
Юрий Боголюбов
Veselin

The film portrays the life of the legendary Azerbaijani guerrilla of the Second World War Mehdi Huseynzadeh, who fought the Nazi forces in the present-day Italy and Slovenia, hence the film's name On distant shores referring to the Adriatic Sea.

Юрий Боголюбов
Veselin

Андрей Файт
Mazelli

Григорий Шпигель
Shults

Николай Боголюбов
Tinti

Nodar Shashigoglu
Mehdi Huseynzadeh

Alasgar Alakbarov
Ferrero

Лев Бордуков
Karranti

Adil İsgəndərov
Rosselini
Mariya Figner
Pepitta

Konstantin Adamov
Veselin's Father
Salman Dadaşov
Spy
Lidiya Dronovskaya
Planichka

Tələt Rəhmanov

Константин Мякишев
Partisan
Voldemar Zangbreg
Partisan

Bu son derece etkileyici drama, II. Dünya Savaşı'nda gerçekleşen Bulge Savaşı sırasında Alman hatları arkasında kalan savaş yorgunu bir piyade bölüğünü anlatmaktadır. Ev özlemiyle yanan ve karla kaplı siperlerde soğuktan titreyen askerler acıya, ıstıraba ve üzüntüye bastırılamaz bir mizah ve amansız bir alay ile katlanmaktadırlar. Hiçbiri kahraman olmak niyetinde değildir ama hepsi de kendilerinden beklenen cesareti göstermeye hazırdır.

Afganistan'da görev yapan genç bir Amerikan askeri, komutanının bazı davranışlarından rahatsızlık duyar. Bu durum, onu ahlaki bir ikilimenin içine sürükler

ABD ordusunda bir yarbay, Kanada'nın seçkin askerlerinden ve ABD ordusunun artıklarından oluşan seçkin bir komando tarzı birlik kurmakla görevlendirilir.

Cristero Savaşı sırasında yaşanan gerçek bir hikayeyi anlatan film, 1920'lerde Meksika hükümetinin Katolikler'e uyguladığı insanlık dışı zulmü anlatıyor.

Sürekli Özgürlük Harekatı sırasında Afganistan’da aslen yerel halk ile toplumsal kalkınma projeleri gerçekleştirmesi gereken Keating Muharebe Karakolu sürekli Taliban tarafından organize olmayan küçük çaplı saldırılara uğramaktadır. Ancak Taliban güçleri üstte ilk defa koordineli bir saldırı düzenlediklerinde yardım gelene kadar üstteki 53 Amerikan askeri yaklaşık 400 direnişçiye karşı ölüm kalım savaşı vermeye başlar. Film, CNN muhabiri Jake Tapper’ın gerçek olayların anlatıldığı aynı isimli kitabından uyarlanmıştır.

Regent Horthy is the leader of Hungary and a German ally, but his favorable standing with Hitler changes as the war comes to an end. Forced to cede Hungary’s power or else witness the execution of his son, Regent Horthy gives up control of his country to the Nazis, who quickly move Hungarians to ghettos and death camps, with no hope in sight. But the despair changes when a young man named Elek emerges. Separated from his family during the relocations and aided by the woman he loves , Elek defies the enemy by becoming one of them. In a race against time, disguised as a Nazi Officer he embarks on a mission to save his family and thousands of his countrymen.

Vatandaşları tarafından hain olarak damgalanan Fransız uyruklu Marie DuJardin, Amerikan askerleri tarafından bir şartla kurtarılır. Marie'nin hayatta kalabilmesi için onları bir altın zulasına götürmesi gerekir.

Nazi işgali altındaki Fransa üzerindeki bir keşif görevinde, pilot David Holden bir B-17 bombacısı ile birlikte vurulur. Bunun ardından Holden bir havaalanının yakınına inmek zorunda kalır ve burada Almanların ABD işaretli uçağa, Mihver Devletlerin savaşı kazanmasına yardımcı olabilecek, şehri yok edebilecek bir süper bomba yüklediğini öğrenir. Holden, yakalanan mürettebatı kurtarmak ve kıyamet planını durdurmak için arama devriyelerinden ve intikamcı bir Nazi askerinden kaçmalıdır.

Waiting For Anya, Michael Morpurgo’nun aynı isimli romanından sinemaya uyarlananıyor. Romanın konusu ise şöyle: Fransa-İspanya sınırındaki küçük Lescun kasabasında yaşayan Jo, savaşa uğurladığı babasının özlemiyle başa çıkmaya çalışırken, okuldan artakalan zamanlarını çobanlık yaparak geçirir. Günün birinde Jo, dağda bulduğu ayı yavrusuna bakan gizemli bir adamla karşılaşır. Daha önce bir yerlerde gördüğüne emin olduğu bu adamın izini sürmeye karar verince boyundan büyük işlere kalkışır. Savaşın yakıcı etkilerinden kaçmaya çalışan bir düzine çocuğun kaderi, artık tamamen onun ellerindedir. Çocukların düşünü kurduğu barış, kasaba sınırının yanı başındaki dağların eteklerinden geçmektedir. Ancak bu yol, bir grup rütbeli davetsiz misafir yüzünden her zamankinden çok daha tehlikeli bir hâl almıştır.

James McBride'in aynı adlı romanından uyarlanan savaş filmi, Spike Lee'nin imzasını taşıyor 1983'de işlenen bir cinayetin temeli 2 Dünya Savaşı'na dayanmaktadır O dönemde Amerikan Ordusu'na bağlı 92 Buffalo Askerleri'nden Stamps, Bishop, Hector ve Train İtalya'nın Toskana bölgesinde savaşmaktadır Düşman hattının gerisinde kapana kısılınca birliklerinden ayrı düşerler 4 siyahi asker, 9 yaşındaki Angelo'yu kurtarmak için kendi hayatlarını riske atarlar.

Floransa 1934. Değişik kültürlerden gelme bir grup hanımefendi her gün öğleden sonra çay içmek için bir araya gelmektedir. Britanya'nın eski İtalya Büyükelçisinin dul eşi Lady Random, artist ve şarkıcı olan Arabella, aşırı heyecanlı Amerikanlı arkeolog Georgie ile kendi başına buyruk Elsa bu grubun bazı üyeleridir. İçlerinden birisi olan Mary küçük bir çocuğun velisi olur ve kısa süre sonra da tüm grup bu küçük çocuğu sanki kendi evlatlık edinmiş gibi sahiplenmeye ve onu yetiştirmek üzere çalışmaya başlarlar. Ancak bu benzersiz topluluğun düzenli giden yaşantısı politik ortamın değişmeye başlaması üzerine etkilenir ve büyümekte olan Luca artık kendi başının çaresine bakmanın yollarını aramak ve önüne çıkacak zorluklara göğüs germek zorunda kalacaktır.

Toplumdan uzakta, ormanlık bir alanda inziva hayatı yaşayan hayatta kalma uzmanı bir baba olan Bowdrie ve kızı Tag, bir gün nehir kenarında yaralı ve gizemli bir kadın bulurlar. Kadını evlerine alıp tedavi etmeye başlarlar ancak çok geçmeden kadının peşinde acımasız ve intikam hırsıyla dolu bir uyuşturucu kartelinin olduğunu fark ederler. Sakin ve izole yaşamları, bir anda kabusa dönüşür. Bowdrie ve kızı, evlerini ve kendilerini korumak için hayatta kalma becerilerini sonuna kadar kullanmak zorunda kalır.

2. Dünya savaşında bir komando takımı, Ege adalarından birine bombaları imha etmek üzere gönderiliyor. Alman birlikleri burada bir kanalın kontrolünü elinde tutmaktadır. Komandoların amacı, topları imha edip İngilizlerin bölgeye girmesini sağlamaktır. Alistair MacLean'in romanından uyarlanan film, tüm zamanların en başarılı savaş filmlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bunda senaryo kadar, parlak oyuncu kadrosunun da etkisi var. Ayrıca göz alıcı efektleriyle Oscar ödülü kazandığını da belirtmek gerek.

Avusturalyalı Oliver Woodward'ın sıradışı ama gerçek hikayesi. 1916 yılında Batı Cephesi'inde Alman hatlarının altındaki tünel savaşlarında Avusturalyalılar düşmanın patlayıcı dolu labirent tünellere sızmasını önlemek ve savaşın seyrini değiştirmek için mücadele etmektedir.

Dünyanın her yerinde medyanın ilgisini çeken gerçek bir olaydan esinlenen Son Piyade, 92 yaşındaki bir 2. dünya savaşı gazisi olan Artie Crawford'ın maceralarını anlatan dokunaklı bir dram. Artie, Normandiya'da gerçekleşecek 75. yıl anma törenini kaldığı huzur evinde duyar. Kutlamalara katılmaya kararlı olan Artie huzur evinden gözüpek bir kaçış planlar ve eski birliğine son bir kez saygısını sunmak için Fransa'ya doğru ilham verici bir yolculuğa çıkar.

Film, 1943 yılında iki istihbarat ajanının, müttefiklerin planladıkları saldırıyı dezenformasyon yöntemiyle önlemeye çalıştıkları absürt savaş stratejisini anlatıyor.

Mallory ve Miller geri dönüyor. Navarone'dan hayatta kalanlar başında Albay Barnsby'nin olduğu Force 10 birimiyle birlikte görevlendirilirler. Ancak Force 10'un ayrı bir görevi vardır ve diğerleri bunu bilmemektedir.

Tarihin en büyük hazine avının gerçek hikayesinden uyarlanan The Monuments Men tuhaf bir 2. Dünya Savaşı müfrezesini anlatıyor. Bu müfrezedekiler FDR tarafından sanat eserlerini Nazi hırsızlarından kurtarmak ve sahiplerine ulaştırmak için Almanya’ya gitmekle görevlendiriliyorlar. Ancak bu imkansız bir görevdir: düşman hattının arkasında kalan sanat eserleri ve her şeyi yok etme emir almış Alman ordusuyla, bu adamlar – hiç askeri deneyimi olmayan yedi müze müdürü, koleksiyon yöneticisi ve sanat tarihçisi- nasıl başarılı olabilir ki? Ancak Monuments Men olarak bilinen bu adamlar kendilerini 1000 yıllık kültürün yok olmasını önlemek için zamana karşı yarışırken, insanoğlunun en büyük başarılarını korumak için hayatlarını da riske atacaklardır..

“...1900'ün yalnızca siyasal bir film olarak anılmasını istemem. Bu, daha geniş olarak yaşam, yazgı, aşk ve siyaset üzerine bir filmdir. Çünkü siyaset de gündelik yaşamımızın bir parçasıdır...” - Bernardo Bertolucci Mekan, 19. Yüzyılın sonunda siyasi birliğini sağlamayı ancak başarabilmiş, bu nedenle de sömürgecilik yarışında geri kalmış İtalya. İtalya’nın en ünlü toprak sahiplerinden Berlinghieri ailesinin oğlu Alfredo ve babası çiftçi olan Olmo, 1900 yılında aynı gün doğarlar. Adaletsizliklerle ve ekonomik sıkıntılarla dolu olan 20. Yüzyıl İtalyası’nda iki yakın arkadaş olan Alfredo ve Olmo’nun arasındaki ilişki, yaşları büyüdükçe keskinleşen sınıf farklılıkları ve ülke içi-dışında yaşanan siyasi sorunlar nedeniyle arkadaşlıktan düşmanlığa dönüşür. Savaşa gidip gelen Alfredo, artık Marksist Olmo’nun gözünde, yok edilmesi gereken faşist bir liderden başka bir şey değildir.

Sinemada gösterildiği yıllarda , tartışmalı biçimde, tamamen yanlış anlaşılmalarla dolu ve utanç verici biçimde eleştirilen, ama uzun yıllar sonra şimdi ,sadece Rossellini'nin en iyi filmlerinden biri olarak anılmakla kalmayıp, aynı zamanda modern sinemanın temel elementlerinden biri olarak hak ettiği yeri bulmuştur. Küçük bir ipucu verelim : Bir evlilik, İtalya'ya yapılan bir seyahat esnasında kötüye gider, biz de izleriz.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir