
Tanya Roberts
Carly Arnold


1990’larda Sierra Leone’de gelişmekte olan kaos ve iç savaşın fon oluşturduğu Kanlı Elmas, Güney Afrikalı paralı asker Danny Archer ile Mendeli balıkçı Solomon Vandy’nin hikayesi. Her iki adam da Afrikalıdır fakat geçmişleri ve şartları olabildiğince farklıdır. Ne var ki hayatlarını değiştirebilecek pembe bir elması bulmak için çıktıkları serüvende yazgıları kesişir.

Eski bir Vietnam gazisi olan John Rambo, terhis olduktan 7 yıl sonra yürüyerek geldiği bir kasabada biraz dinlenip karnını doyurmak ister. Ancak kasabanın şerifi, Rambo'yu hoş karşılamaz ve kasabadan ayrılmak istemeyen Rambo'yu tutuklayıp karakola götürür. Karakolda gördüğü işkenceler sırasında aklına savaşta yaşadıkları gelen Rambo kendini kaybeder ve kasabanın yakınındaki ormanlık alana kaçar. Peşindeki güvenlik güçlerinden kurtulmak için gördüğü eğitimi uygulamaktan başka şansı olmayan Rambo'nun eski Yeşil Bereli olduğunu öğrenen polis kuvvetleri ise eski komutanı Albay Samuel Trautman'dan yardım isteyecektir.

Güney Afrikalı Patrick Chamusso (Derek Luke) ve eşi Precious’un (Bonnie Henna) kızları ile birlikte mutlu bir yaşamları vardır… Secunda Rafinerisi’nde ustabaşı olarak çalışan Patrick, boş zamanlarında yerel bir futbol takımının koçluğunu yapmaktak, siyahlar üzerinde acımasızca baskı kurmuş ırkçı sistemi de protesto eden bir tutum sergilemekten çekinmemektedir… Oscar ödüllü oyuncu Tim Robbins ise, ülkenin Polis Güvenlik Birimi’nde görevli Albay Nic Vos rolünde… Vos, Afrika Ulusal Kongresi’nin, ırkçı sisteme karşı yürüttüğü yasadışı faaliyetlerine hızlandırmasıyla birlikte, her an alevlenmeye hazır olan olaylarda düzeni sağlamaya çalışmaktadır. Vos aynı zamanda karısının ve kızlarının güvenliğinden de endişe duymaktadır… Albay Vos’la Patrick’in karşılaşması, Secunda Rafinerisi’nin sabote edilmesinden sonra gerçekleşir…

Travis, sessiz bir adam. Sırlarını sadece yollarla paylaşıyor. Kırmızı şapkasıyla, çoğu insanın arabayla bile zor katlandığı yollara ayaklarıyla meydan okuyor. Bir gün Travis kardeşinin davetiyle yeniden medeniyete dönüyor. Evde onu kardeşinin eşi ve kendi oğlu beklemektedir. Başta uygar ve kuralcı bir yaşamı dışlayan Travis oğlu için katlanmaya başlar. Hatta alıştıkça, uzun süre ertelediği bir şeyi yapmaya karar verir. Yeniden yollara dönmeden önce, eski karısını bulmak... Wim Wenders'in filmi, tüm zamanların en etkileyici filmleri arasına rahatlıkla girebilir. Olağanüstü karakter çalışması, yerleşik hayatı ve konformizmi tartışması ve tabii müthiş karşılaşmayı konu edinen unutulmaz son sahnesi bu filmi 20. yüzyılın zirvelerinden biri yapıyor.

Idi Amin'in Uganda'sı ile ilgili neler biliyorsunuz? Dünyanın tanıdığı en vahşi diktatörlerden bir olan Idi Amin'in Uganda'sı ile bizleri tanıştıran film, insanlık tarihinin karanlık sayfalarından birine kamerasını çeviriyor.Tıbbi bir misyonla Uganda'ya gelen genç doktor Nicholas Garrigan, bu uzak ve çok da fazla tanımadığı ülkeye doğru yola çıktığında oldukça idealist düşüncelerle yüklüdür. Fakat bu düşüncelerinin yerini büyük bir karanlığın alması uzun sürmez. Son derece katı ve barbar bir yönetim şekli yürüten Idi Amin'in emirleri altında, hareket sınırları oldukça dardır. İlk zamanlar bunun onurunu yaşasa da Garrigan'ın, nasıl bir barbarlığın parçası yapılmak istendiğini anlaması uzun sürmeyecektir. Ama yanlışlardan geri dönüş, sandığı kadar kolay olmayacaktır.

Bu son derece etkileyici drama, II. Dünya Savaşı'nda gerçekleşen Bulge Savaşı sırasında Alman hatları arkasında kalan savaş yorgunu bir piyade bölüğünü anlatmaktadır. Ev özlemiyle yanan ve karla kaplı siperlerde soğuktan titreyen askerler acıya, ıstıraba ve üzüntüye bastırılamaz bir mizah ve amansız bir alay ile katlanmaktadırlar. Hiçbiri kahraman olmak niyetinde değildir ama hepsi de kendilerinden beklenen cesareti göstermeye hazırdır.

Mervyn LeRoy’un, .Robert E. Burns’ün otobiyografik hikâyesini temel alan, Ben Bir Pranga Kaçağıyım, şansı yaver gitmeyen bir 1. Dünya Savaşı gazisi olarak, uydurma bir suç yüzünden prangaya vurulup, uzak güney eyaletlerinde ağır işçiliğe mahkûm edilmesinin ardından, merhametsiz bir suçluya dönüşen masum bir adamın canlı bir portresini sunar. Adam dürüst bir hayat sürmek için kaçar, ihanete uğrar, yeniden kaçar ve yakalanmış bir kaçak olarak ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Kayayı bile orta yerinden çatlatacak sadist gardiyanlar, firarlar (birçok filme temel oluşturmuş, uluyan tazıların bataklıktaki takip sahnesi dâhil), hücre cezası, parmaklıkların ardındaki kendine özgü dil başarılı bir biçimde perdeye taşınır. Sırf defalarca gönderme yapılmış bir film olması (en son Coen Kardeşler’in O Brother, Where Art Thou?/ Nerdesin Be Birader? filminde) açısından seyredilmeye değer bir yapım. Modası geçmiş olsa da halen ünlü ve unutulmaz son cümlesiyle seyirciyi derinden etkiliyor.

15 yaşındaki Angel saldırı ve oto hırsızlığı, 16 yaşındaki Davis satmak amacı ile uyuşturucu bulundurma ve 17 yaşındaki Butch bir görevliye saldırmaktan suçludurlar. Bu üç çocuk suçlu, ıslahevine getirilir ve deneyimli bir bakıcının gözetimine verilir. Onları ıslahevinde zor günler beklemektedir.

Gerçek yaşanmış bir öyküden uyarlanmış bu film İngilterenin dünya köle ticaretinin başı olduğu bir dönemde İngiltere yüce mahkemesi başkanın oğlu siyahi bir kadından doğma bir kız çocuğunu büyütülmesi için aile malikahanesine getirmesiyle başlar. Belle İngiliz aristokrasi kurallarına göre büyütülecektir ama genede onlardan biri olabilmek için alınması yol uzundur.

II. Dünya Savaşı ertesi, Almanya. Michael Berg adlı genç, kendisinin yaşça iki katı büyük olan Hanna Schmitz'e aşık olmuştur. Gizli bir ilişki yaşayan ikilinin aşkı Hanna'nın bir gün ortadan kaybolmasıyla biter. Aradan 8 yıl geçmiştir ve hukuk okuyan Michael savaş suçları mahkemesinde gözlemcilik yapıyordur. Bir gün sanık sandalyesinde Hanna'yı görür. Mahkemede Hanna'nın geçmişi ortaya dökülürken, Michael ikisinin de hayatını değiştirecek bir sırrı ortaya çıkarır.

Apayrı dünyalara sahip milyoner Edward ile araba tamircisi Carter’ın yolları, kanser hastalığı sebebiyle bir hastane odasını paylaşmalarıyla kesişir ve sadece iki ortak noktaları olduğunu keşfederler: Hayatlarının kalan kısmını yapmak istedikleri her şeyi yaparak geçirme arzusu ve kendileriyle barışma ihtiyacı. Hayatları boyunca yapmak istedikleri herşeyin bir listesini yapıp hastaneyi terkeden iki arkadaş, birlikte araba seyahatine çıkarlar ve bu süreçte dost olup hayatı dolu dolu, hoşgörü ve mizahla yaşamayı öğrenirler.

Mahkumlara piyano dersi veren yaşlı müzik öğretmeni, genç bir mahkumun müzik dehasını keşfeder ve kendini onun yeteneğini geliştirmeye adar.

Sinema tarihinin ilk 10 filminden biri... Dünya sinemasının başyapıtları arasında, tüm zamanların en önemli filmi olan Potemkin Zırhlısı; 1905 devrimi yansıtan devrimci bir film olmasının yanında, büyük usta Eisenstein'ın sinema sanatında devrim yaratan bir çalışmasıdır. Potemkin Zırhlısı'nda, tarihin en baskıcı rejimlerinden Rus Çarlığına karşı halkın ayaklanması ve dayanışması yalın ama sarsıcı bir dille anlatılmaktadır. Eisenstein, Potemkin Zırhlısı'nda, sinema tarihinde bir ilki gerçekleştirdi ve filmin baş kahramanı olarak "yıldızlar" yerine, halk kitlelerini seçti. Bolşevik devrimi, sanatın tüm alanında olduğu gibi, sinema sanatında da büyük bir canlanma yarattı. Ve çeşitli sinema akımları bu dönemde özgün örneklerini sundu. Sinema ustası Dziga Vertov'un sinema kuramı ve biçemi Sinema-Göz'e karşı Einsestein, Sinema-Yumruk kuramını geliştirdi ve ilk örneğini Potemkin Zırhlısı'yla verdi..

Jean Paul Belmondo filmografisinin hatırı sayılır yapıtlarından olan Le Professionnel, özellikle Ennio Morricone'nin Chi Mai soundtrack'i ve Paris sokaklarında geçen araba kovalama sahnesiyle hafızalarda yer etmiştir. Filmde Malagawi isimli Afrika ülkesinin başkanını öldürmek üzere görevlendirilen ajan Joss politik ilişkilerin değişmesiyle Fransa gizli servisi tarafından ele verilir...... ve iki senelik hapis hayatından sonra amirlerinden intikam almak üzere ülkesine döner. Belmondo'nun karizmasıyla lezzetlenen Fransız usulü aksiyon yönetmen Georges Lautner'in imzasını taşımaktadır.

Pizza dağıtıcısı Victor, birkaç gün önce tanıştığı Elena'yla ateşli bir tartışma yapıyor. Çünkü Elena, Victor'la tanıştığında sarhoştur ve ayıldıktan sonra Victor'u istemediğini söylemiştir. Bu tartışma sırasında çıkan seslerden dolayı iki polis memuru sahneye giriyor ve kazara bir silah patlıyor… 4 yıl sonra genç olan polis David (Javier Bardem) tekerlekli sandalyede basketbol yıldızı oluyor ve Elena'yla evleniyor. "Nasıl oluyor da oluyor?" diye merak ediyorsanız "Çıplak Ten" tam size göre… Çılgın İspanyol yönetmen Pedro Almodovar'ın 1997 tarihli filmi…

20. yüzyılın ilk yarısında İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan'da geçen film, bağımsızlık mücadelesi için İngiliz yönetimine karşı "Pasif Direniş"i örgütleyen Mahatma Gandhi'nin hayatından bir kesit anlatıyor. En iyi biyografik çalışmalardan biri olarak kabul edilen Gandhi, 11 dalda aday olduğu Oscar ödüllerinden "en iyi film" ve "en iyi yönetmen" dahil tam 8 ödülle döndü. Gandhi rolünde sinema tarihinin en iyi performanslarından birine imza atan usta oyuncu Ben Kingsley'nin ise "en iyi erkek oyuncu" dalında heykelciğe uzanmasıysa pek zor olmadı. Cenaze sahnesinde yaklaşık 300.000 kişinin yer almasıyla da bir film sahnesinde yer alan en kalabalık insan sayısı rekorunu da elinde bulunduran film, çarpıcı sahneleriyle hafızalardan silinmeyecek bir yapıt. Hindistan bağımsızlık hareketinin lideri Gandhi'nin gerçek hayatından sinemaya aktarılan bu gerçekçi yapım, ülkemizde yıllarca yasaklanmış ve gösterime girememişti..

Akademi Ödüllü Sean Connery'nin, II. Dünya Savaşı sırasında Libya çöllerindeki bir İngiliz askeri kışlasında sadist bir subay tarafından ezilmeyi reddeden bir mahkumu oynadığı bu filmin yönetmeni ünlü Sidney Lumet.

Top gol çizgisinden ağlara doğru yuvarlanır ve 50.000 taraftar tezahürata başlar. Bu size maçın aslında olağan bir futbol maçı olmadığını gösterir. Bu bir savaştır! Savaş alanı Paris'te işgal edilen bir stadyumdur. Ordular: Alman yıldız takımı, P.O.W müteffiklerine karşı. Amaçları ise Yahudi ırkından olmayanların üstünlüğünü kanıtlamaktır. Tahmin edin, kim kazanır ? Daha doğrusu kim maçı bir kaçış yolu olarak kullanır? Sylvester Stallone, Michael Caine ve Max von Sydow, bu gerilim dolu filmde rol alıyorlar. John Houston tarafından çekilen film, savaşların kendine özgü kurallarına ve galibiyetin hem oyun sahasında, hem de savaş alanında elde edilebileceğini gösterir. Ayrıca Pele, Bobby Moore, Osvoldo Ardiles, Co Prins, Mike Summerbee gibi gerçek hayattaki futbol efsanelerinin muthiş yeteneklerini sergilemelerini keyifle izleyeceksiniz.

John Shaft, fiziksel güç tehdidi, para vaadi ve güzel bir öğretmenin cazibesiyle Afrika'da anadilini konuşan gezgin bir işçi kimliğine bürünmeye ikna edilir. Görevi, göçmenleri Avrupa'ya kaçıran ve sonra da onları sömüren bir çetenin çökertilmesine yardımcı olmaktır. Ancak kötü adamlar onun yolda olduğunu duymuştur.

Parti başlıyor... Kendini göstermenin tam sırası... Daha şimdiden üç gün oldu. Burada öğreneceklerini asla annenden ya da okuldan öğrenemezsin. Ne yaptığın sadece seni ilgilendirir. Çok korkaksan, bunu yapmasını bir başkasından da isteyebilirim. 18 gün boyunca 4 genç kayıplara karışmıştır. Sonunda bu dört gençten biri olan Liz ortaya çıkar, korkmuştur ve yalnızdır... Partinin sonu... Bir okulun 4 öğrencisi ansızın ortadan kaybolmuştur... Balangıçta hepsine bir heyacan ve oyun gibi gözüken bu olay tam 18 gün sürer. Hayatta kalmayı başaran Liz olan biteni anlatmaktadır...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.





0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir