
Kris Kristofferson
Bill Willis

This fictionalized story, based on the family life of writer James Jones, is an emotional slice-of-life story. Jones is portrayed here as Bill Willis, a former war hero turned author who combats alcoholism and is starting to experience health problems. Living in France with his wife, daughter, and an adopted son, the family travels an unconventional road which casts them as outsiders to others. Preaching a sexual freedom, his daughter's sexual discovery begins at an early age and betrays her when the family moves to Hanover in America. Her overt sexuality clashes with the values of her teenage American peers and gives her a problematic reputation. Meanwhile, her brooding brother copes with his own interior pain regarding his past, only comfortable communicating within the domestic space.

Kris Kristofferson
Bill Willis

Leelee Sobieski
Charlotte Anne 'Channe' Willis, Age 14

Jane Birkin
Mrs. Fortescue

Barbara Hershey
Marcella Willis

Dominique Blanc
Candida

Virginie Ledoyen
Billy's Mother

Jesse Bradford
Billy Willis, Age 14

Isaach de Bankolé
Mamadou

Anne-Cécile Crapie
Mademoiselle Picot

Anthony Decadi
Schoolyard Tease

Harley Cross
Keith Carter

Macha Méril
Madame Beauvier

Nathalie Richard
Madame Fournier

Anthony Roth Costanzo
Francis Fortescue

Bob Swaim
Bob Smith

Paris’in gettolarında hararetli saatler yaşanmaktadır. Grup halinde dolaşan yerel gençlerle, çevreyi kuşatan polisler arasında nefret dolu bakışlardan oluşan bir gerilim vardır. Mahallenin gençlerinden Abdel, polis soruşturması sırasında dövüldüğü için hastanede ölüm döşeğinde yatmaktadır. Arkadaşı Vinz ise, Abdel’in ölmesi durumunda bir polis vurmaya ant içer.

Alvin Straight ve kızı küçük bir kasabada yaşamaktadır. Az paraları vardır ve Alvin şeker hastasıdır. Araba kullanamaz, kendi başına yürüyemeyecek haldedir ama söz dinlemez ve inatçı biridir. Eve gelen bir telefonla 10 yıldır görmediği abisinin kalp krizi geçirdiğini öğrenir. Bunun üzerine Alvin macerasına başlar, hem de bir çim biçme makinasının üstünde, ağabeyini ziyaret etmek üzere yola çıkar... Yüzlerce kilometre, bir sürü yeni insan, 6 haftalık bir macera. Sonuçta Alvin hedefine ulaşabilecek mi?

1962 yılında hem Cannes hem de Venedik Film Festivallerinden ödülle dönen, aynı yıl George Meliee ödülünün de sahibi olan Beşten Yediye Cleo, Vardanın yönetmenlik adına ilk başarısı. Kanser olduğu gerçeğiyle yüzleşen genç ve güzel bir Fransız pop şarkıcısı Cleonun öyküsü. Kendince geri dönüşleriyle hayatını irdelediği doksan dakikayı Cleoyla birlikte yaşıyoruz. Aynı zamanda Cleonun hayata dair sorularıyla da karşı karşıya kalıyoruz: Böyle bir zamanda ne yapılabilir?, Nasıl yapılır? Cleo, bu soruların cevaplarını ve kişisel ilişkilerini sorguluyor. Bu soruların cevaplarını hem bugünde, yaşadığı hayatta hem de yeni tanıdığı insanlarda arıyor. Kanser psikozunun, korkusunun çevrelediği filmde zaman ilerledikçe değişik insan yüzlerinin geçtiği Paris sokaklarına, içeriğini kaybetmiş hareketsiz ve durgun bir zamana dönüyoruz...

Bayan Daisy, iyi bir yaşamı olsa da kendisini hiçbir zaman zengin görmeyen ve fakir olduğu günleri unutmayan kendi halinde, eski öğretmen olan yaşlı bir kadındır. Daisy, araba kullanma konusunda sürekli sorunlar yaşamaktadır. Bu sebeple, oğlu Boolie, ona bir şoför tutmaya karar verir ve çalıştığı yerde iyi bir iş çıkaran Hoke Colburn'ü annesinin şoförü olarak işe alır. Ancak Bayan Daisy, bir şoföre ihtiyacı olmadığını düşünmekte ve Hoke'u her seferinde azarlamaktadır. Oysa farklı kişiliklere sahip bu iki insanın aslında birçok ortak yönü vardır. Çıktıkları hayat yolculuğunda, ömür boyu sürecek bir dostluk kuracaklardır.

Upton Sinclair’in “Petrol-Oil!” adlı romanından uyarlanan filmin konusu, 20. yüzyılın başlarında geçer. Aile çiftliği arazisinde petrol çıkartma haklarını almasıyla birlikte servetini hızla katlayan bir işadamı ile (Daniel Day-Lewis), kısa sürede gelişip kalkınan kasabanın karizmatik genç rahibinin (Paul Dano) paralel öyküsü anlatılır. Güney Kaliforniya’da petrol bulunmasının ardından ortaya çıkan tablo, daha önceki yıllardaki “Altına Hücum” olgusunun eşdeğeridir. İşadamının Amerikan Rüyası kavramının farkına varması ve Amerikan Rüyası tarafından yok edilmesiyle birlikte filmin öyküsü hırs ve inançların irdelemesine dönüşür.

Nick parçalanmış bir ailenin çocuğudur. Annesi Vicki ile babası David boşanmıştı ve mahkeme onun velayetini annesine vermiştir. İyi bir baba olan David boşanmanın ardından oğlundan uzak kalsa da onunla ilgilenmeyi ihmal etmez. İyi bir çocuk ve başarılı bir öğrenci olan Nick’in hayatındaki değişim kısa sürede ailesinin de dikkatini çeker. Oğlundaki değişimlerin nedenini anlamaya çalışan David acı bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Nick, kristal meth bağımlısıdır. David, oğlunu iyileştirmeye kararlıdır ve her ne olursa olsun onu içine düştüğü bataklıktan kurtaracaktır.

Billy Casper İngiltere'nin en fakir semtlerinden birisinde yaşar. Okula konsantre olamayan ve kötü notlar alan Casper, ağabeyi tarafından sürekli dövülür ve diğer insanlar tarafından gözardı edilir. Birgün, Kestrel adında biriyle tanışır ve karakterinin o ana değin hiç farkında olmadığı bir tarafını keşfeder.

George Clooney'nin yönettiği, çok satan anı yazısından uyarlanan Şefkat Barı filmi, gelecek vadeden bir yazarın (Tye Sheridan) romantik ve profesyonel hayallerinin peşinden gitmesini konu alır. Dayısının (Ben Affleck) barındaki bir taburede, renkli bir yerel karakter grubundan büyümenin anlamını öğrenir.

Film, anne-babalarının aşk-nefret ilişkisinde arada kalan üç küçük erkek kardeşi merkezine alan, duygu dolu bir büyüme hikâyesi anlatıyor. İki kardeş, sağı solu belli olmayan babalarının izinde büyürken en küçükleri olan Jonah, kendine gitgide bağımlı kalacağı bir hayal dünyası kuracaktır.

Tess ve ailesi hayal edilemez bir kayba uğradığında, beklenmedik bir kaynaktan destek bulur: biyolojik babası - yanlış tarafta olan sevimli bir tembel - ve yan apartmandaki çekici fakat tehlikeli suçlu genç.

Laney is an attractive, intelligent suburban wife and devoted mother of two adorable children. She has the perfect husband who plays basketball with the kids in the driveway, a pristine house, and a shiny SUV for carting the children to their next activity. However, just beneath the façade lie depression and disillusionment that send her careening into a secret world of reckless compulsion. Only very real danger will force her to face the painful root of her destructiveness and its crumbling effect on those she loves.

Sean Durkin'in yazıp yönettiği The Nest, bir girişimci olan Rory'nin, Amerikalı eşi ve çocuklarını kendi anavatanı İngilitere'ye dönmeye ikna etmesini ve ailenin burada yeni bir başlangıç yapmaya çalıştığı sırada yaşananları anlatıyor. Rory, son derece hırslı bir girişimcidir. Amerikalı eşini ve çocuklarını banliyödeki rahat yaşamlarından ayrılarak kendi anavatanı İngiltere’ye taşınmaya ikna eder. Burada bir fırsat yakalayan Rory, eski firmasına katılır ve muhteşem bir malikane kiralar. Kısa bir süre sonra bu çekici yeni başlangıcın ve evliliklerinin altında yatan nahoş sırlar ortaya çıkacaktır.

David "Noodles" Aaronson ve arkadaşları, 1920'lerin New York'unda beraber büyümüşlerdir. 1930'larda gangster dünyasında fırtına gibi esen sıkı dostlar zamanla dağılırlar. Fakat 1960'ların sonunda Aaronson, New York'a geri dönecek ve geçmişiyle yüzleşecektir.

John Forbes Nash kazandığı bir bursla Princeton Üniversitesi'nde öğrenim görmeye başlar. Bu süreçte parlak zekasını her daim hissettiren ancak çevresindekilerle uyum sorunu yaşayan dahi Nash, inanılmaz bir teoriyi ortaya sürüp kanıtlama aşamasına kadar gelir. Böylece matematik çevrelerince ününü yayan dahi adam zamanla şizofreni belirtileriyle mücadele etmeye başlar. Nash artık kendi kurgusal gerçekliklerinden oluşturduğu dünyasıyla asıl gerçekleri ayırt edemeyecek bir aşamaya gelir.


Günümüz Amerika'sının en çok tartışılan konularından biri: Uyuşturucu. Drugstore Cowboy da bu konuyu temel alan ve 1970'li yıllarda uyuşturucu bağımlılarının suçun içinde geçen hayatlarını ve kendilerini kurtarma hikayelerini anlatan güçlü bir film. Günümüzde uyuşturucuya karşı yürütülen mücadeleye rağmen bağımlıların dünyası hala bir gizem örtüsünün içinde. Drugstore Cowboy, bu kişilerin hayatını anlatan, özenle hazırlanmış gerçekçi bir film. Filmde uyuşturucunun yıkıcı/yok edici dünyasını izlerken, insan doğasının eşitsizliklere karşı kurtulma güdüsü ve umut arayışının etkileyici öyküsünü de izleyeceksiniz.

Paul Javal isimli bir senarist Fritz Langin yeni filmi için bir senaryo yazması için işe alınır. Maddi sıkıntılar nedeniyle hayatını düzene oturtmakta zorlanan Paul, genç ve güzel karısı Camilee'i çok sevmektedir. Homeros'un Odysseia eserinden uyarlanacak olan filmin senaryosu için aldığı sipariş bir süre sonra Paul'ün hayatını allak bullak eder ve karısı ile olan mutluluğu da bozulmaya başlar. Üstelik bunda en büyük sorumluluk da filmin yapımcısındadır. Filmde Alman sinemasının büyük ismi Fritz Lang kendisini canlandırmaktadır. Camille Javal, ismi ise Bardotun gerçek adıdır. Godard'ın seyircilerle en fazla yakınlık kuran filmlerinden biri de denilebilir. Filmdeki senarist, bir zaman sonra kendi yazdığı filmin başkahramanına dönüşürken Godard sinema dili üzerine yine özgün fikirler vermektedir.

Jack ile annesi, 5 yıl boyunca tek odada hayatlarını sürdürmek zorunda kalmıştır. Hiç dışarı çıkamadıkları için, 5 yaşındaki Jack bütün hayatı bu odadan ibaret sanmaktadır. Fakat günün birinde kurtuldukları zaman, küçük Jack’in keşifleri oldukça sarsıcı olacaktır.

Edgecomb, hikayesini anlatırken bir huzurevinde yaşamaktadır ve hapishanedeki görevinin üzerinden yıllar geçmiştir. Hapishanedeki hücrelerinden alınan idam mahkumlarının elektrikli sandalyenin bulunduğu ölüm odasına giderken yürüdükleri, bir millik yeşil yolda yaşananlara her defasında tanık olan Edgecomb, ömrü boyu unutamayacağı olaylara tanık olur. Edgecomb, yıllar boyunca sayısız idam mahkumu nakleder ama hiç birisi onu John Coffey kadar etkilemez. Oldukça iri yarı bir adam olan Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahkum olmuştur. Ürkütücü görünümünün aksine oldukça ince, kırılgan ve düşünceli bir yapıya sahip olan Coffey, bazı doğaüstü güçlere sahiptir. Edgecomb'un ona gerçekten suçlu olup olmadığını sorması ile aralarında bir diyalog başlar.

Bir sanat galerisi sahibi olan Susan Morrow (Amy Adams), 19 yıl önce yazar eşi Edward Sheffield’ı (Jake Gyllenhaal) terk eder. Yakışıklı bir işadamı olan ikinci eşi Hutton Morrow (Armie Hammer) ile birlikte düzenli bir hayat sürmektedir. Bir gün posta kutusunda eski eşinin hiç yayımlanmamış olan ilk romanının taslağını bulur. Eski eşi romanı hakkında kendisinin fikrini sormaktadır. Susan, bir matematik profesörü olan Tony Hastings’in ailesi ile çıktığı bir gece yolculuğunu anlatan "Gece Hayvanları" adındaki bu kitabı elinden bırakamaz. Kitabın kahramanı Tony’nin hayatı berbat bir hale geldikçe Susan da geçmişini hatırlayacaktır. Bu tehlikeli duygular onun geleceğini kemirecek ve hayatını değiştirecektir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir