
Jason Scott Lee
Avik

In an Arctic village in 1931, British mapmaker Walter Russell selects 12-year-old Eskimo Avik as his guide. When the boy contracts tuberculosis, Walter flies him to a Montreal hospital, where Avik meets Albertine and is infatuated. A decade later, a grown Avik encounters Albertine again in London, where he's serving as a British combat pilot. Despite her relationship with Walter, she and Avik begin an affair.

Jason Scott Lee
Avik

Robert Joamie
Young Avik

Anne Parillaud
Albertine

Annie Galipeau
Young Albertine

Patrick Bergin
Walter Russell

Clotilde Courau
Rainee

John Cusack
The Mapmaker

Jeanne Moreau
Sister Banville

Ben Mendelsohn
Farmboy

Jerry Snell
Boleslaw
Jayko Pitseolak
Avik's Grandmother

Matt Holland
Flight Navigator
Rebecca Vevee
Inuit Cook
Josape Kopalee
Inuit Elder
Reepah Arreak
Avik's Girlfriend

1941 yılında Hawaii 'de Japonların Pearl Harbor baskınının öncesinde bir Amerikan askeri üssünde geçer. Adaya yeni transfer edilmiş Er Robert Prewitt'in yetenekli bir boksör olduğu için boks takımında dövüşmesi istenir. Vicdani sebeplerden dolayı teklifi reddeden er Prewitt'i zor günler beklemektedir.Kararını değiştirmesi için başta Başçavuş Milton Warden olmak üzere diğer astsubaylar tüm zor görevleri er Prewitt'in üstüne yıkarak hayatı onun için zorlaştırmaya başlarlar.Bu zor zamanlarında derdini kelimelere dökemeyen Prewitt trompetini üfleyerek çıkardığı melodilerle teselli bulmaya çalışır.Tek destekçisi ise disiplinsiz ve şakacı arkadaşı Er Angelo Maggio (Frank Sinatra) 'dır...

"İngiliz Hasta", dört yabancının birbirinden farklı hayatlarının kesişerek içinden çıkılmaz bir hal aldığı; aşk, ihanet, entrika ve macera dolu destansı bir film... Hikayemizin çoğu, II. Dünya Savaşı'nın başlamasına yakın vurularak düşen bir uçaktan kurtulan, aklı hayatın sırları ve tutkularıyla dolu, bilinmeyen bir İngiliz hastanın gözlerinden anlatılmaktadır. Geçmişin ve şimdinin öyküleri gözler önüne serildikçe karakterler birbirlerine açılırlar ve iki aşk hikayesi ortaya çıkar. Mısır'dan sahra çöllerine yaptıkları tehlike dolu yolculukları, onları terkedilmiş bir İtalyan manastırında unutulmaz bir sonuca götürür...

1930'larda Meksika'dan Avrupa'ya seyahat eden bir gemideki yolcular, o dönemde toplumun genelini temsil eder. Tüm mürettebat Alman'dır ve buna yolculardan biri olan La Condesa'ya aşık olan Dr. Schumann da dahildir. Genç bir Amerikalı kadın olan Jenny, sevdiği adam David ile seyahat etmektedir. Jenny, diğer yolculardan bazılarının kim olduğu konusunda büyülenmiş ve kafası karışmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nda bir ambulans şoförü olan Lt. Henry ve hemşire Catherine Barkley arasındaki aşk masalı. İtalya’da geçen hikayede çift savaş sırasında aşık olacak ve onları hiçbir şey ayıramayacaktır. Film ayrıca Lt. Henry’nin savaş ve savaşmanın anlamı üzerine hislerini de analiz ediyor.

Hemşire Lillie,Van'da tanıştığı Osmanlı subayı Jude ile tanışıp, altmış gün süren zorlu bir yolculuk ile önce İstanbul'a ardından Doğu Anadolu'ya gider. Melih Paşa onu İstanbul'dan yanında Türk Subay İsmail ile birlikte Doğu'ya yollar. Yardım götürdüğü hastanenin başhekimi Woodruff ise Lillie'ye hastanenin de bulundukları coğrafyanın da bir kadına uygun olmadığını, geri dönmesini söyler. Komutan Halil Bey'in de farklı bir gerekçeyle Lillie'nin kalmasına itirazları vardır. Ancak genç kadın tüm itirazlara rağmen savaşın eşiğindeki bölgede ve iki aşk arasında kalacaktır.

II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra çekilmiş olan film, savaşta İtalya’da yaşananları anlatır. Film, yönetmenin savaş üçlemesinin ikincisidir ve aynı zamanda İtalyan Yeni Gerçekçilik akımında yer alır.

1943 Berlin'i, akıllı ve cesur bir Yahudi kadın olan Felice sahte bir isimle hayatını sürdürmekte olup aynı zamanda gizli bir örgüte üyedir. Lilly ise kendini bir yandan 4 çocuğuna adamış bir anne öte yandan bir Nazi subayının sadakatsiz eşidir. Bir süre sonra aradığı sevgiyi Felice ile aralarında alevlenen tutkulu bir aşkta bulacaktır. Öte yandan Gestapo da Felice'in peşindedir ve 1944'ün ağustosunda bir gün Lilly'nin dairesinde ortaya çıkacaktır.

Kopenhag, 1944. Alman işgali altındaki Danimarka'da halk savaşın bir an önce sonlanmasını dilemektedir. Bu arada özgürlük savaşçıları Bent Faurschou-Hviid (Ateş), ve Jørgen Haagen Schmith (Limon) Holger Danske direniş grubu adına çarpışarak hayatlarını tehlikeye atmaktadır. Direniş grubundaki üstleri Aksel Winther'in, ikiliye, iki Alman Abwehr subayına karşı harekete geçmeleri emrini vermesiyle birlikte olaylar kontrolden çıkar. Ödüllü yönetmen Ole Christian Madsen'in, gerçek olaylar ve görgü tanıklarının ifadeleri üzerine kurulan filmi, eleştirmenlerin övgüsüyle karşılandı.

Yasak bir aşk ve değişen sosyal normlar hakkında incelikle işlenmiş bir hikaye olan Benim Polisim, polis memuru Tom (Harry Styles/Linus Roache), öğretmen Marion (Emma Corrin/Gina McKee) ve müze kuratörü Patrick (David Dawson/Rupert Everett) arasında yaşanan ve kırk yıla yayılan bir aşk üçgenini anlatıyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında kendi ülkeleri hesabına tetikçilik yapan Amerikalı Max Vatan ile Fransız Marianne Beausejour'un 1942'deki bir görevleri sırasında yolları kesişir. İkisi de Casablanca'daki Nazi Alman elçiyi öldürmek üzere görevlendirilmiştir. Ancak bu görev sırasında birbirlerine aşık olurlar ve sonrasında evlenirler. Ancak evlenmiş olmalarına rağmen birbirlerinden sakladıkları birçok sır vardır ve bu aralarındaki sevgiyle birlikte hissedilir bir gerilimin de ortaya çıkmasına neden olacaktır.

1941'de, 16 yaşındaki bir hevesli sanatçı ve ailesi, Stalin'in Baltık bölgesinin acımasızca parçalanması arasında Sibirya'ya sürüldü. Bir kızın sanat tutkusu ve bitmeyen umutları, tarihin sessizliğini kıracak.

18. yüzyılda, İngiliz ve Fransız askerleri, Kuzey Amerika'nın kontrolünü ele geçirebilmek için savaşmaktadırlar. Kızılderililer ve yerleşimciler, bu savaşın ortasında kalmışlardır. Yerleşimcilerden Cora ve kızkardeşi Alice'i, başlarına gelen bir beladan Şahingöz adında bir kızılderili kurtarır. Şahingöz, aslında bir yerleşimcidir fakat ailesi ölünce son Mohikanlar tarafından büyütülmüştür.James Fenimore Cooper'ın romanından uyarlanan Mohikanların Sonuncusu, Michael Mann'in yönetmenlik kariyerinin önemli filmlerinden biri olarak kabul ediliyor. Daniel Day-Lewis'in oldukça başarılı bir performans sergilediğini de ekleyelim.

Soğuk Savaş Dönemi’nde Amerika’nın zirvesine karşı 1963 yılında kurulmuş olan dünyevi bir peri masalı. Dilsiz, bir o kadar da yalnız bir kadın olan Elisa Esposito, temizlikçi olarak çalıştığı gizli ve yüksek güvenlikli devlet laboratuvarında sessizlik içinde bir tecrit hayatına kapatılmış gibidir. Elisa’nın hayatı, meslektaşı Zelda ile birlikte gizli olarak sınıflandırılmış bir "deneyi" keşfettikleri zaman sonsuza dek değişecektir.


Set in German-occupied Norway, resistance fighter Knut Straud enlists the reluctant physicist Rolf Pedersen in an effort to destroy the German heavy water production plant in rural Telemark.

Amerikalı gazeteci John Reed'in gerçek yaşam öyküsünden uyarlanan film, Birinci Dünya Savaşı'nı kendine arka plan olarak seçiyor. Louise Bryant yeni tanıştığı John için kocasından ayrılır. John ile tanıştıktan sonra feminist hareketlerde de yer alan Louis, daha sonra John ile birlikte Amerika'daki iş gücünü korumak adına önemli protestolara katılırlar. Ekim Devrimi sırasında Rusya'ya giderek buradaki komünist hareketlerden etkilenen sevgililer, Amerika'ya döndüklerinde benzer bir devrim gerçekleştirmeyi kafalarına koyarlar * O dönem yaşamış, devrime ve komünist hareketlere tanıklık etmiş kişilerle yapılan röportajlardan yararlanılan film, Warren Beatty'e en iyi yönetmen ödülünü de kazandırmıştı * ilk dakikadan itibaren soluk almadan izlediğim, diyaloglarıyla, hikayesiyle, olay örgüsüyle ve ihtiyarlarıyla izlenmesi gereken, ince görebilen, işlenmemiş değerli taşın değerli olduğunu anlayabilen gözler için değerlenen bir film

Bu son derece etkileyici drama, II. Dünya Savaşı'nda gerçekleşen Bulge Savaşı sırasında Alman hatları arkasında kalan savaş yorgunu bir piyade bölüğünü anlatmaktadır. Ev özlemiyle yanan ve karla kaplı siperlerde soğuktan titreyen askerler acıya, ıstıraba ve üzüntüye bastırılamaz bir mizah ve amansız bir alay ile katlanmaktadırlar. Hiçbiri kahraman olmak niyetinde değildir ama hepsi de kendilerinden beklenen cesareti göstermeye hazırdır.

Wladyslaw Szpilman, Polonyalı başarılı bir piyanisttir. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların Polonya'yı işgal etmesiyle hayatı kâbusa döner. Musevi olduğu halde şans eseri toplama kamplarına gitmekten kurtulur ve Varşova'nın gettolarında yaşamaya başlar. Acı ve sefalet dolu yaşamı, bir gün bir Alman subayının ona yardıma gelmesi ve onu oradan kurtarmasıyla değişir.

1916 yılındayız. Birinci Dünya Savaşı iki yıldan beri tüm şiddetiyle devam etmektedir. İngiltere ve Fransa'nın müttefik güçleri, batı cephesinde Almanlar'ın sağlam siperlerine karşı verdiği savaşta başarılı olamamış, milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Öte yandan Avrupalılar'ı kendi savaşlarıyla başbaşa bırakmayı tercih eden Birleşik Amerika tarafsızlık ve izolasyon politikasını ısrarla korumaktadır. Ancak gönüllü ambulans sürücüleriyle Fransız lejyonunun üyesi olan bazı Amerikalılar, müttefiklere yardım etmek için Avrupa'ya geçmişlerdir. Çok geçmeden Amerikalı gönüllülerden bazıları, iyi teçhizatlı Alman pilotlarıyla baş edebilmek ve müttefiklerin savaş çabalarına yardımcı olabilmek için kendi özel filolarını oluştururlar. Ölümüne mücadeleyi göze alan "Flyboys" Kahraman Pilotlar filosu bu şekilde meydana gelir.

Billy Pilgrim kendisini iyice dünyada, zamanlar arasında mahkum hissetmeye başlamıştır. Bazı anlarda kendi geçmişinde, bazı anlarda ise hiç yaşamadığı geleceklerdedir. Bir gün, aniden kendisini çok uzaklardaki bir gezegenin hayvanat bahçesinde, sergilenirken buluverir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir