
Paul Newman
Henry "Author" Wiggen


Brian's Song, ölümcül kansere yakalanmış bir Chicago Bears futbolcusu olan Brian Piccolo'nun takım arkadaşı Gale Sayers ile olan arkadaşlığına odaklanarak hayatını anlatan 1971 ABC Filmidir

Otostop çeken bir kadın, genç bir çift tarafından kaçırılır ve yedi yıl boyunca esir tutulur, bu süre zarfında işkence görür ve kendisini tutsak edenlerin kölesi olarak yaşamaya zorlanır.

Los Angeles'ta geçen çılgın bir gecede tanışan oyuncu Hervé Villechaize ile zor durumdaki bir gazeteci Danny Tate'in yeşillenen arkadaşlığını konu alıyor. Villechaize'i Peter Dinklage canlandırırken, gazeteci rolünde ise Jamie Dornan var. Sacha Gervasi, filmi Sean Macaulay'la birlikte yazdığı bir hikayenin kendisi tarafından yazılan senaryosuna dayanarak yönetiyor. Hikayenin temeli ise Villechaize 1993'te intihar etmeden günler önce Gervasi'e verdiği röportaja dayanıyor.

Time passes and tension mounts in a Florida police station as an estranged interracial couple awaits news of their missing teenage son.

Spor yazarı Joe Warr'ın karısı kanserden ölünce, 6 yaşındaki oğlunun ve önceki evliliğinden olan ergenlik çağındaki oğlunun bakımını üstlenmek zorunda kalır. Kayınvalidesinin ve diğer ebeveynlerin tavsiyelerini reddeden Joe, kendi ebeveynlik felsefesini geliştirir.

Kişisel problemlerinden dolayı profesyonel kariyerine ara vermiş olan bir beyzbol oyuncusu, yerel bir süpermarketin manav bölümünde çalışan down sendromlu genç Produce ile arkadaş olur ve birdenbire uykusundan uyanıp canlanır. Artık hayatının bir anlamı ve amacı vardır.

Victoria dönemi İngilteresi'nde yaşayan John Merrick, ender görülen bir hastalık yüzünden ileri derecede deforme bir bedene ve yüze sahiptir. Gezici bir kumpanyada Fil Adam takma adıyla sergilenmekte ve kafes hayvanı muamelesi gördüğü çok zor bir hayat geçirmektedir. Dr. Frederick Treves adında genç bir cerrahın onu içine hapsolduğu korkunç hayattan kurtarmasıyla hiç alışık olmadığı güzel bir dünyaya adım atar. Ancak acı ve korku dolu geçmişi Merrick'i bu yeni dünyada da takip edecektir.

Kırsalda sakin bir yaşam süren ve Japon kültürüne özel bir ilgisi olan Trudi, kocası Rudi'nin hastalığı nedeniyle çok az ömrü kaldığını öğrenir. Bu gerçeği saklayarak birlikte Berlin'e çocuklarını ziyarete gitmelerini ister. Fakat bu ziyaret ve sonrasındaki küçük tatil Trudi için oldukça hüzünlüdür. Bu hüzün ve belki bilinmeyen bir hastalık Trudi'yi hayattan ve kocasından koparır. Rudi Japonya'yı göremeden ölen karısının acısını içine atarak, Tokyo'ya doğru bir yolculuğa çıkar. Amacı üçüncü çocuklarını ziyaret etmek ve eşinin yapmak istediği ama yapamadığı ziyareti yapmaktır. Rudi burada genç bir dansçının yardımıyla, karısının tüm hayatı boyunca hayalini kurduğu özel dansı gerçekleştirir. Bu hem onun için hem de karısı için bir aydınlanmadır.

Like many young men in the Dominican Republic, 19-year-old Miguel "Sugar" Santos dreams of winning a slot on an American baseball team. Indeed, his talents as a pitcher eventually land him a slot on a single-A team in Iowa, but culture shock, racism and other curveballs threaten to turn Sugar's dream sour.


Zamanın eskitici gücünden nasibini alan bir zamanların efsanesi Rocky, artık oldukça yaşlanmıştır ve karısının adını verdiği Adrian's isimli restoranında müşterilerine eski şanlı günlerinin anılarını anlatarak avunan bir adam haline dönüşmüştür. Savaşçı ruhunu kaybetmese de bedeni, bu ruhu karşılayabilecek güçte değildir. Çok sevdiği oğlunun ise babasına ayıracak çok fazla vakti yoktur. Bir gün, ağır siklet boks şampiyonu Mason “The Line” Dixon ile kendisinin bir bilgisayar simülasyonu oyunu olarak karşı karşıya getirilmeleri, insanların gözlerinin yine kendisine çevrilmesine neden olur. Fırsattan kendi reklamlarını yapabilmek için yararlanmak isteyen Dixon'ın menajeri, gerçek bir maç ister. Kendisini tekrardan kanıtlayabilmek için eline geçen bu son şansı değerlendirmek isteyen Rocky, acaba bu sefer de azminin zaferine ulaşabilecek midir?

The story of a New York pro baseball team and two of its players. Henry Wiggen is the star pitcher and Bruce Pearson is the normal, everyday catcher who is far from the star player on the team and friend to all of his teammates. During the off-season, Bruce learns that he is terminally ill, and Henry, his only true friend, is determined to be the one person there for him during his last season with the club. Throughout the course of the season, Henry and his teammates attempt to deal with Bruce's impending illness, all the while attempting to make his last year a memorable one.

Winston Smith, Büyük Birader'in kesintisiz gözetimi altındaki totaliter ve sefil durumdaki Oceania'ya katlanmaktadır. Fakat aşık olma ve özgür düşünme suçunu işleyinde hayatı tehlikeli bir döneme girer. "Aşk bakanlığı"na gönderilen Winston orada kendisinin düşüncelerini kontrol etmek ve ruhunu paramparça etmek için hazır bekleyen serinkanlı ve güvenilmez biri olan O'Brien'ın insafına kalır.

Hava durumu sunucusu olan David Spritz (Cage), Chicago'lular açısından olmazsa olmaz bir kişiliktir. O sadece güneşi, yağmuru, karla karışık yağmuru ve kar yağışını tahmin eden bir adam değil, adeta yürüyen bir hedeftir. Chicago halkı David'e sevgiyle nefret arasında gidip gelen özel bir ilgi duymaktadır. Onu ekrandan tanıyan pek çok insan, gördükleri yerde üzerine meşrubat, bira, hamburger gibi şeyler fırlatmaktan kendilerini alamamaktadırlar. David'in tek isteği ise birazcık saygıdır. Özellikle Nobel ödüllü yazar babası Robert Spritz'in (Caine) takdirini, beğenisini kazanmayı istemektedir. Onun gözlerinin içine bakacak cesareti bile kalmamıştır. Ondan bir parça saygı görmek için her şeyini vermeye hazır olan David, eski karısının gönlünü ve sevgisini yeniden kazanmaya çalışırken bir yandan da çocukları için kaygılanmaktadır. Ne zaman ortaya çıkacağını tahmin etmeye çalıştığı kasırga ve tufanların yarattığı yıkım gibi kendi yaşamı da, büyük bir felakete sürüklenmektedir.

Tanrıkent filmiyle dikkatleri üzerine çeken Fernando Meirelles, John Le Carre’ın çoksatan romanından uyarladığı Arka Bahçe’yi; yine kendine has, eşsiz bir üslupla sinemaseverlerle buluşturuyor. Arka Bahçe, Kenya’da vahşice öldürülen aktrist Tessa Quayle’in ölümünün ardındaki esrar perdesini kaldırmak isteyen kocası Justin Quayle’nin bireysel çabalarıyla ortaya çıkardığı büyük bir komployu anlatıyor.


Bir gencin hayatı, kendisine nadir görülen bir kemik kanseri teşhisi konulması ile alt üst olur. Yaşadığı şoku atlatmasının ardından genç, hayatta az kalan zamanını değerli bir şekilde geçirmeye karar verir. Bu süreçte genç başkalarına ilham olmanın yolunu bulur * İnsanın burnunun direğini sızlatan tarz bir film. Zaman zaman neşeli, zaman zaman esprili ama genelde hüzünlü. Gerçek hayattan olması filme artı değer katıyor. Hele "Yaşamaya başlamak için ölmek üzere olduğunuzu öğrenmenize gerek yok" cümlesi nasıl da son noktayı koyuyor. Ailece izlenebilecek güzel bir film, En son sahnede gerçek kişilerin gösterildiği bölümleri es geçmemenizi öneririm.

Eski boksör Apollo Creed'in evlilik dışı biri ilişkiden doğan çocuğu olan Donnie annesinin ölümünün ardından Creed'in dul eşi tarafından himaye altına alınır ve zengin bir ailede rahat bir şekilde büyür. Üvey annesinin himayesinde gayet iyi bir yaşama kavuşan Adonis, önündeki tüm iyi yaşam fırsatlarına rağmen tek bir arzu ile yanıp tutuşmaktadır; babası gibi boksör olmak! Kendini eğitmesi için babası Apollo Creed'in hem rakibi hem de yakın dostu olan, boks hayatını çoktan geride bırakmış Rocky Balboa’yı bulmaya Philadelphia'ya gider.

Film tamamen gercek bir hikayeden uyarlanmış. Meksika’da Monterrey şehrinde kurulan bir küçükler beyzbol takımının hikayesi anlatılıyor. Yıl 1957, Meksika, Monterrey’de ayağında ayakkabı olmayan, üstünde yırtık elbiselerle dolaşan, fakir bir mahallenin çocukları beyzbol oynamaya başlarlar. Uzun uğraşlar sonunda beyzbol oynamayı öğrenirler. Bütün şehrin de yardımıyla, Amerika’daki küçük dünya beyzbol şampiyonasına katılırlar ve kupayıda kazanarak bütün Dünyayı kendilerine hayran bırakırlar.Bir tane daha Amerikan rüyası diyebileceğimiz ama Meksika dolaylarından!

Ünlü beyzbol oyuncusu Lou Gehrig'in kariyeri ve hayat hikayesini anlatan bir yapım. Gehrig’in yaşamından uyarlanan The Pride Of Yankees, Amerikan erkeği açısından "duygusal sinema" dendiğinde ilk akla gelen filmlerden biridir. Gary Cooper’ın kariyerinin en başarılı performanslarından biri ile Gehrig’i canlandırdığı film, Gehrig’in konuşmasını Cooper’ın ağzından aktararak yürek burktuğu kadar, gururlandıran muazzam bir final de sunmaktadır...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.










0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir