
Isild Le Besco
Lili


Carla bir emlak bürosunda çalışan otuzlarının ortasında genç bir kadındır. Utangaç bir yapıya sahip olan Carla doğuştan sağırdır fakat bu mesleğini yapmasına ve aşk özlemiyle yanıp tutuşmasına engel değildir. Hatta özrü Carla'ya müthiş bir yetenek kazandırmıştır, dudak okuyarak insanların dediği her şeyi anlayabilmektedir. Sonunda Carla küçük çaplı bir hırsız olan Paul'e aşık olur ve onu çalıştığı şirketi soymaya ikna etmeyi başarır. İlk denemeleri başarılı geçen çift Carla'nın yeteneğini kullanarak daha büyük bir soygun planlar.

François, an ordinary Joe, falls hard for the sublimely beautiful woman who has just picked him up on the train and invited him to spend the weekend with her on the Riviera. But when the lady disappears the next morning and the police drag him in for questioning, François discovers he's been set up to pass for her notorious outlaw husband on the run, Anthony Zimmer. Even though he's been lied to and manipulated, François' life is changed forever and he's ready to give anything - maybe even his life - to hold this mysterious beauty in his arms again.

1860′ların Paris’inin aşağı sınıflarında geçen filmde, çekici ve güzel bir genç kadın olan Thérèse Raquin, baskıcı teyzesi Madame Raquin tarafından hasta kuzeni Camille ile aşksız bir evliliğe zorlanır. Therese günlerini küçük bir dükkanın tezgahının ardında geçirir. Akşamları ise seçkin bir grup ile domino oynayan Madam’ı izler. Kocasının çekici arkadaşı Laurent ile karşılaştıktan sonra, trajik sonuçlara sebep olan yasa dışı bir ilişki yaşamaya başlar...

Mücevher hırsızı Tony le Stéphanois hapisten çıktığında Jo ona yeni bir projeden bahseder. Tony Mario ve Mario’nun kasa uzmanı arkadaşı César ile birlikte soygun yapmayı kabul eder. Herşey planlandığı gibi gider ancak César’ın kız arkadaşına pahalı bir yüzük hediye etmesi grubu afişe edecektir.

Michel Marsilya'da bir otomobil çalar ve yolda bir polis öldürür. Paris'te Champ Elysees'te New York Harold Tribune gazetesi için stajyerlik yapan Patricia'yı bulur. Daha önce birkaç kez birlikte olmuşlardır. Michel polis tarafından aranırken eski arkadaşlarıyla buluşup Roma'ya gitmek için gerekli parayı elde etmeye çabalar. Ancak ikisi de duygularından bir türlü emin olamaz. Başının polisle belaya girmesini istmeyen Patricia büyük bir ikilemde kalır. Onun bu kararsızlığına aldırış etmeyen Michel ise tam bir güven içinde son hazırlıkları yapmaktadır.

Jean-Luc Godard'ın başyapıtı Pierrot le Fou (Çılgın Pierrot), yönetmenin uzun ve parlak kariyerinde önemli bir kilometre taşıdır. Karışık bir dönüm noktası olan film, Godard'ın Breathless (Nefes Nefese, 1960) ve Vivre Sa Vie (Hayatını Yaşamak, 1962) gibi eserlerinin deneysel yaşam gücü ve Week End (Hafta Sonu, 1967) ve Wind from the East (1969) gibi son derece politik, alaycı ve acı bir biçimde komik filmleri arasında kalır. Pierrot le Fou, her ikisinin öğelerini de barındırır ve sırf bu nedenle izleyici için zengin bir deneyim fırsatı sunar. Ancak filmin sahip olduğu bir başka koz da gerçek güzellik duygusu. Eleştirmenler, Godard'ın polemik yaratan üslubuna karşın zarif bir biçimde güzel filmler de yaptığını unutmaya meyilli ama Pierrot le Fou, hiç kuşkusuz Contempt'le (1963) birlikte, bu açıdan değerlendirilmeli.

Üç mahkum hapisten kaçarlar, içlerinde en masumu henüz 23 yaşındaki Bowie’dir, masumiyetini kanıtlamak için çabalamaktadır. Ancak diğer firari arkadaşları tek gözlü Chickamaw ve T-Dub onun hayatını olumsuz yönde etkileyeceklerdir. Kaçtıktan sonra sığındıkları evde, Bowie tanıştığı Keechie’ye aşık olur. Banka soygununuda gerçekleştirirler, Bowie, Keechie ile evlenirde fakat sorunlar bitmez onlar için.

On dokuz yaşındaki şair Chimo ürkütücü teyzesiyle birlikte Fransa’daki bir Arap varoşuna taşınan göz kamaştırıcı güzellikteki güzel sarışın Lila’ya âşık olur. Lila, mazbut denemeyecek giyimi ve tavırlarıyla çok dikkat çekicidir. Bir gün Chimo’ya eteğinin altından yukarı bakmasını söyler – tabii cesareti varsa. Bu arada, çete lideri olan ağzı kalabalık Mouloud’ın da gözü Lila’dadır ve bu durum bir cinsel keşif oyununa start verir.

In a small town in post-WWII France, 16-year-old Janine tries to improve her conditions by any means necessary. Three people—Michel, a married lover; Raoul, a fellow thief; Mauricette, a photographer she meets in prison—will help her learn from her mistakes.

Yanis ve çetesi için her şey yolunda gitmektedir. Soygunlar sorunsuzdur ama çetede yine de bir huzursuzluk vardır: Yanis’in kardeşi Amine payına düşenden memnun değildir. Amine, büyük bir soygunda kullanılan bir silahtan kurtulmak yerine onu satar. Ancak silahı bir uyuşturucu çetesi almıştır ve silah yüzünden başları derde girince, Yanis’i onlar için bir soygun yapmak zorunda bırakırlar. Soygundan sonra Yanis çaldıkları milyonlarca dolarlık uyuşturucuyla ilgilenmemesine rağmen bu çeteyle iş yapmak yine de bela getirir. Artık başta annesi ile bomba uzmanı Eric’in eşi olmak üzere bütün sevdikleri için tehlike çanları çalmaktadır. Yanis, sevdiklerini canı pahasına korumaya çalışırken silahlar hiç susmayacaktır.

Yetimhanede büyümüş Gino (Matthias Schoenaerts) ile araba yarışçısı Bénédicte (Adèle Exarchopoulos) tanışmalarından kısa bir süre sonra büyük bir aşk yaşamaya başlamıştır. Ancak Gino'nun hayatıyla ilgili sakladığı çok önemli gerçekler vardır. Kendini araba ithalatçısı olarak tanıtmıştır, ancak aslında çocukluk arkadaşlarıyla yüksek profilli soygunlar yapmaktadır. Suç hayatını bırakıp Bénédicte'le evlenmeden önce son bir soyguna razı olan Gino'nun hayalleri, yaşanan aksiliklerle suya düşecektir.

Bu çağdaş kara filmde, Yunanistan'ın Girit adasındaki şüpheli bir ölümü soruşturması için, yurt dışında yaşayan bir özel dedektif (Joseph Gordon-Levitt) tutulur. Kurbanın güçlü ailesinde derin kıskançlıklar mevcuttur.

Gangster Roy Earle, uzun bir hapishane döneminden sonra şartlı salıverilir. Yine de, Earle’nin suçlu yaşamını bırakmaya hiç niyeti yoktur. Aslında bu şartlı salıverilme, yeni ve büyük bir soygun planlayan eski bir arkadaş tarafından düzenlenmiştir.

An unemployed drifter, Eric Stanton wanders into a small California town and begins hanging around the local diner. While Eric falls for the lovely waitress Stella, he also begins romancing a quiet and well-to-do woman named June Mills. Since Stella isn't interested in Eric unless he has money, the lovelorn guy comes up with a scheme to win her over, and it involves June. Before long, murder works its way into this passionate love triangle.

İki çocukluk arkadaşı Bastille Günü'nde Paris'te büyük bir banka soygunu gerçekleştirirler. Soygunculardan biri, bu bankada çalışan memurlardan biriyle ilişki yaşamaya başlar. Banka memurunun geceleri ek gelir elde etmek için fahişe olarak çalışıyor olması soygunu tehlikeye atar.

Film, 1990'larda Paris'te geçiyor ve Jacques ile Arthur'un yakınlaşması üzerine odaklanıyor. Jacques 40’ına basmak üzere olan bir yazar, Arthur ise sinemacı olmayı hayal eden bir öğrenci. Beğen, Sev Ve Hemen Kaç sevgi ve kaybetmek, gençlik ve yaş almak, flört ve cinsellik, geçmiş acılar ve gelecek umudu arasındaki çelişkileri derin bir duygusal süzgeçten geçirerek yansıtıyor.

Duyguların ve birçok hastalığın kökünün kurutulduğu distopik bir gelecekte insanlar duygusuz bir robot gibi, bu nedenle huzur içinde yaşamaktadır. S.O.S. adında daha önceden keşfedilmemiş bir bulaşıcı hastalık, Silas'ın (Nicholas Hoult) yeniden hissetmesine ve iş arkadaşı Nia'ya (Kristen Stewart) aşık olmasına neden olur. Nia da aynı hastalıktan muzdariptir ve ikili gözlerden uzak bir şekilde ve kesinlikle yasak olmasına rağmen aşk yaşamaya başlarlar. Ancak bir süre sonra hastalığın ilacı bulunmuştur ve Silas ile Nia, hislerini ve birbirlerini kaybetmemek için her şeyi göze almaya hazırdır.

Yaşamdan bir beklentisi olmayan Coleman çekici bir kadın olan Cathy ile aşk yaşamaktadır. Oysa Cathy bir yandan da Simon adlı bir gangster ile birliktedir. Coleman'ın soruşturmasını yürüttüğü bir uyuşturucu vakasının ucu Simon'a dayanınca iki adam arasındaki rekabet iyice açığa çıkar...

Dokunaklı bir öykü ve göz alıcı animasyonlar sunan ödüllü dizinin bu kısa versiyonunda duygusal yaralar almış eski bir çocuk asker, mektup yazıcılığı yapmaya başlar.

David’in hayatında her şey yolunda gitmektedir. Ta ki kız kardeşi vahşice öldürülünceye kadar. Yaşanan bu korkunç olay, hem David hem de kızkardeşinin 7 yaşındaki kızı Amanda için büyük bir yıkım olur. Ablasının yokluğu ile başa çıkmaya çalışan David, Amanda’ya bakmak zorunda kalır. En başlarda oldukça zorlanan David, bir süre sonra gerçek bir ebeveyn olmayı başarır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.










0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir