
Werner Krauß
Paracelsus


Werner Krauß
Paracelsus

Mathias Wieman
Ulrich von Hutten

Annelies Reinhold
Renata Pfefferkorn

Harald Kreutzberg
Gaukler Fliegenbein

Peter Martin Urtel
Famulus Johannes

Fritz Rasp
Magister

Josef Sieber
Bilse
Harry Langewisch
Pfefferkorn

Herbert Hübner
Count von Hohenreid

Franz Schafheitlin
Erasmus von Rotterdam

Hilde Sessak
Waitress

Rudolf Blümner
Froben

Karl Skraup
Surgeon

Erich Dunskus
Innkeeper

Victor Janson
Mayor

Her şeyiyle mükemmel olan Keller ailesinin, kusurlu tek yönü kör, sağır ve haliyle dilsiz kızlarıdır. Kızlarının yaşıyla birlikte sorunları da artmaktadır. İstekleri ve ihtiyaçları gün geçtikçe çoğalan Helen'i anlamak, annesi ve babası için dahi imkansızdır. Bir yandan sevgi, şefkat ve acıma duyguları işin içine girince, Helen'i terbiye etmeye kimsenin ne gücü, ne de cesareti yeter. Onu ya bir bakım evine terk etmek gerekmektedir ya da bir hoca tutarak son seçeneği değerlendirmek. İşe aldıkları öğretmen henüz öğrenciliği süren, deneyimsiz, bakım evlerinde büyümüş ve görme engelli biridir. Eve adım attığı anda sorunlar ikiye katlanınca, ailenin tüm umutları tükenir. Öğretmenin ve Helen'in başarısız olacakları konusunda herkes hemfikirdir ancak gerekli sabırla tüm dünyayı öğrenmeye çalışmak, denemeye değecek kadar güzeldir.

1927 yılında Atlas Okyanusu'nu uçakla tek başına geçen ilk pilot olan Amerikalı Charles Lindbergh'in maceralı yolcuğunun öyküsünü anlatan film adını bu öncü havacının rekorunu kırarken bindiği uçağın adından almıştır. Lindbergh, uçağı satın alabilmesi için gerekli olan parayı kendisine inanan dokuz St. Louis’ li iş adamı ve bankacıdan bulduğu için uçağına bu adı vermişti.Ünlü öncü havacı Charles Lindbergh'in 20 Mayıs 1927'de New York'tan tek motorlu ve eksik donanımlı bir uçakla tek başına havalanıp 33,5 saat süren bir yolculuktan sonra 21 Mayıs'ta Paris'e inerek bu alanda bir ilki başardığı maceralı yolculuğun öyküsünün anlatıldığı filmde Charles Lindbergh'i canlandıran James Stewart bu rol için oldukça yaşlı bulunmuştu. Film çekildiğinde 48 yaşında olan Stewart 25 yaşındaki Lindbergh'i oynuyordu.

1938'de gergin geçen Münih Konferansı'nda artık rakip hükûmetler için çalışan eski arkadaşlar bir Nazi sırrını açığa çıkarmak için yarışan gönülsüz casuslar hâline gelir.

Film İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’de yaşanan en büyük skandallardan birini ele alıyor: 1940’larda ve 1950’lerde 130.000 çocuğun İngiltere’den Avustralya’ya evlatlık olarak verilip ülkelerinden koparılmaları, hatta tacize uğramaları. Film, İngiliz hükümeti tarafından yıllarca gizlenen bu skandalı 1980’lerde ortaya çıkaran eski kamu görevlisi Margaret Humphreys’in çabalarını konu alıyor. Ailesi için en iyiyi yapmayı hedeflemiş bir anne olan Humphreys bu uğurda binlerce aileyi birleştirdi ve sorumluları hesap vermeye zorladı.

Buck Weaver and Hap Felsch are young idealistic players on the Chicago White Sox, a pennant-winning team owned by Charles Comiskey - a penny-pinching, hands-on manager who underpays his players and treats them with disdain. And when gamblers and hustlers discover that Comiskey's demoralized players are ripe for a money-making scheme, one by one the team members agree to throw the World Series. But when the White Sox are defeated, a couple of sports writers smell a fix and a national scandal explodes, ripping the cover off America's favorite pastime.

In autumn 1943, in Gross-Partsch, 26-year-old Rosa, who had come from Berlin to stay with the parents of her husband Gregor, who was fighting on the Russian front, was taken by the SS to a mysterious place. Forced to taste a dish, she joins the group of tasters responsible for checking that the food destined for Hitler is not poisoned.

Thomas Edison, George Westinghouse ve Nikola Tesla... Endüstriyel çağın en büyük mucitlerinden üç kahraman. 19. yüzyıl sonlarında elektrik sistemi üzerine, adeta bir savaşı andıran kıyasıya bir rekabete girişirler. Entrikalarla dolu süreçte rakiplerini alt eden isim, 1893 Dünya Fuarı’nı aydınlatacak akım türünün patent sahibi olacaktır. Kazanan tarihin akışını, dünyanın kaderini değiştirecektir.

Jem Belcher, eski bir boksör olan büyükbabası tarafından yoksulluk içinde büyütülür. Maddi olarak tükenmiş ve büyükbabasını gururlandırma arzusuyla hareket eden genç adam, onun izinden gitmeye karar verir. Bunu için de ünlü koç Bill Warr’dan yardım alır. Bill, Jem'in doğal yeteneğini geliştirmeyi ve onu dünyanın gördüğü en büyük dövüşçü yapmayı hedefliyor. Büyük bağlılık ve birçok zorluk sayesinde Jem'in planı işe yarar. Jim, şampiyon olur ve sosyal olarak yükselir. Ama sonra bir kaza onu kısmen kör bırakır ve acımasızca düşer. Ancak, birdenbire, acımasız bir dövüşte yeni şampiyonla yüzleşmek için son bir şans yakalar.

Söylendiğine göre Bavyera Düşesi Elisabeth’in bel ölçüsü yıllar boyu yalnızca 45 cm olarak kalmış. Fakat Sisi olarak da bilinen Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth, yalnızca belini böyle ince özel yapım korseleri yüzünden değil, Viyana’daki sarayda kendine biçilen sessiz ve işlevsiz biblo rolü yüzünden de boğulmuş, nefessiz kalmış.

Film , 19.yüzyılda Çin'de kadınlara uygulanan katı kültürel normlar ile savaşmak için kendilerine özgü gizli kodlar geliştiren iki kadının ömürboyu süren dostluğunu anlatıyor.

Amerikan tarihinin en önemli insan hakları savunucularından ve siyahi liderlerinden biri olan Malcolm X’in hayatı, Spike Lee’nin yaratıcı bakış açısı ile beyazperdeye aktarılıyor. Daha önce Broadway’de tarihi lideri canlandırmış olan Denzel Washington’un dikkate değer oyunculuğu ile Malcolm X’in hikayesi sıradan bir biyografi olmaktan çok, bir insanın hayatında devrim yapıp kendini gerçekleştirmesi şeklinde, dönemlere bölünerek anlatılmış:Babası Ku Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm, çağdaşı bir çok zenci gibi umutsuz ve zor bir çocukluk geçirir. Neticesinde hayatı günlük yaşayan hedonist bir hırsıza dönüşür. Sonunda hapise girdiğinde İslam öğretisi kendisini yeniden tanımlamasına yardımcı olur. Burada dahil olduğu toplulukta kendini bulur ve yükselmeye başlar. Hapisten çıkınca Malcolm, adeta bir mesih işlevi yüklenir ve kendilerini birer suçlu yapan toplumsal adaletsizliğe başkaldırır.

Amerika'nın gökyüzüne hakim olma ve uzaya yolculuk hayalleri destansı ve görkemliydi. Philip Kaufman'ın Tom Wolfe'un The Right Stuff' adlı romanından uyarladığı, yedi cesur astronot ve maceracı bir test pilotunun yaşamını, ve yaşadıkları renkli dönemi anlatan bu film de öyle. Dört Oscar Ödülü sahibi The Right Stuff, öncü Merkür astronotlarının yaşamını anlatıyor. Shepard, Grissom, Glenn, Carpenter, Schirra, Cooper ve Slayton isimli bu adamlar, ilkel bir uzay aracıyla yeni ufuklara yol alan ilk Amerikalılar oldular.

Race 1936 yılında Berlin Olimpik Oyunları'nda 4 adet altın madalya kazanan atlet Jesse Owens'ın hayatına odaklanıyor. Tarihin en iyi atleti olmak için çıktığı yolda efsanevi bir yıldız olan ve 1936 Olimpiyatları'nda Adolf Hitler'in Ari üstünlüğü görüşüne karşı mücadele ederek dünya sahnesine çıkan Jesse Owens'ın gerçek ve etkileyici hikayesine tanık oluyoruz.

Katolik kraliçe Mary ölür ve tahta pek istenmese de protestan olan ve öldürmeye kıyamadığı kardeşi Elizabeth geçer. Elizabeth’in önünde uzun ve bolca dikenli bir yol vardır. Etrafında hem destekçileri hem de her fırsatta katolik egemenliği geri getirmeye çalışan insanlar vardır. Bunun yanında evlenmesi ve kendisinden sonra tahta geçmesi gereken bir vasil bırakmak zorundadır. Tüm bu zorlukların arasında Elizabeth’in ingiltereyi nasıl yöneteceği ise tam bir muammadır.

Madras'da fakir bir ailenin çocuğu olarak doğup büyümüş, iyi bir eğitim almamış Srinivasa Ramanujan, matematiğe büyük bir ilgi duymaktadır ve çalışmalarını Cambridge Üniversitesi'ne gönderir. Bu çalışmalardan çok etkilenen G.H. Hardy genç dahiyi üniversiteye davet eder. Tüm hayatını geçirdiği ülkeyi ve sevdiği kadını geride bırakarak İngiltere'ye gelen Ramanujan, hem hiç alışık olmadığı akademik dünyaya alışmaya, hem de 1. Dünya Savaşı'nı tüm ağırlığıyla hisseden ülkede yabancı düşmanlığıyla mücadele etmeye çalışacaktır.

Amerikan başkanı Kennedy'nin tartışmalı suikastı ardında onlarca sanık ve komplo teorisi bırakır. New Orleans bölge savcısı Jim Garrison ise, Başkan John F. Kennedy suikastıyla ilgili yürüttüğü soruşturma ile olayın ardında yatan gerçekleri ortaya çıkarmaya kararlıdır.

Küçük bir kasabanın tozlu köklerinden Hollywood'un ışıltısına, oradan da dünya sahnesine uzanan REAGAN, zorlukların üstesinden gelmenin sinematik bir yolculuğu. Hayatı Ronald Reagan'ınkiyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı hale gelen eski bir KGB ajanı olan Viktor Petrovich'in sesinden anlatılan bu film, büyüleyici olduğu kadar benzersiz bir bakış açısı sunuyor. Dennis Quaid, geleneksel bir biyografik filmin ötesine geçen bir hikayeye hayat vererek, yolculuğunda kendisini destekleyen bir kadının aşkıyla ayakta duran ve zorlukların üstesinden gelen bir adamın gücünün etkisinin derin bir keşfini sunuyor.


Paranoyak imparator Tiberius'un ölümünden sonra, varisi Caligula iktidarı ele geçirir ve imparatorluğu kanlı bir delilik ve ahlaksızlık sarmalına sürükler.

Gerçek bir hikayeden uyarlanarak yapılan "61" filmi Efsane Beyzbol Oyuncusu Roger Maris'in başarı öyküsünü anlatmaktadır. 1960 Yılında Kansas City Beyzbol takımdan New York Yankelerine transfer olan sağ kanat oyuncusu Roger Maris (Barry Pepper) takımın yıldızlarından Mickey Mantle(Thomas Jane) ile muhteşem bir sezon geçirmektedir. Her iki oyuncuda takımlarına yapmış oldukları sayı turları ile bir anda ilgi odagı olurlar ve uzun zamandır rekoru kırılamayan Babe Ruth'un 61 sayılık rekorunu egale etme şansı yakalarlar. Şimdi geriye tek bir şey kalmıştır Babe Ruth'un 61 sayılık rekorunu kırmak. Beyzbol severlerin begenerek izleyebileceği filmin yönetmenligini Billy Crystal başrollerini ise Barry Pepper ve Thomas Jane paylaşmaktadır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir