
Thora Birch
Liz Dunn

"Tutku, ihtiras ve kıskançlık bilinmeyene uzanan kara bir delikte intikam, ölüm korkusu ve dehşet olarak sizi bekleyecek!.."
Parti başlıyor... Kendini göstermenin tam sırası... Daha şimdiden üç gün oldu. Burada öğreneceklerini asla annenden ya da okuldan öğrenemezsin. Ne yaptığın sadece seni ilgilendirir. Çok korkaksan, bunu yapmasını bir başkasından da isteyebilirim. 18 gün boyunca 4 genç kayıplara karışmıştır. Sonunda bu dört gençten biri olan Liz ortaya çıkar, korkmuştur ve yalnızdır... Partinin sonu... Bir okulun 4 öğrencisi ansızın ortadan kaybolmuştur... Balangıçta hepsine bir heyacan ve oyun gibi gözüken bu olay tam 18 gün sürer. Hayatta kalmayı başaran Liz olan biteni anlatmaktadır...

Thora Birch
Liz Dunn

Desmond Harrington
Mike Steel

Keira Knightley
Frances 'Frankie' Almond Smith

Laurence Fox
Geoff Bingham

Embeth Davidtz
Dr. Philippa Horwood

Steven Waddington
DCS Tom Howard

Emma Griffiths Malin
Daisy

Kelly Hunter
DI Chapman

Daniel Brocklebank
Martyn Taylor

Jemma Powell
Minnie (as Gemma Powell)

Gemma Craven
Mrs. Dunn

Anastasia Hille
Gillian
Maria Pastel
Policewoman
Celia Montague
Solicitor

Kevin Trainor
Boy in School

Emily Rose üniversiteye gitmek için kırsal bölgedeki güvenli evinden ayrıldığında, kendisini nelerin beklediği hakkında sahip değildir. Bir gece yurtta yalnızken, tüyler ürpertici bir ‘halüsinasyon’ (sanrı) görür ve kendinden geçer. Geçirdiği bu krizler daha sık ve ciddi bir hâl almaya başlayınca, koyu bir Katolik olan Emily, kilisesinin rahibi Peder Richard Moore’un kendisine şeytan çıkarma ayini uygulamasını ister. Genç kız bu dehşet verici şeytan çıkarma ayini sırasında ölünce, rahip ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermek suçuyla yargılanır.

Cain (John Lithgow), babasının yaptığı deneyler için küçük çocuklara ihtiyaç duyan, çift kişilikli bir adam. Karısı, bir süre sonra Cain'deki gariplikleri farkediyor ancak çok ağır sorunları olan adamı kurtarmak için artık çok geç.. Brian De Palma'nın açıkça Hitchcock, Welles ve Michael Powell'dan izler taşıyan filmi özellikle yönetmenin hayranlarına sesleniyor.

Stranded in the open sea after a fatal accident, a young woman and her two friends are rescued by a fishing vessel's captain, unaware that the ship harbors a chilling secret.

Eski kocasıyla trajik bir geçmişi olan ve harabe bir hotelde taciz korkuları içinde yaşayan yalnız bir garson, garip bir adamla romantik anlar yaşamaya başlayınca yeniden hayatla ilgili umutlanır. Fakat paranoyak ve heryerde böcek gördüğünü söyleyen, eski asker olan sevgili için hayat o kadarda toz pembe değildir.

San Diego'lu bir genç, Euripides'in Orestes tragedyasından esinlenerek antika bir kılıçla annesini öldürdükten sonra iki kişiyi kendi evinde rehin alır. Yüksek lisans öğrencisi Brad McCullum'ın şehrin kıyısında geçen bu cinai öyküsü, iyi bir dedektif ve genç adamın arkadaşlarının olayı çözme çabalarıyla sürer. Amaç hem McCullum'ın niyetini anlamak hem de rehineleri kurtarmaktır.

Joanna Mills'in (Sarah Michelle Gellar, The Grudge 1 ve 2 filmlerinin, Buffy the Vampire Slayer dizisinin yıldızı, bir nakliyat şirketinde satış temsilcisi olarak başarılı bir görevi vardır. Ancak özel hayatı babası ve onun için saplantı duygular besleyen eski erkek arkadaşı tarafından alt üst olmuştur. Bir gün hiç tanımadığı bir kadının hunharca öldürülmesine tanık olur. Katilin bir sonraki hedefi ise kendisidir. Gördüğü kabuslar, onu öldürülen kadının yaşadığı yere götürür. Bazı sırların saklanamayacağı ve ruhların asla yok olamayacağını keşfeder. Bu cinayeti çözerken, Joanna kendisi le ilgili pek çok bilinmezi de çözecektir.

1930ların Oklahoma'sında, bölgedeki korkunç toz fırtınalarının içinde bir kadın, şeytani bir varlığın ailesini tehdit ettiğine inanır.

Genç bir kadın olan Nina, yetenekli bir balerindir. Eski bir balerin olan ve dans konusundaki hırsını kendisine aşılayan annesi ile New York’ta yaşayan Nina’nın hayatı danstan ibarettir. Bale yönetmeni Thomas Leroy, sahneye koyduğu Kuğu Gölü Balesi’nin baş dansçısını yeni sezonda değiştirmeye karar verir. Zarif, masum ve saf Beyaz Kuğu ile kötülüğün, şehvetin ve bilinmezliğin temsilcisi Siyah Kuğu'yu aynı anda canlandırabilecek bir balerin arayan yönetmenin ilk tercihi Nina olur. Ancak rolü almak için elinden geleni yapan Nina’nın karşısında güçlü bir rakibi vardır. Nina, Beyaz Kuğu rolü için harikalar yaratsa da genç kadının Siyah Kuğu performansı pek de başarılı değildir. Rakibi Lily ise Siyah Kuğu rolü için iyi bir performans sergiler. Lily ve Nina arasındaki rekabet, çalışmalar boyunca ilginç bir dostluğa dönüşür. Bu süreçte Nina, hayatının mahvolmasına neden olan karanlık tarafıyla yüzleşmeye başlar.

Genç bir kadın gözlerini tanımadığı bir adamın bodrumunda açar. Adam genç kadına onu kimyasal bir saldırıdan kurtardığını ve dışarısının yaşanamaz bir halde olduğunu söyler.

Kız kardeşinin öldürülmesinden sonra Nic, küçük kız kardeşi ve iki arkadaşı, Pasifik adasında bir kayak macerasında teselli arar. Yolculuğa saatler kala kadınlar bir köpekbalığı tarafından takip edilir ve bir araya gelmeleri, korkularıyla yüzleşmeleri ve birbirlerini kurtarmaları gerekir.

Claire Spencer sesler duymaya ve ürkütücü görüntüler görmeye başladığında, dünya dışı bir ruhun onunla iletişim kurmaya çalıştığını düşünür. Bu sırada, kocası ona gördüğü her şeyin kafasında olduğunu söyleyerek güven vermeye çalışır. Ancak Claire araştırdıkça, sevdiği adamın bu konu hakkında düşündüğünden çok daha fazlasını bilebileceğini keşfeder.

A forensic psychologist must determine if a minor should be charged with murder.

Usta yönetmen Barbet Schroeder filminde Hollywood'un iki star oyuncusu Michael Keaton ve Andy Garcia'yı biraraya getiriyor. San Francisco'lu polis Frank Connor (Andy Garcia), ölümcül hasta oğlu için uygun bir kemik nakli arayışında. Birçok cinayet işlemiş olan Peter McCabe (Michael Keaton) için ise hastaneye girmeyi başarmak, özgürlüğüne kavuşması için çok önemli. McCabe'in kaçmasıyla, tüm hastane bir savaş alanına dönüyor ve Connor ironik bir şekilde, cani kaçağı korumak zorunda kalıyor. Bunun, oğlununun kurtulabilmesi için tek yol olduğunu bilen polis Connor için her şey daha da karmaşıklaşıyor.

Kendi oğlunun ölümünün üzüntüsü ile yaşarken sandıkta mumyalanmış olarak gömülü bulunan bir çocuğun kalıntılarından kimligini ortaya çıkarmaya çalışan bir dedektifin hikayesini konu alıyor.

Jordan, 911 Acil yardım hattında santral görevlisi olarak çalışan bir kadındır. Bir gün merkezi arayan genç bir kız sesi evine zorla giren biri olduğunu ve hayatının tehlikede olduğunu söyler. Jordan ekipler evi tespit edip, kızı kurtarıncaya kadar, telefonda katili oyalamaya ve ikna etmeye çalışan Jordan başarısız olur. Genç kız ölür; dahası birbirini takip eden olayların bir seri katil işi olduğu ortaya çıkar. Bu arada Jordan'ın psikolojisi de altüst olmuştur. Aradan zaman geçer ve 911'e "Kaçırıldım, lütfen beni kurtarın!" diyen başka bir yardım çağrısı gelir. Çağrıyı devralan Jordan kızı sağ salim kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapmaya kararlıdır. Televizyondaki gerilim türündeki işleriyle tanıdığımız Brad Anderson'ın yönetmenliğini üstlendiği filmin başrolünde Oscar ödüllü oyuncu Halle Berry yer alıyor...

Genç bir gazeteci olan Grace, komşusu Danielle'nin bir cinayet işlediğine ve erkek arkadaşını öldürdüğüne tanık olur. Ancak Danielle'nin bir siyam ikizi olduğu ortaya çıkınca işler daha da karışacak ve cinayet çözülmesi zor bir hal alacaktır.

Hunter, ıssız bir malikanede eşiyle beraber yaşamaktadır. Nahif duruşu, evin içinde bile özenli saçları ve kıyafetleriyle salınan Hunter, adeta kafese kapatılmış Marilyn Monroe gibidir. İçe dönük bir hayat sürerken görüştüğü kişiler eşi Richie’nin ailesi ve yakın çevresinden ibarettir. Mutsuz bir kadın olduğunu gizlemek için ise küçük uğraşlarla kafasını dağıtmaya çalışır. Hamile olduğunu öğrendikten sonra sakladığı bunalımı iyice dışarı vurmaya başlar ve hayatına renk katmak adına evdeki değişik nesneleri yutmak gibi acı dolu bir alışkanlık edinir. (Pika Sendromu olarak adlandırılan bu hastalık en çok çocuklarda ve hamilelerde görünür. Vücudundaki eksik bir mineralden kaynaklanabildiği gibi psikolojik sorunların da habercisi olabilir.) Hunter, gittikçe daha tehlikeli nesneleri yutmaya devam edecek ve işler çığırından çıkmaya başlayınca hem geçmişiyle hem de eşiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Hoşlandığı kızın kalbini kazanmak için gizemli "Tek Dilek Söğüdü"nü (One Wish Willow) kıran umutsuz bir romantik, tam da dilediği şeye kavuşur; ancak çok geçmeden bazı arzuların karanlık ve tekinsiz bir bedeli olduğunu keşfeder.

Moll, küçük bir adada, yerleşik hayatı olan genç bir kadındır. Bir gün dışarıdan gelen bir yabancıya aşık olur. Bu adam Moll'un hayatında, baskıcı ailesinden uzaklaşma için güç ve dayanak noktası gibi olur fakat zamanla bu yabancının bir seri katil olduğu iddiası ortalığı karıştırır.

Hem Martin Scorsese’nin hem de Robert De Niro’nun filmografilerindeki belki de bu en çarpıcı filmde, 70’lerin Manhattan gecelerinde taksicilik yapan Vietnam gazisi Travis’le birlikte sokaklardayız.Hikaye boyunca etrafındaki hayatla ve yolunun kesişeceği "toplumun pisliğiyle" (bir çocuk fahişe, güzel bir sarışın, başkan adayı bir senatör, gözü dönmüş bir kadın satıcısı) bir türlü iletişim kuramayacak olan Travis, en nihayetinde ipleri eline alacaktır. Üstelik gündüzleri izlemeye gittiği belden aşağı filmlerdeki "vahşi" bir stilde...Sadece eşsiz senaryosu ve oyunculuklarıyla değil, sıradışı sinematografisiyle de tüm zamanların en etkili filmlerinden biri...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir