
Angeliki Papoulia
Anna

Anna has lost her memory but she hasn’t forgotten how to cook. One night she shows up in a working-class neighborhood. There she meets Roula and gets a job as a cook and a place to stay at his shabby seaside tavern. In the kitchen, amidst the scents of spices and old forgotten recipes, Anna struggles to rebuild her past. Her simple but delicious food awakens memories for the regulars who in turn help her to reconnect with herself. The story takes an unexpected turn when Roula suddenly stumbles upon the Green Sea and discovers Anna’s true identity.

P.T. Barnum'ın hayatından esinlenen film, bir vizyonerin 1800’lü yıllarda yoktan başlayarak hırsı ve hayal gücüyle nasıl dünya çapında harika bir şov ve sirk konsepti yaratmasını anlatıyor.


ABD’nin yoksul kentlerinden birinde üvey kardeşleriyle yaşayan Star, bir minibüsün içinde ülkeyi gezip dergi satan gezgin bir ekiple tanışır. Başlarındaki Jake’e tutulunca, uyumsuzlarla dolu bu ekibe katılır. ABD’nin orta batısında, dansla ve ilk aşkın cazibesiyle dolu bir yolculuk başlar.

A poor, struggling South Carolinian mother and daughter face painful choices with their resolve and pride. Bone, the eldest daughter, and Anney her tired mother, grow both closer and farther apart: Anney sees Glen as her last chance.

Çok uzun yıllar kaldığı hapishaneden çıktıktan sonra bulaşıkçı olarak çalışmaya başlayan, çalıştığı yerin arkasındaki bir çöp tenekesinde terk edilmiş bir bebek bulan Russ Millings’in hikâyesini anlatıyor. Bebek için ne yapacağından pek emin olamayan Russ, bir süre sonra bu bebeğin hayatını düzene sokmak konusunda önemli bir fırsat olduğunu fark eder.

94 yaşındaki Eleanor Morgenstein, en yakın arkadaşının ölümünün ardından hayatını yeniden kurmaya çalışır. Bunun sonucunda, onlarca yıl Florida'da yaşadıktan sonra New York'a geri döner.

Genç yaşta anne olan Sandra, kocasından gördüğü şiddete artık dayanamaz. Kocasından ayrılmayı kafasına koyar ancak bir yandan da Dublin’deki konut kriziyle de uğraşmaktadır. Ev bulmakta zorlanan Sandra, kızları ile geçici olarak bir otel odasına yerleşir. Kendisine yardım etmeyi reddeden bu sistemle mücadele eden Sandra, kızlarına güvenli ve mutlu bir yuva sağlayabilmek için sıfırdan başlayarak evini inşa etmeye karar verir. Bu süreçte kendi hayatını da yeniden inşa eder ve benlik duygusunu da geri kazanır.

A young girl tries to help her grandfather, who is suffering from Alzheimer’s, navigate his increasing forgetfulness, and ends up going on a remarkable adventure with him.

Oldukça güzel, alımlı ve şık bir kadın olan Ellie, kariyerinde oldukça başarılı bir müzik eleştirmenidir. Eski erkek arkadaşının ortalıktan kaybolmasıyla kendi dünyasına kapanan Ellie, bir kitap yazmaya karar verir. Daha önce böyle bir işte hiç deneyimi olmayan Ellie, gazeteye verdiği son makaleden sonra bunu aklında iyice kesinleşmiştir. Kendi hayatını yaşadığı aşkı ve olayları konu alacak olan bu kitap yayınlanmadan önce bazı engellere takılacaktır.bir beklenti içinde bulunmayın

A street smart runner develops an intense rivalry with an equally ambitious wealthy young athlete.

Ülkesinde genellikle yetişkinlere hitap eden kitaplarıyla dikkat çeken genç bir kadın yazar, son zamanlarda hayatında değişikliklerle karşı karşıya kalacaktır. Ek iş olarak yerel bir gazetede editörlük göreviyle parasını kazanmaya çalışan genç kız, zamanla hayatına erkeklerin girmesiyle çok zor bir hal alacaktır. Genç bir kadının etrafında gelişen olayları dramatik bir yönle bizlere aktaran The Girl in the Book filmi kısıtlı kadrosuyla iyi işler başaran filmlerden birisi olarak dikkat çekiyor.

İngilizce öğretmeni olan Charlie, obezite sorunuyla başa çıkmaya çalışan bir adamdır. Münzevi bir yaşam süren Charlie’nin tek isteği uzaklaştığı kızıyla yeniden iletişim kurabilmektir. Charlie, kızıyla yeniden yakınlaşabilmek için elinden geleni yapar.


Trajik bir geçmişin kovaladığı eski bir denizci olan Tommy Riordan doğduğu kasaba olan Pittisburgh'a geri döner. Eski antrenörü ve iyileşmiş bir alkolik olan babasını, kendisini tarihteki en yüksek ödülü veren Savaş Sanatları Turnuvası’na hazırlaması için seçer. Tommy ünvana giden şiddetli yolda parlarken, eski bir savaş sanatları dövüşçüsü olan kardeşi Brendan, öğretmen maaşı yetmediği için amatör olarak ringlere geri döner. Yıllar geçmiş olmasına rağmen, suçlamalar ve geçmiş ihanetler, Brendan’ı acı bir şekilde ayrıldığı babası ve Tommy’den uzak tutmaktadır. Kazanma ihtimali düşük bir yarışmacı olarak, Brendan’ın beklenmedik yükselişi, Tommy rakip olmasına yol açtığında, iki kardeşte en şiddetli ve kazananın her şeyi aldığı bir yarışta mücadele ederken kendilerini ayıran güçlerle yüzleşmek zorunda kalacaklar.

Film, enerjik ve karizmatik bir öğretmen olan Rainer Wegner'ın otokrasi üzerine verdiği ders ile başlar. Öğrencilerin ilgisizliği üzerine dikkatlerini çekmek için bir deney yapmaya karar verir. Öğrencilerinden kendisini liderleri olarak kâbul etmelerini ve kendisine Mr. Wegner diye hitap etmelerini ister. “Disiplin aracılığıyla güç” sloganını seçer, bir logo yaratır ve gizli bir işaretle iletişim kuran bu gruba “The Wave” adını verir. Öğrenciler, umulmadık bir şekilde bu deneyden zevk almaya başlarlar. Ancak grup giderek kontrolden çıkar ve kısa sürede farklı boyutlara ulaşır * 1967 yılında California'da yaşanmış gerçek bir olayı günümüz Almanyasına aktaran The Wave, faşizmin köklerine dair etkileyici ve güncel bir hikaye * Birazcık abartı olsa da hiç fena değil. Otokrasi'nin gerçek yüzünü ortaya çıkartmaya çalışmışlar ve başarmışlar da.

Üniversite öğrencisi Clay eski kız arkadaşı Blair'in ricası üzerine bir noel tatili için Los Angeles'a döner. Blair, Clay'in liseden yakında arkadaşı olan Julian ile birliktedir. Julian'ın çok zor durumda olduğunu söyleyen Blair, Clay'den yardım ister. Artık Clay büyük bir borç altına giren ve uyuşturucu bağımlısı Julian için elinden geleni yapacaktır.

Ergenlikte olan Owen (Justice Smith) banliyöde hayatını sürdürmeye çalışırken sınıf arkadaşı Maddy (Brigette Lundy-Paine) onu gece yarısı yayınlanan gizemli bir televizyon programıyla tanıştırır. Bu ikili vöylece kendi dünyalarının ardında var olan doğaüstü bir dünyaya şahit olurlar. Televizyonun soluk ışığıyla Owen'ın gerçeklik algısı bozulmaya başlar.

17. yüzyıl Japonya'sında savaş yılları geride kalınca samuraylar da işsiz kalmıştır. Monarşik düzenin öğüttüğü Ronin'ler, barış zamanında birer posa olarak görülmekte ve birer birer harakiri yapmaktadırlar. Hatta açlık yüzünden onurlarından bile vazgeçip, otorite sahiplerinden para istemekte ve aksi taktirde kapılarının önünde harakiri yapmakla tehdit etmektedirler. Böyle bir ortamda yine eski bir samuray olan Hanshiro, yerel bir lordun huzuruna çıkar ve seppuku töreni için izin ister.

Masaki Kobayashi'nin İnsan Manzaraları serisinin ilk filmi, 2. Dünya Savaşı yıllarında Japonya'nın Çin'in Mançurya bölgesini işgal ettiği yıllarda başlıyor. Parlak bir mühendis olmasının yanında bir hümanist ve savaş karşıtı olan Kaji (Tatsuya Nakadai), Mançurya'daki Çinli esirlerin çalışma şartlarının iyileştirilmesi üzerine yaptığı çalışma sonrasında yeni evlendiği eşi Michiko (Michiyo Aratama) ile birlikte küçük bir maden kasabasına gönderilir. Burada kendi insani politikalarını yerleştirmeye çalışırken birçok iş arkadaşıyla ters düşen Kaji, aynı zamanda Çinli esirlerin güvenini kazanmanın da kolay olmayacağını anlayacaktır.

A group of friends' fishing boat capsizes off the coast of Mexico and they're left alone stranded at sea and struggling for survival.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.







0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir