six characters' lives, the film weaves a humorous and biting commentary on the game of love -- easy to start, hard to finish.

Besteci Steven Lauddem, büyük geri dönüş operasının müziklerini tamamlayamamasına neden olan yaratıcılık konusunda bir engel yaşıyor. Eşi olan eski terapisti Patricia, şehirde kaybolarak yaratıcılığını yeniden canlandırmasını önerdiğinde Steven ilham arayışına çıkar. Onun aydınlanması, Katrina adında canlı bir kadınla tanıştıktan ve hayatının umduğundan ya da hayal edebileceğinden çok daha fazla potansiyele sahip olduğunu keşfettikten sonra gelir.

Bir zamanlar araba dünyasının başarılı işadamlarından Ben Kalmen'in hayatı yokuş aşağı gitmektedir Ta üniversitede aşık olup evlendiği karısından boşanmıştır İş konusunda verdiği yanlış kararlar onu iflasın eşiğine getirmiş, bu durum aile içinde çatlaklar yaratmıştır Kendinden daha genç bir kızarkadaşı vardır; Jordon… O aynı zamanda hatırı sayılır bir otomobil üreticisinin kızıdır İçinde bulunduğu şartlar ve aldığı kararlar Ben Kalmen'i geri dönülmesi zor bir noktaya sürükler.

Kız arkadaşından ayrılması ile yıkılan Carter Webb, Los Angeles'tan ayrılarak Detroit'te yaşayan deli dolu anneannesinin yanına gider. Carter, anneannesinin karşı komşusu Hardwicke Ailesi'nin kadınlarına karşı bir çekim hissetmektedir.

2012 Sundance Film Festivali’nin açılış gecesi filmi olarak seçilen Hello I Must Be Going’de Melanie Lynskey, anne babasının Connecticut’taki evine sığınan yeni boşanmış Amy’i canlandırıyor. Geleceği konusunda kararsız olan Amy ile 19 yaşındaki bir oyuncu arasında ilişki başlar. Bu ilişki sayesinde Amy’nin hayata olan tutkusu artar ve onda yıllardır farkında olmadığı bir amaç hissi uyandırır. Hello I Must Be Going cinsellik, mizah ve duygusal dürüstlükle harmanlanmış modern ve sıra dışı bir aşk hikayesini anlatıyor.

Mutlu bir nişanlı çift, beklenmedik bir gelişmeyle düğün haftalarının altüst olmasıyla birlikte zor bir sınavdan geçer.

Ali, Fas'tan Almanya'ya çalışmak için gelmiş bir işçidir. Her zaman gittiği ve Arap arkadaşlarıyla buluştuğu bir barda, 60 yaşının üzerindeki Emmi isimli bir kadınla tanışır. Emmi, kendisine aşık olur ve bir süre sonra evlenirler. Ancak, bu evlilik göçmenlerin yarattığı tedirginliği yoğunlukla yaşayan Bavyera Almanları üzerinde şok etkisi yaratır. Emmi, çocukları ve çevresi tarafından itilir. İmkansız gibi görünen Emmi ve Ali'nin aşkı, hikaye ilerledikçe yönetmen tarafından sert bir toplum eleştirisine doğru evrilir.

Doğu Almanya yıkılmadan önce kalp krizi geçiren ve 8 ay komada kalan anne, dışarda olup bitenlerden habersizdir. Doktor en ufak bir şokta annenin ölebileceğini söyler. Bunun üzerine oğlu ona yapay bir dünya oluşturur. Hatta bunun için arkadaşıyla birlikte çektiği haber bültenlerini annesine izletir. Doğu Almanya'nın yıkılması ile sosyalizme inanan insanların hayallerinin yıkılışına dikkat çeken film dünyadaki politik sistemleri de eleştirmektedir.

New York moda dünyasının göz alıcı karmaşasında, sıfır bedenli muhteşem kadınlar içindeyken saçınızın kötü olduğu bir gün iş hayatınızın sonu olabilir. İşte Runway Dergisi bu inanılmaz cehennemin tam ortasıdır. Miranda Priestly ise moda dünyasının en güçlü kadını Runway'in korku salan kraliçesi kendisine bir asistan alacaktır. Milyonlarca kızın hayatını verebileceği bir iş ise sıradan bir New York'ta yaşayan Andy Sachs için göz kırpmaktadır. Yapacağı iş kesinlikle kendisine saygısı olmayan insanların yapabileceği türden, yaşamı bırakıp çalışmaya dayalı bir tür Miranda köleliğidir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir